Aslında evliliklerin koruyucusu Hera ile kocası ve tanrıların tanrısı, çapkınlığıyla ünlü Zeus arasında geçen bir savaştı Truva. Afrodit’in de savunucusu olan Zeus’un desteklediği bu şehri Akalara karşı savunmaya gelenlerin arasında Rodos’ta yaşayan Dorlar da yer almıştı. Ama Zeus savaşı kaybedince onlar da yenik sayıldılar. Yurtlarına dönerken Anadolu’nun ucundaki toprakları da barınak edineceklerdi.

Eylem ile Nazlı tek motorla gitmeye karar vermişlerdi Ahsen ve çocuklarının yanına. Nazlı Ahsen’e bildiği el sanatlarından bir şeyler öğretiyor o da hızlı öğreniyordu. Elektrikli motorlar herkesin evindeydi. Kah Eylem onu götürüyor kah Nazlı sırayı kapıyordu. Bazen de kızlarını yanlarında götürdükleri için iki ayrı motorla gidiyorlardı. Büyükler çalışırken onlar da çocukları oyalıyordu. Zeus heykelciği vardı Nazlı’nın motorunun bir köşesinde diğerinkinde ise seni yine yeneceğim diyen ve kıs kıs gülen Hera heykelciği. Arkadaşlar koyun özelliğinden dolayı birbirlerine antik Yunan tanrı ve tanrıçalarından aldıkları ön adlarla sesleniyorlardı.

Hayır Apollonia Nazlı. Ben artık o kadınla görüşmek istemiyorum. Zeus Şeref’i de al gel, bir kahve içer sohbet ederiz.

Hayırdır ya. Sesin iyi gelmiyor. Bir sorun mu var?

Gelin işte. Konuşuruz.

Tamam. Çok merak ettim şimdi. Nemesis Fethi’yle bir şey mi yaşandı.

Saçmalama. Haydi bekliyoruz.

              İki aile bu koyda tanışmış ve kısa süre içinde çok sık bir araya gelmeye başlamışlardı.

              Savaşın en sert anında Zeus’u baştan çıkararak oyalamıştı Hera. İşte bu nedenle Truva koruyucusundan mahrum kalmış ve yenilgiye boyun eğmişti. Onunla birlikte yenilmiş sayılan tunç çağının sonlandırıcısı Dorlar Rodos’a dönerken kurarlar Ege ve Akdeniz’i ayıran, bilimi kucaklamış Knidos’u; zengin, kültürlü, sanatsever ve özgürlük sembolü şehri.

Artemis Eylem bizi kahveye çağırıyor, Zeus Şeref. Önemli bir konuyu konuşmak istiyorlarmış. Senin bir şeyden haberin var mı? Afrodit Ahsen’le neden görüşmek istemiyorlar?

Bilmiyorum tam olarak ama Nemesis bir iki şey anlatmaya çalışmıştı çağla toplamaya gittiğimizde. Ben de sözünü her seferinde kesmiştim. Bana anlaşılır gibi gelmedi o nedenle seninle paylaşmadım.

Şimdi anlat.

Yok anlatmayacağım. Sen de şaşırırsın. Belki de farklı bir gelişme olmuştur, yanıltmak istemem. Bir gidelim hele. Kötü şeyler yaşayacağız gibi bir his var içimde.

His mi anne? Apollon’un adını kendine uyarlamanın nedeni kehanet yapan bilici bir tanrı olmasından sanırım. Aynı zamanda Apollon müziğin, sanatların, güneşin, ateşin ve şiirin tanrısı olarak da bilinir. Apollonia yakışmış sana. Neyse gidip dönelim, ben de zoom üzerinden bir iş toplantısına katılacağım. Belki firma değiştiririm. Bu arada bu adları ezberlemeniz zor olmadı mı?

Oyalanıyoruz işte. Hani antik bölgedeyiz ya uyum sağlayalım dedik.  Depremzedelerle yaptığımız bir etkinlikte birbirimize taktığımız adlar bunlar. Kadın erkek diye ayırmadan bize yakın kişiliklerin adlarını seçmiştik. Herkesin hoşuna gitmişti. İkinci toplantıdaki giysilerimiz bile o dönemi anlatıyordu. Depremzedeler için sağaltıcıydı. Haydi çıkıyoruz. Motoru sen kullan. Biz de kral ve kraliçe olarak arkada otururuz. Kapıları kilitleyelim mi?

