Yaz tatili başlayalı iki gün olmuştu. Laura sınıfın en başarılı öğrencilerinden biriydi. Artık güzel bir tatili hak ettiğini düşünüyordu. Annesiyle birlikte karar vermekte oldukça zorlandıkları birkaç yeri araştırdıktan sonra, İzmir’de bulunan Efes Antik Kenti’ne gitme konusunda anlaştılar. Sekiz bin yıllık tarihiyle dikkat çeken Efes’te; iyi bir rehber eşliğinde güzel bir hafta geçireceklerinden emindiler. Mrs. Sheridan, konsolosluk üzerinden kurduğu bağlantılarla ulaştığı rehberin alanında son derece deneyimli ve İngilizce’ye hakim olduğunu öğrenmiş, şimdiden Efes’te olabilmek için can atmaya başlamıştı.
Tatile gitmeden önce alışverişe çıkmışlardı. Mrs. Sheridan, kendine Londra’nın en lüks mağazalarının birinden aldığı üzeri yuvarlak geniş kenarlı şapkasıyla gittiği her yerde dikkat çekeceğinden ve güzelliğine güzellik katacağından emindi. Türkiye’ye tatile giden arkadaşlarından İzmir’in yaz aylarında çok sıcak ve nemli olduğunu öğrenmişti. Yüksek sosyeteden gelen bir kadın olarak gardırobunun altını üstüne getirdiği bir araştırmanın ardından beyaz renkli bir tişört, uzun krem rengi bir eteklik ile çeşitli renklerde fularları yerlere serpiştirmişti. Eteklerini denerken birkaçının boyunun çok uzun olduğunu düşünüp beğenmemiş, fularını takarken rengini parlak göstermediği için dolabın en uzak köşesine fırlatmış, bluzlarından kiminin kollarının çok uzun bulmuş, kimini ise üzerine küçük geldiğini düşünüp yanına almaktan vazgeçmişti. Yaşı elliyi geçen Mrs. Sheridan, artık eski atletik vücudundan çok şey kaybettiğini dördüncü çocuğunun doğumundan bir yıl sonra fark etmişti. Giderek kilo almaya başladığı kırklı yaşlarından sonra eski günlerini mumla arar olmuştu. Yine de çeşitli giyim numaralarıyla kilolarını ustaca saklamayı başarmış, koyu renk kıyafetlerin oldukça işine yaradığını düşünüp birkaç tane de siyah eteklikle hırkayı yanına almayı da unutmamıştı.
Deniz kenarının akşam saatlerinde rüzgârlı olabileceğini düşünerek iki adet hırkayı da bavulunun alt tarafına çoktan yerleştirmişti. Giydiği alımlı kıyafetlerle Efes Antik Kenti’nde dolaşırken, bütün gözlerin kendisinde olacağından emindi. Yine de içindeki kurt onu sıkıştırıyor, kulağına fısıltıyla yeterince güzel olmadığını söylüyordu. Bu sese kulak veren Mrs. Sheridan, aynanın karşısında kimi zaman rimel çekiyor, kimi zaman da yanaklarını ve elmacık kemiklerini belirginleştirecek olan pudradan sürüyordu. Sonra Laura’yı yanına çağırıyor, güzelliğine dair övgü dolu sözlerinin beklentisiyle kızının gözlerine bakıp kirpiklerini kırpıştırıyordu. Laura ne söylese tatmin olamıyor, önce elbisesini çıkarıp yenisini giyiyor, sonra altına giydiği etekliği çok uzun ya da renkli gördüğü için yanında götürmekten vazgeçiyordu. Eşinin neden evde olup kendisine yardımcı olmadığına öfkelenirken, Laura’yı yanına çağırmakta hata ettiğini düşünüp öbür çocuklarından birini yanına çağırmasının daha doğru olacağı konusunda karar kılıyordu. Sonra gelen çocuğunun övgü dolu sözlerinden etkilenip yanağına tatlı bir öpücük konduruyor, odadan koşar adım çıkıp balkona çıktıktan sonra, kokularının her yanı sardığı bahçesindeki renk renk çiçeklerin görüntüsünden büyülenip gülümsemeye başlıyordu.
