Polis her yerde beni arıyordu. Yalnızca polis mi sizin gibi birçok kişi peşime düşmüştü. Gece gündüz yapılan aramalardan günlerdir sonuç alınamıyor olması herkeste sıkıntıya yol açmaya başlamıştı. Birbirlerine ters davranan bu kişilerde beni bulamamanın gerginliği patlama noktasına ulaşmıştı. O kadar ki aile içi kavgaların bile yaşandığına tanık olabiliyordum. Önceleri ufak tartışmalarla başlayan çatışmalar sonrasında şiddetlenerek kavgaya dönüşüyordu.
Fatma ile Naki’nin evine konuk olduğum -daha doğrusu işimi takip etmekti amacım- bir gün huzur dolu yaşamlarının nasıl sarsılmakta olduğunu görmüştüm. Arkadaşları arasında ideal çift olarak bilinen ikiliyi etkilemeyi başardığımı görmek beni sevince boğmuştu.
Karıcığım valla billa benim o işlerle ilgim yok, inan bana.
Yokmuş. Hadi mesajları anladık, fotoğraflara ne demeli?
Ah inan ben de bilmiyorum. O saatlerde işte olduğumu biliyorsun.
Ne işi olduğunu gördük.
Hay Allah ya! Şunu bulsam bak neler yapacağım.
Asıl ben bulsam sana neler yapacağım.
Bulunamıyor olmam bana iyi geliyordu elbette. İşimi başarıyla sürdürdüğümü anlıyordum böylece. Her evde benzer şeyler yaşanması beni sevindiriyordu. İleri yaşlarda -olgunluk yaşı demek istiyorum- olmalarına rağmen insanların psikolojilerine dokunabiliyor, cinsiyetlerine bakmadan onları baştan çıkarabiliyordum.
Sonuçta ilişkilerin temeli neye dayanıyordu ki.
Kocacığım neden bana inanmıyorsun? O kişinin kim olduğunu, ne zaman yanıma geldiğini Vallahi bilmiyorum.
İyi de elleri nerende geziyordu.
Video mu niye, Naci?
Bak şimdi! Bir de dalga geçiyorsun.
Vallahi billahi yok ya. Fotoğraf o. O el bana hiç değmedi. Montajdır inan. Ah şu teknoloji!
Teknolojiymiş de bilmem ne. Ben gördüğüme inanırım. Ne der büyüklerimiz?
Ne der?
He ne der? Duyduğuna değil gördüğüne inan, hiç olmazsa!
Ya ne diyorsun alla aşkına! Sen öyle tutucu bir adam değildin, ne oldu sana?
Tutucu mu? O kadar da rahat davranamayacağım. Üzgünüm. Nasıl bir iş buluşmasıysa bu.
Çıldıracağım şimdi. Ben senin nelerine göz yumuyorum.
Göz yummak mı? Şuna bak. Şimdi bana döndün. Yağdanlıksın yahu.
Yağdanlıkmış!
Naci karısına günlerdir dokunamıyor olmanın sıkıntısını yaşıyordu zaten. Birkaç günlük iş gezisi dönüşünde ona sarılıp yatmayı düşlerken, ilk karşılamasında neden kaçamak davrandığını anladığını sanmıştı. Ama yine de bu tartışmayı ertesi güne bırakmadığına pişman olmuştu. Çok özlemişti onunla birlikte olmayı. Şimdi Necla hepten uzak duracaktı ondan.
Yarattığım bu kaos halinin sadece aile içi çatışmalara neden olmaması gerekiyordu. Becerilerimin daha yüksek olduğunun farkındaydım. Bir şirkette ya da bir iş yerinde de karışıklığa yol açmanın kolay olduğunu biliyordum. Beni oluşturanların özelliklerinin yine benden ayrı düşünülmesi olası değildi elbette. Aslında işlerin iyi gittiği bir ortaklığı bile rahatlıkla bozabiliyordum. Oldukça iyi huylu olarak bilinen Muharrem’in birlikte iş kurduğu dostu ile düştüğü duruma baktığımda başarılı olduğum için sevinmiş ama öte yandan yarattığım olumsuzluk için üzülmüştüm.
