Hep şu halamın işleri! İstanbul’da sıra çokmuş, oysa burası küçük yermiş, hemen sıra gelirmiş, hele kışın daha da ıssız olurmuş hastaneler, özele o kadar para vermeye ne lüzum varmış, alt tarafı bir otobüse atlayacakmışım, arabaya da gerek yokmuş benzin bunca pahalıyken, hem beni çok özlemiş, emekli maaşı kuş kadar kalmış yeğeni yanında biraz nefessiz çalıştığı yılların acısını çıkartsa, iyice dinlense fena mı olurmuş, bir taşla iki kuş vururmuş, offfff! Daha evet demeden hastane randevusunu MHRS’den torununa aldırmış bile. Hay vermez olaydım şifreyi, ne bileyim ben yumurcağın bu kadar becerikli olacağını. Zamane veledi işte.

Otobüste de oturmaktan canım çıktı. Popom ağrıyor valla. Allahtan kitabım var. Yanımdaki adam ne kadar garip bakıyor benim okumama. Eh buralarda ne bilsinler, Kierkegaard’ı, Korku ve Titreme’yi. Ama görmeleri bile iyi bir şey. Aklında kalır, bir gün birisine bahseder falan. 

Anılarımı tazelemesi iyi ama kadın biraz daha yayılırsa kitap gözüme girecek. Kim bilir kaç yıl evvel okumuştum, sevgili Kierkegaard, oku oku doymaz insan. Bir satır okuyor, bir bana bakıyor, ne garip bir okuma stili. İlginç bir kişilik. Ne okuduğunuzu mu merak ediyorum? Eee, aslında… ha Kirkegard demek, ama dediğiniz şekilde değil Kirkego diye okunur. Nerden mi biliyorum? Mesleğim bu. Sakarya Üniversite’sinde felsefe profesörüyüm! Otobüste Kirkego okuyan biriyle tartışmayı çok isterim. İbrahim’le ilgili Kirkego’nun yazdığı paradoks hakkında ne düşünüyorsunuz? Daha oraya gelmediniz mi? Hemen başlardadır da onun için sordum? Demek Leyla Erbil’in Kalan’ını okuyorsunuz edebiyat kulübünüzde. Kirkego merakı oradan. Anladım şimdi. Oldukça entel bir grup olsa gerek! Gruptakiler size çok şey borçludurlar herhalde, bu kadar çalışkan bir üye olduğunuza göre. Ya da kısa süreli kurtulduklarına seviniyorlardır. Bu şapşal Kirkego’dan tek kelime anlıyorsa ben de Soren olayım!

Şirkette özel sağlık sigortamız vardı, istediğin profesöre git, istediğin tedaviyi al. Zamanı kendin ayarla, sıra mıra ne demek! Demişlerdi zaten eşekten düşmüşe döneceksin diye. Profların muayene ücreti iki bin TL’den başlıyor. Fizik tedavi ücretlerini sormadım bile. Tamam halacık haklı da, katıldığım edebiyat kulübü, felsefe dersleri, tarih gezileri ne olacak. Hepsi beni nasıl arıyorlardır şimdi! Küçük bir ilçede kışın vakit nasıl geçer ki. Kütüphanesi bile nasıl kıytırıktır kim bilir.

Tamam halacım! Hastaneden çıkar çıkmaz geliyorum. Otobüs çok dur kalk yaptı, doğrudan hastaneye gidiyorum, randevu saatine yetişeyim. Tamam, çıkmaya yakın ararım, çayı koyarsın. Kısırla börek mi var çay yanına. Bir de baklava açtın ha. Ah, ellerine sağlık halacım, zahmet etmişsin. Gel de anlat doyurma meraklısı halana sağlıklı beslenmeyi, her gün bir avokado yiyorum desen garip garip bakar yüzüne. Katlanacağız naçar.