Aynanın karşısına geçip giydiği elbisenin üzerinde nasıl durduğunu anlamak için etrafından bir tur atan Mrs. Sheridan, Laura’yı yeniden yanına çağırıp fikrini sordu. Laura, annesinin saatlerce kıyafetlerini deneyip bir türlü neleri alacağına karar verememesine çokça tanıktı. Bıkkınlıkla “Bu elbise güzel olmuş anne” derken oradan biri geçse Laura’nın annesinin kıyafetiyle ilgilenmediğini kolaylıkla anlardı. Annesinin kendisini apar topar yanına çağırmasından sıkılan Laura, bir an önce oradan kurtulup odasında yarım bıraktığı Oliver Twist’in maceralarına devam etmek için can atıyordu. Fakat ne mümkün! Annesi kendisini bir türlü bırakmıyor, beş on dakika sürecek dediği şey önce yarım saate, sonra bıkkınlık veren saatlere dönüşüyordu. Laura’nın “of, puf!” seslerini çıkaran isyanını görmezden gelen annesi, kollarını açıp etrafında döndükten sonra hayallere dalarak kendinden geçiyordu.
Laura annesinin yanından ayrılıp odasına koşuyor, okuduğu kitaba bir süre devam ettikten sonra yolculuk sırasında okuyacağı kitapları seçmek için harekete geçiyordu. Yüzlerce kitap arasından seçtiği birkaç kitabı çantasına yerleştirip pencerenin önüne konan serçenin ötüşüne kulak veriyor, İzmir’de gezebileceği yerlerin nereler olabileceği konusunda internetten araştırmalar yapıyordu.
Laura’nın, eşine mi yoksa kendisine mi daha çok benzediği konusunda emin olamayan Mrs. Sheridan, bu kadar çok kitap okuyan çocuğunun evlenme çağına geldiği zaman nasıl hareket edebileceği konusunda endişeler taşıyordu.
Küçük Prens’i birkaç kez okuyan Laura, romanın kahramanı isimsiz çocuğun hayatından çok etkilendiği için aynı kitabı yeniden çantasına yerleştirmekten kaçınmadı. Çünkü her okuyuşunda farklı dünyaların kapısını açan bu romanın, hayallerinde yeni ufuklar açan bir işlev gördüğünün ayırdına çok öncesinde varmıştı.
Babası akşam eve bir demet çiçekle gelip Mrs. Sheridan’ın yanağına öpücük kondurdu. Mrs. Sheridan sevincinden mutfağa koşup aşçı kadına en güzel yemekleri masaya yerleştirmesi için talimatlar verirken, elindeki gülleri vazoya yerleştirmeye başladı. Bir yandan da tatlı tatlı mırıldanarak neşeli şarkılar söylüyordu.
Yemekten sonra bir Türk kahvesiyle taçlandırdıkları sohbet sırasında Efes Antik Kenti’ndeki kütüphaneden kraliçenin taç giyme törenine kadar pek çok şey hakkında konuştular. Bu ritüellerin gerçekleştirildiği mekanları görmenin heyecanıyla odalarına çekilip tatlı bir uykuya daldılar.
Laura, ertesi gün işyerinden izin alamayan babasının tatile gidemeyeceğini öğrenince çok üzüldü. Babası, oldukça şaşalı yaşamlarına ve onca zenginliklerine karşın çalışmaya devam etmişti. Kendisine saygısını yitirmemiş bir şirket çalışanı olarak işyerinden izin alamadığı için tatile onlarla birlikte gidemeyeceğini ailesine uygun bir dille anlattı. Gittikleri tatillerde çok iyi anlaştığı babasının yanlarında olamayacak olmasına üzülen Laura, annesiyle yapacağı tatilin nedense çok da çekici olmayacağını düşünmekten kendini alamıyordu. Yine de bu düşünceleri belleğinden hemen uzaklaştıran Laura, annesiyle de güzel günler yaşayabileceğine dair umutlarını yeşertmekten geri durmuyordu. Bindikleri uçakta yaptıkları güzel sohbet de bu umutlarını pekiştiren bir işlev gördü.