Sezmiştim. Vallahi billahi sezmiştim.
Neyi sezmiştin, neyi Muharrem?
Bağırınca üste çıkacağını mı sanıyorsun?
Ne üste çıkması, neden söz ediyorsun? Seni anlamakta zorlanıyorum.
Geçen akşam habire mesajlaştığın gözümden kaçmadı. Son yemekte arkadaşlar bile uyarmak zorunda kaldılar seni.
Ne mesajlaşması ya?
Ne mesajlaşmasıymış? Bu böyle sürmez Muharrem. İşlerin durgunlaşmasının bir nedeni olmalıydı.
Ne demek istiyorsun? Bu durumun suçlusu ben miyim şimdi?
Başka bir neden göremiyorum inan. Güvenim sarsıldı.
Allah Allah. Ne yani şirketi kapatıyor muyuz?
Yok canım neden kapatalım.
Ee?
Ya sen al ya ben alayım. Başka türlü olmaz. Daha fazla hırpalamayalım birbirimizi. Bunca yıllık dostluğumuz bozulmasın.
Alamayacağımı biliyorsun. Sen bu durumu özellikle kurgulamış olmayasın?
Sessizlik ne anlama gelir bilmem ama bu kaos beni en çok sevindirenlerden biri oldu. Kopuş başlamıştı bir kere. İlişkinin eskisi gibi sürmeyeceğini her ikisi de biliyordu artık. Bu kadar kolay oluyor her şey inanın. Siz de isterseniz beni örnek alıp savaşlar bile çıkartabilirsiniz. Biraz abarttım galiba ama en azından birine cinayet işletebilirsiniz demek daha gerçekçi olur sanırım. Çok zorlanmayacağınıza emininim. Ne de olsa içinizde bir yerlerde beklemekteyim. Bir kıvılcım yeter. Benim mesleğim en iyisidir, daha çok kazanmalıyım, en birinci benim demek, birbirini anlamak için daha az çaba harcamak falan. Bunların hepsi içinizde büyüttüğünüz bende var zaten. İkilik görüşü buna dayanıyor ya. Yin Yang’dan söz ettiğimi anlamışsınızdır sanırım. Hangisini beslersen o seni yönetir. İşte ben de öyleyim. Yukarıdaki örneğin birlikte büyümüş, dostlukları sağlam görünen iki kişiden alındığını da anlamışsınızdır. Yani gördüğünüz gibi benim suçum değil valla billa. Hani içimizde yeryüzündeki insan sayısı kadar kişilik varmış derler ya. Yalan sayılmaz. Her farklı durum karşısında kişiliğinizin farklı yönleri olarak ortaya çıkabiliyorum. Size de şaşırmak kalıyor, üzgünüm ama böyle. Kararlılıklarından ödün vermeyenlere çok öfkeleniyorum inanın.
Amirim vallahi billahi gece gündüz çalışıyoruz. İşi çok iyi biliyor olmalı ki kimse bulamadı.
Yok, senin benim koltuğumda gözün var Necmi.
Ya amirim o nasıl söz Allah aşkına. Hiç olur mu?
Hiç olur muymuş? Oluyor işte. Hani sonuç. Raporlar yarım yamalak, bilmem ne. Yarın teftişe geleceklerini biliyorsun. Ne diyeceğim ben gelenlere, ha? Söylesene! Evde bile huzur kalmadı.
Ne alaka?
Nasıl ne alaka. Yok eve geç gitmeye başlamışmışım. Kravatım gevşek oluyormuş artık. Yok üniformamda olmadık izler görüyormuş, bilmem ne.
Ben konuşayım yenge hanımla.
Sakın ha. Seninle olan ilişkimi bitiririm o zaman.