Nerede bu hastanenin kapısı. Amanin bu ne kalabalık, iyi ki kışın tenha olurdu. Şurada danışmaya benzer bir şey var. Fizik tedavi doktoru, evet. Şuradan ileri, sağ sol sağ. Askeriye mübarek. Teşekkür ederim. Bu kadar kibarlığa alışkın değil galiba. İyi oldu teşekkür ettiğim, duya duya onlar da ederler. Evettt, göz, ortopedi ve bingo, fizik tedavi. Ekranda adım görünüyor, dört-beş kişi var önümde, sıra çabuk gelir umarım. O da ne, aradan girenler var. Atmış beş yaş üstüler önden girer dedi yanımda oturan çiçek desenli uzun etekli kadın, yaşmağını yanağının kenarına sıkıştırırken. Konuşmaya da çok hevesli. Oh neyse, öbür yanındaki bir şeyler sordu da ben kurtuldum. Çıkartayım, okuyayım bari Sokratesciğimin savunmasını. Hay Allah! Gene bana döndü. Evet kitap okuyorum. Ne mi? Sokrates diye bir adam varmış bir zamanlar. Doğruları söylediği için yargılamışlar. Sonra mı? Adamı mahkum etmişler. Vah vah.

Yazın bizim buralara denize girenler de böyle üç küpe falan takıyor. Ama onlar genç, takar tabii, bu kadın da ne böyle, bir de o kocaman taşlı garip kolye. Kitabı da nasıl okumak anlamadım, benim yeğen de çok okur ama kitaba daldığında top patlatsan duymaz. Bir kitaba bakıyor, iki etrafa. Mehter marşıyla okuyor zahir.

Neyse sıra geldi. Odada iki kişiler, hangisi doktor acaba? Amanin, şu iri yarı olanmış. Ne kadar da neşeli, rahatlatan ses tonu var. Hay Allah, kitap elimde dalmışım odaya, ön yüzü de onlara dönüktü. Şaşırmışlardır tabii burada Sokrates’i görünce. Neyse koyayım çantama. Omzum için geldim. İstanbul’da emarı çekilmişti. Sistemden görebilirsiniz sanırım. İstanbul’daki doktor, hareketlerimi yapmamı, geçmezse fizik tedaviye görünmemi söylemişti. Hareketler mi? Bir dakika telefonumdan göstereyim. Resmini çekmiştim de doktorun verdiğinin. İşte burada. Tabiki hareketlerimi çok düzenli yapıyorum. Ağrı mı? Ağrı yok ama orada bir his var, yani tam iyileşmediğini anlatan bir his. Yok kolumu böyle kaldırınca ağrı yok. Hayır böyle de yok. Çok yazı yazıyorum da artar diye korkuyorum. Hayır, emekliyim, felsefe, edebiyat, tarih konularında çalışmalar yapıyorum, çok okurum da ben, okurken de çok not tutarım. Hayır, ilaçlarım fazla fazla var, bir daha yazmayın yazık olmasın. Fizyoterapiste mi gönderiyorsunuz? Aşağı katta, başka hareketler gösterecek öyle mi? Demek fizik tedaviye gerek yok. Çok teşekkür ederim. İyi çalışmalar.

Çiçek desenli bakıyor ne oldu gibilerinden. Yok, iyiymişim. İnşallah sizin de bir şeyiniz çıkmaz. Hadi geçmiş olsun size de. İyi günler.

Doktor amma şaşırdı ha! Burada Sokrates okuyan biri, leb demeden her soruya yanıt veriyor, bilinçli hasta, hareketlerini yapıyor. Tok gözlü, nasıl olsa devletten diye gereksiz ilaç almıyor. İçi açılmıştır adamın, kim bilir neler çekiyordur akşama kadar insanlara laf anlatacağım diye. Aşağıya inen merdiven nerede acaba?

Hey Allahım! On dakikaya bir hasta düşüyor. Bir de bu hastalık hastaları ile uğraş. Kitabı da nasıl göstere göstere girdi içeriye. Felsefe çalışıyormuş. İkinci üniversiteden felsefe okuyan birine attığı havaya bak! Her şeyi de bilirler, sanırsın doktor o. Elliyi devirmiş altmışa gidiyor, giymiş garip bir pantolon yoksa şalvar mı desem, tuhaf takılar, nuhu nebiden kalma kocaman bir heybe sırtında, entel görünecek. Sıra kimde? Gel teyzem gel, ne güzel çiçek desenleri onlar öyle.

Allah Allah! Bir şey anladıysam Sokrates olayım. Fizyoterapist elime bir kağıt tutuşturdu, bunları yapacaksınız dedi. E ben zaten yapıyordum, resmini de göstermiştim doktora. Bu kadar bilinçli bir hasta görünce şaşırdı zahir!

Otobüste oturmaktan oluşan popo ağrım devam ediyor. Kuyruk sokumumda sorun olabilir mi acaba? Kıl dönmesi falan gibi. Ağrı değil ama bir his var. Toruna söyleyeyim de alsın gene bir randevu. Neme lazım!