Havaalanından taksiyle gittikleri birinci sınıf otelin lobisinden çantalarını alan görevliyle birlikte odalarına çekildiler. Birkaç saatlik dinlenmenin ardından otelden ayrılıp kendilerini şehirde dolaştıracak rehberle iletişim kurdular. Rehbere sekiz bin yıllık tarihiyle birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış bu antik kentin öncelikle kütüphanesinin bulunduğu yeri görmek istediklerini söylediler. Rehberle İngilizce konuştuktan sonra, dile hakimiyetinden etkilendiklerini açıkça belli ettiler. Sanki rehber Melih Bey, Londra’dan onlarla birlikte yola çıkıp Türkiye’ye gelmişçesine bir öz güvenle yavaş adımlarla önlerinde ilerlerken, etraflarındaki yapıların tarihini de anlatmaya başladı.
Bir saatlik yürüyüşün ardından kütüphanenin bulunduğu alana ulaştılar. Antik dönemlerde kitap yerine geçen büyük rulolara yazılan yazıların nasıl görünebileceği üzerine hayaller kuran Laura, böylesine devasa kağıtlardan yazı okumanın gizemli bir çekiciliği olduğunu fark etmişti. Antik kentin havasına kendini giderek kaptıran Laura, Tanrıça Kibele’nin taç giyme töreninin yapıldığı alanda da ilgiyle dolaşıp o dönemlerdeki atmosferi hissetmeye çalıştı. Gözlerini kapatıp çeşitli filmlerde gördüğü sahneleri hayal ederken, taç giyme törenine katılan din adamlarının okuduğu duaların göklerde yankılanışına tanıklık edercesine gülümsedi. Kibele’nin gözünü yıldızlara dikip gökyüzünde uçan martıların kanatlarına tutunarak göğe yükselişini hayal eden Laura, yanı başında duran nedimeleri gibi eşyalarını ona takdim edeceği anların hayalini kurdu.
Mrs. Sheridan, rehberleri Melih beye yakınlarda dinlenebilecekleri bir yer olup olmadığını sordu. Laura, bir an yanlarından ayrılıp kayalıkların olduğu yere doğru gitti, kayaya elini sürmesiyle birlikte antik kentin kütüphanesinin koridorlarına ulaştı. Önünde koşturan çocuğun arkasına takılıp giden Laura, binlerce yıl geriye gittiğinin ayırdına varmanın heyecanıyla kendisine rehberlik eden Thomas’ın peşinden gitti. Laura, “Gel arkamdan korkma!” diyen Thomas’ın sakin konuşmasından etkilenerek sorgusuz sualsiz ilerliyordu. Etrafını çeviren devasa raflar arasında dolaşırken kafasını kaldırıp yukarılara bakınmaya ve hiçbir şeyi kaçırmamaya çalışıyordu. Thomas, elli metre ilerideki tahta masanın yanı başında duran tahta sandalyelerden birini işaret ederek oturmasını bekledi. Masadaki onlarca rulo destesinin her birinin üzerine yapıştırılmış kitap isimlerini hemen fark etti, Thomas’ın ruloların nasıl tasnif edildiği üzerine yaptığı açıklamayı ilgiyle dinlemeye başladı. Ruloların yerleştirildiği devasa kitaplıkların yanlarına yerleştirilmiş merdivenlere dikkatle tırmanırken, kitap isimlerini okumaya çalıştı. Etrafındaki heybetli binaların arasında yürürken, kentteki bütün binaların sapasağlam olması karşısında şaşkınlığını gizleyemeyen Laura, etrafta koşuşturan çocuklarla oynamak için can atıyordu. Thomas’la çocukların arasına karışan Laura, yarım saatten fazla oyun oynadı. Onlarla nasıl aynı dili konuşup anlaştıklarını anlamakta güçlük çekti. Bir süre sonra her şeyi akışına bıraktı. El ele tutuşarak halka oluşturdukları oyunda neşeli şarkılar söylemeye başladı.
Mrs. Sheridan, kızının bir anda ortadan kaybolmasının ardından antik kentin güvenlik görevlilerinin yanına koşarak gitti, kızının nerede kaybolduğunu gözlerinin yaşardığı bir bakış ile el, kol hareketleri yaparak anlatmaya çalıştı. İngilizce “Hemen kızımı bulun bana!” diyerek feryat etmeye başladı. Derdini anlatamadığını anlayınca bulunduğu yere yığılıp kısa bir baygınlık geçirmesinin ardından kolonyayla ayıltıldı, ardından sessizce ağlamaya başladı. Rehberleri Melih Bey’in yardımıyla Türk yetkililerle anlaşmayı başaran Mrs. Sheridan, her yerde kapsamlı bir arama yapılması için söz aldı. Laura bütün aramalara karşın bulunamadı, endişeler giderek artıyordu.