Yok anne ya. Burası hala güvenilir olma özelliğini koruyor. Kapı pencere açık yatıyoruz zaten. Ben eteğimi giyip geliyorum hemen. Bugün şort giymeyeceğim.

Rüzgar var kızım.

Ee ne olmuş. Hani bu bölgeyi herkesin rahat yaşayabiliyor olması nedeniyle seviyordun, baba? Pardon Zeus!

Evet tanrıların tanrısı Zeus, ne olmuş?

Ya tamam bir şey demedim. Beni neyle suçlamak istediğinizi anlamadım. Bir de değersiz diye kıyıdaki arsaları kızlarına vermişler çok beğendiğiniz yerliler biliyor musunuz?  

Öyle mi? Şimdi paha biçilmez oldular ama ne haber. Toprağın adaleti işte.

Aman tamam. İyi ki bir şey söyledim. Neyse. Motorun anahtarını aldınız mı?

Konuyu uzatmayalım yine. Anahtar motorun üzerinde kalıyor ya. Sen çok fazla kalmadığın için yeterince bilmiyorsun buraları. Kimse başkasının sahip olduğu şeye dokunmaz. Alsa da geri getirip yerine koyar mutlaka. Büyük şehirler gibi değil.

              Afrodit Ahsen çocuklarıyla birlikte 6 Şubat depreminin yaşandığı Hatay’dan gelmişti Palamutbükü’ne. On ilde yaşanan felaket, can kaybının yanı sıra binlerce insanın evsiz barksız kalmasına neden olmuştu. Güzelliğini yitirmemiş olan Afrodit vedalaşamadan yitirdiği eşinin mezarına son bir demet çiçek bırakarak herkese hoşça kal demişti felaketten bir buçuk ay kadar sonra. Kim bilir bir daha ne zaman görüşürlerdi. Yaraları sarmak için çok çaba harcamıştı üzerinden güneşin eksik olmadığı koyun yerlileri ve sonradan yerleşenler. Afrodit’te onların sayesinde ev temizliği işçiliğine soyunmuştu. Bazen de pansiyon ya da apartları temizliyordu diğerleri ile birlikte. O çağla toplayıcılığını tercih etmemişti şimdilik. Verim de çok düşüktü bu yıl gerçi. Gittiği evlerde yaşayanlar buraya sonradan gelenlerdi, Artemis ve Apollonia gibi.

 Badem çiçekleri açtığında insanın içini rahatlatan kokular sarardı bu bölgeyi. Arılar coşar, toprak tam bir görsel güzelliğe bürünürdü. Şubat ve mart ayları doğanın büyüleyici görüntüsüne kapılarak gizlemeye çalışırlardı soğukluklarını. Koyu sarmalayan dağlardaki türlü türlü kekikler, ada çayları kendilerine gülümseyen nergis ve dağ laleleriyle buluşmanın heyecanını yaşarlar. Vargit çiçekleriyle yaban orkideler boylarından büyük işlere kalkışı, yazın kuru gözüken toprağa hatta kayalıklara ayrı bir sıcaklık katarlar. Turkuaz rengini insana armağan eden deniz coşkunluğunu en üst sınıra taşır. Mitolojik dönemin tanrı ve tanrıçaları belki de bu nedenle birbirlerine aşklar ilan etmiş, aldatmış ya da kıskançlık savaşlarına neden olmuşlardı. Ama bu defa çiçekler dallarında rahat değildi. Bu yıl dostlarına yeterince badem sunamayacak olmanın altını çiziyorlardı sanki. Margarita papatyaları sürekli boyunları bükük bir şekilde kendilerinden kısa olan papatyalarla birlikte ağırlıyordu yaşamdaşlarını. Pembe ve beyaz hakim oluyordu bu mevsimde ama bu defa pus o renklerin üzerini örtmüş gibiydi. Buraya sığınan insanlar, yaşadıkları yerler üzerine düşen gölgeden getirmişlerdi. Yıllar yıllar önce Truva’nın üzerine düşen gölgeye benziyordu.