Aaaa, bu da ne! Ne kadar şık bir kütüphane burası. Yol üstünde, tam merkezi yerde. Merkezi yer mi? Ben de bir garip oldum! Buranın her tarafı merkez ayol, üç dakikada dolaşıyorsun etrafı. Bir dalayım içeri.

Ne zannediyor burayı bu şapşal şey! Bu adı sanı bilinmeyen kasabada böyle güzel bir kütüphane görünce çok şaşırmışmış. Bana da kitap adları ile hava atmaya kalktı! Panait Istrati’yi bilir miymişim! AKM’de güvenlikte çalışırken ne Panaitler devirdim ben! Ne operalar ne konserler izledim. Evet, Nerrantsula sevdiğiyle boğazın sularına gömülünce erkekliği kenara koyup ağlamıştım. Biraz dalga geçeyim şu şaşkınla! Aaa, Nerrantsula’yı okumadınız mı? Bizde Sokak Kızı adıyla yayınlanmıştı. Hayır efendim, Sokak Kızı İrma filmdir. Hayret, en meşhur kitabıdır Istrati’nin. Hayır efendim, Nerrantsula bir yer adı değil, roman kahramanının adı. Ha, romanlarını karıştırdınız, anlamalıydım, yoksa Nerrantsula’yı unutmak mümkün mü? Puccini’nin Turandot operasını bilir miydiniz? A, hiç seyretmediniz öyle mi? Çok ciddi bir kayıp! Evet, İstanbul’da oturuyordum. Çocukları evlendirince memleketime tayinimi istedim. Evet çok operaya, konsere gittim. Yoo, niye sıkılayım burada, iki ömür yetecek kadar sanat depoladım.

Hoppala, ne garip adam, sen o kadar konser, opera izle, sonra gel buraya tıkıl. Ne olmuş Istrati’nin kitabını karıştırdıysam! Nasıl da dalga geçti benimle. Bilse halbuki ne çalışmalar yaptığımı, Kierkegaard’dan Sokrates’e savrulduğumu. Ne anlar ki!

Aman Tanrım, bu ne güzel bir koku, nereden geliyor? O da ne, gözleme evi! Sabah erken kahvaltı edince erken acıktım galiba, halam kızacak ama söylemeyiveririm kendisine! İki kadın hamur açma tahtasının başında oturmuş açıyorlar yufkaları. O da ne! Bizim çiçek desenli! Yanındaki de ablası galiba, çok benziyorlar. Merhaba, ne güzel sizi tekrar görmek! Ne dedi doktor? Fizik tedavi verdi demek. Patronunuz izin verecek mi her gün gitmenize! Patron annenizle siz misiniz? Anneniz, maşallah vallahi ablanız zannettim. Ne kadar genç duruyor. Ooo, doksana yaklaşıyor ha! Eh, küçük bir yerde kendi küçük dünyasında yaşayınca insan genç kalıyor demek ki? Hayır, hiç Kanada’ya gitmedim. Neden sordunuz ki şimdi? Anneniz mi gitti?

Ecevit’in kafilesinde miydi? İlçede CHP kadın kollarını mı kurmuştu? Aynen böyle yaşmağıyla gitti hem de. Ağzımı mı kapatayım, pardon çok şaşırdım da ağzım ondan açık kalmıştır. Gözleme mi? Patatesli olsun.

Annemle göz göze gelirsem basacağım kahkahayı. Kadının bir ayağı çukurda, gözleme yapmasını bırak, elin şehirlisine ağzının payını vermeme kıkırdıyor. Diğeri de bir çatlak, bu sefer hem Sokrates’i göstere göstere okuyor, hem de garip yüzüklerle dolu parmaklarını gözümüze sokuyor. İkide bir etrafa bakması da cabası. Deli mi ne?

Caddebostan sahilde Korku ve Titreme’yi okurken herkes hayran hayran bakardı. Bir keresinde birisi gelip “okurken korkup titriyor musunuz?” diye sormuştu. Okumuyor bu millet kardeşim okumuyor! Sonra gel iki saat Kierkegaard anlat, arkada duran arkadaşları kıkır kıkır gülmüşlerdi, eh dünyadan haberleri olmayınca kıkırdamak kalıyor tabii. Halacığımı kandırsam da bir an önce İstanbul’a dönsem! Koskoca şehir, hepsi de ne güzel kör cahil.

Asil Şenol Topçu