Tamam peki. Ama inan…
Kes hadi. Seni Hüsrev’in meyhanesinde biriyle fıs fıs konuşurken görmüşler. Al bak fotoğrafa.
Hay şu teknolojinin. O benim çocukluk arkadaşım.
Olabilir. Oldukça nüfuzlu biriymiş. Onunla neler çeviriyorsundur makamla ilgili. Koltuk sevdası bu kolay değil. Millet neler yapıyor koltuğunda.
Allahtan oturak demediniz! Pardon.
Bu durumda bile espri yapıyorsun ya. Pes doğrusu.
En komik durum da anne baba arasında yaşattığım çelişki. İşi yapma, yapamama belası. Ya da kim daha iyi yapar sıkıntısı. Evin dışına bile taşan bir durum oluşturmuşum. Aferin bana. AVM de herkesin dönüp kendilerine bakıyor olmalarına aldırmayan şu çifte ne demeli?
Bırak onu yerine.
Bebe bezi ya.
Sen ne anlarsın
Yapma ya. Bez işte
O diğer komşunun kullandığı marka.
Allah Allah. Sonuçta hepsine şa yapılmıyor mu?
Şa yapılıyor he. Sonrasına sen bakmıyon ama. Ah siz kadınlar. Bir şeyden çakmazsınız. İşimizi yapalım, bırakmazsınız.
Ha ha hayt. Güleyim bari. Görüyoruz dünyanın halini.
Ne olmuş dünyanın haline?
Her tarafına bez sarmanız gerektiğini de görmüyorsunuz ya. İnsaf yani.
Bizim suçumuz mu?
Yönetenlere bir bak bakalım.
Nereye saptırdın konuyu şimdi.
Ya şuna ne demeli. Karşıdakinin masumiyetini anlatma fırsatı bile vermediğiniz durumları oluşturmak benim için çocuk oyuncağı inanın. Teknolojinin geldiği son aşama kimlere bela olmadı ki.
Şimdi mi geleceksin? Tamam, neden olmasın. Bekliyorum.
Bu mesajı kime göndermiş olduğunu fark eden Recai neredeyse tavana değecek kadar sıçrayınca, televizyona dalmış olan ev halkı ona dönüp bakmak zorunda kaldı.
Ne oldu hayatım.
Baba iyi misin?
Ter bastı beni ya. İyiyim iyiyim.
Ver bakayım şu telefonu.
Bir dakika Gülten. Yapma Allah aşkına.
Bu ne, bu kadın kim?
Ya canım vallahi yanlışlıkla ona göndermiş olmalıyım. Bizim arkadaşın eşi.
Ne diyorsun, ne arkadaşıymış? Bu hata olamaz.
Hata oldu diyor babam işte. Sen de abartma anne.
Sen sus. Hemen babanı savunuyorsun. Eve geç gelmelerin nedeni buymuş demek.
Ona göndermediğime yemin edebilirim.
Yeminmiş. Sen öyle şeylere inanmazdın. Ne oldu? Yok, telefonuna şeytan girdi herhalde.
Anne şeytan girmedi ama birileri acayip oyunlar oynuyor. Mahalle çalkalanıyor. Bilmiyor musun?
Ne oyunu?
Ya hayatım.
Kes sesini.
Anneciğim birisi telefon mesajlarını bile yönetir hale gelmiş. Haber dinlemiyorsun ki.
Evet ya. Yok haber dinlemem, tıvıtıra bakmam falan.
Tıvıtır değil twitır baba. Şimdi sembolü değişti gerçi.
Ne oldu beyefendi, hemen inanacağımı mı sandın? Kurtuldun sanma.
İyi be öf aman.
Hi hi ne eğlenceli bir dünya değil mi? Bu kavgaların sonu gelmez. Her seferinde değişerek geliyor ama özü aynı kalıyor sanki.
HAMİT ERGÜVEN

kuşku girdi mi araya iflah olmaz o birliktelik, evlilik. Öykünüzü beğeniyle okudum. Kavgaları yaşatmışsınız.