              Kıskançlığın ateşlediği Truva savaşını kaybedenlerin erkekleri kılıçtan geçirilmiş, kadın ve çocuklar da köleleştirilmek üzere Akalar tarafından gemilere götürülmüştü. Onlara desteğe gelip de yenilmiş sayılanların bazıları topraklarına dönerken yeni yerleşkelere ve yaşamlara da adım atmışlardı. Bugünlerde yaşanan doğal felaketler ve insan elinin neden olduğu tahribatlara direnen bu yerleşkenin sütunları tanık oldukları neşeli zamanların yanı sıra hüzünlü olanları da anlatır. Tiyatrolarında sahnelenen oyunlar o dönemde yaşananlardan esinlenmiştir mutlaka.   

Afrodit Ahsen de yerle bir olmuş yaşantısını yeniden ayağa kaldırmak için bu koyu tercih etmişti eski uygarlıklar gibi.

Acil işi olanların bu bölgeye yakışmadıklarını belirtircesine yerlerinden kalkmadan gelenleri süzmüştü kapı önündeki gölgeden yararlanmakta olan sokak köpekleri. Kediler ise begonvillerin irileşmiş gövdeleriyle duvarların üzerine sinerek afacan bakışlarıyla karşılamışlardı konukları. Sonradan her biri kendilerine kucak seçecekti.

Hoş geldiniz.

              Ağzı iyi laf yapardı Nemesis’in. Tanrıça adı olmasına rağmen adalet, intikam ve dengeyi temsil ettiği için seçmişti bu adı Fethi. Geçmişin yaşantıları ona çok şey katmıştı.

Hemen kahveleri getiriyorum. İsteyene ada çayı yapabilirim. Geçen gün toplamıştım.

Kahve ve çay ikramının hemen ardından Apollonia sabırsızlığına engel olamayıp soruyu sormuştu.

Ne oldu, Afrodit size karşı olumsuz bir şey mi yaptı?

              Kendisine güzeller güzeli oyunu vermeyen Truvalı yakışıklı Paris’e öfkesinin yanı sıra, Zeus’un sonu gelmeyen yaramazlıklarıydı Hera’yı Akalardan yana saf tutmaya yol açan. Sadece o mu? Bir kadını kocasına aldırmadan sevgili edinip kaçırmış olması da işin tuzu biberi olmuştu ahlak bekçisi için. O öfke seli neredeyse Afrodit’i bile yok edecekti. Zeus yenilgiyi kabul ettiğinde sağlam denilen kale duvarlarının taşları tek tek dökülmeye başlamıştı. Biraz sonra iki aile için de benzer durum yaşanacaktı.

Yok, bize karşı doğrudan yaptığı bir şey yok. Ama son zamanlardaki hareketlerini beğenmiyoruz.

Hım. Evi mi iyi temizlemiyor. Ya da başkalarından bir şikayet mi geldi?

Yok o da değil. Sen de biliyorsun temizliğine göz yumuyoruz. Sonuçta destek amaçlı bütün bu işler. Yoksa bizim temizlikçiye ihtiyacımız yok.

Evet. Aslına bakarsan bizim de öyle. O halde sorun ne?

Ahlaki olmayan şeyler yaşanıyor sanki. Değişik arabalarda, ciplerde falan görüyoruz.

Artemis Eylem de desteklemişti eşini. Yunan avcılık, vahşi doğa ve iffet tanrıçası olan Artemis adını bu nedenle seçmişti zaten. Avcılık hariç. Doğayı çok seven biriydi o. Hera adını neden tercih etmediğini kimse anlamamıştı.

Nasıl ya? Ne demek şimdi bu?

              Zeus’un bu çıkışına Apollonia destek vermekte gecikmedi.

Ahlaki derken ne söylemek istediğini anlamıyorum ama değişik arabalarda gördüğünüz için illa da olumsuz-doğru sözcüğü de bulamıyorum gerçi- bir karşılığı mı olmalı. En azından biz de mi öyle düşünmeliyiz bilemedim. Ahlak diye diye nice insanlar öldürüldü. Özellikle kimlerin kurban edildiğini bizim gibi düşünenler biliyor sanırım. Bunun çok riskli bir kavram olduğu da açık değil mi? Öte yandan bu topraklardaki Knidos uygarlığının ayak izleri tamamen silinmiş değil.

Hiç olmazsa bizler saçma sapan yaklaşımların esiri olmamalıyız, Artemis.

Saçma sapan mı? Somut şeylerden söz ediyorum. Burada yaşananların çoğunu anlattık ama daha önce de kabul etmemiştiniz.

Hala da etmiyoruz. Kimin nasıl yaşadığından bize ne. Bize de çevremize de bir zararı yok.

              Akalar kendilerinden yana olan tanrıların katkısıyla kurnazlığa başvurmuşlardı. Tahtadan yaptıkları büyük bir atı Truva’ya hediye etmiş, içindeki askerler de herkes uykudayken kale kapılarını açmıştı saldırganlar için. Zaferi ancak bu kurnazlıkla elde edebilmişlerdi. Ahlak denilen olgu yapıştığı bedeni içten içe kemiren böyle bir Truva atı mıydı yoksa?

 Dorlar kendilerinden çok uzakta olan krallığı savunurken birçok saldırıyı göğüslemişti yenik sayılana kadar. Afrodit’in çıplak heykeli için de benzer cesareti sergilemişlerdi sonradan. Demokrasinin ilk örneğinin yaşandığı Palamutbükü’ne 10 kilometre uzaklıkta bulunan Knidos’ta sergilenmişti heykel. Kendilerinden binlerce yıl sonra çıplaklığın örtüsünün anlamsızlığını dile getirecek olan yazarlara gönderme yapmış olduklarının farkında değillerdi belki de. Hera kıs kıs gülmeye devam ediyordu anlaşılan

Zararı yok mu?

Yok tabi. Aksi takdirde kadına yönelik şiddeti onaylayacağız. Artı söylemek istediğinin yaşanıp yaşanmadığından da emin değilsin. Kimseye ve hiçbir şeye zarar vermedikçe insan istediği gibi yaşamalı diyorduk, ne oldu?

Yaşamı herkes için yaşanabilir kılmak değil miydi amacımız?

Bu olay farklı ama.

Nesi farklı anlamadım. Geçen dağlarda kekik toplamaya giderken yaptığınız tuhaf esprileri unutmadım.

              Apollonia, Zeus ve Nemesis’e bakarak söylemişti bu sözü. Zeus bakışlarını yerden kaldırmazken Nemesis inatla konuşanın yüzüne bakmayı sürdürüyordu.

Hani şu tek başına yaşayan kadının evinin yanından geçerken söylediğiniz sözler aklınızdadır. O halde biz de erkek ve kadın diyerek yaşamı ikiye mi bölelim yani?

Bir kadının bunca olumsuzluğa rağmen ayaklarının üstünde durmayı beceriyor olmasını takdir etmektense başka şeylerle ilgileniyorsunuz. Çok üzücü gerçekten. Geçmişte yaşananlardan daha büyük çöküntülerin tanığı olmak beni kahrediyor doğrusu.

Neyse. Artık onunla görüşmek istemediğimizi söyledik biz ona.

Söylediniz mi?

              O anda Apollonia’nın telefonu çalınca konuşma kesildi.

Ne? Hemen geliyoruz.

Ne oldu, Apollonia?

              Arkadan gelen ağlama ve siren sesini duyan Apollonia gözyaşların gizleyemeden yerinden fırladı, diğerleri de peşinden.

Afrodit’in büyük kızıydı arayan. Yakın arkadaşlar ilk şoku atlatmaya çalışıyordu şimdi. Üst üste yaşadığı felaketlere dayanamamıştı demek ki kadıncağız.

              Karısının müdahalesi yüzünden yaralanan ve Zeus tarafından korunmaya alınan aşk tanrıçası Afrodit’in çıplak heykelinin nerede olduğu bilinmiyor hala. Truva atı ise görevini tamamlamış olmanın rahatlığıyla göz kırpmayı sürdürüyor.   

HAMİT ERGÜVEN