Laura, Tanrıça Kibele’nin taç giyme töreninin hayalinde canlandırdığı gibi olup olmadığını merak ediyordu. Thomas, kütüphanedeki devasa raflardan birini eliyle işaret ederek “Bu raflarda o dönemi anlatan pek çok kaynak bulabilirsin.” dedi. Laura, rulolardaki kaynaklara tek tek baktı. Başlığında “Taç Giyme Ritüelleri” yazısını okuyunca elindeki sayfaları incitmemeye çalışarak özenle açıp okumaya başladı. Bir saat boyunca incelediği bu yazıları okurken kendinden geçiyor, gözlerini heyecanla kırpıştırarak yeniden hayallere dalıyor, sonra o anki yaşamına geri dönüyordu. Kütüphanenin koridorlarında üzerlerindeki beyaz kıyafetlerle sağa sola hareket eden, saçları beyazlamış pek çok kişiyi fark ediyordu. Ruloları özenle inceleyen bu beyaz sakallı adamlara bakarken, önemli bir konuda araştırma yaptıkları sonucuna varıyordu. Bu coşkulu insanlara biraz daha baktıktan sonra seri hareketlerle Thomas’ın yanına gitti. Thomas, o anda tasnif ettiği yazılardan birinin yıpranan yerlerini düzeltmekle meşguldü. Elindeki işi bitirip Laura’ya gülümsedi. “Hadi zaman kaybetmeden gidelim.” dedi. Laura, vedalaşıp arkadaşına el sallarken, bir düşün mü yoksa bir gerçekliğin mi içinde olduğunun ayırdına varamadan arkadaşına sımsıkı sarıldı. Thomas, “Merak etme, birazdan annenin yanında olursun” dedi. Elindeki taşı yere vuran Thomas’la Laura’nın önünde devasa bir parlaklık belirirken, Laura’ya ışığa doğru gitmesi gerektiğinin işaretini verdi. Laura, gördükleri karşısında büyülenerek yürümeye, ışıkla birlikte göğe süzülmeye başladı. Thomas’a el sallarken, gülümsüyordu.
Elini daha önceden sürttüğü kayaların hemen yanında silüeti beliren Laura, binlerce yıl geriden yeniden yaşadığı ana döndü. Elli metre yakınında tedirginlikle etrafına bakınan Mrs. Sheridan, kızının kollarını açarak kendisini koştuğunu görünce, yanına gelen kızına sımsıkı sarıldı. “Seni çok merak ettim kızım neredeydin?” diye sordu. Laura, “Anlatsam da inanmazsın ki anne” derken o da annesine sımsıkı sarıldı. Annesinin güvenli kollarında kendini bırakan Laura, hala Thomas’ı ve yaşadığı anları düşünüyordu. Annesine başından geçenleri ayrıntılarıyla anlattı, ancak “Üzerine güneş geçmiş olmasın kızım, ateşin yok değil mi?” diyerek alnına elini götüren annesini tedirginlikle izledi. Annesi kızıyla otele dönüp biraz dinlenmesini salık verdi. Ne kadar uğraşsa da annesine yaşadıklarını anlatamadı. Laura da annesini ikna etme çabasından vazgeçti.
Ertesi gün de antik kentteki gezilerinin ardından rehberleri Melih Beyin önerisiyle Efes’te bulunan Türk lokantasına gittiler. Zeytinyağlı yemeklerden çeşitli balıklardan yapılmış ızgaralara kadar pek çok yemeği afiyetle yiyen anne kız, Türkiye gezilerine İzmir’in deniz kenarındaki ilçelerini gezerek devam ettiler. İzmir’e dair güzel hislerle dolu bir haftanın ardından ülkelerine döndüler.
HAKAN KİZİR

Güzel bir ilkgençlik öyküsü olmuş, okullara önerilebilir, emeğinize sağlık….
Katherine Mansfield çalışmasının hakkını vermişsin, güzel öykü olmuş, eline sağlık Hakan.
Laura’ gizemli yolculuğu. Kalemine sağlık
Öykü karakterleri Katherina Mansfield’den sanırım. Çok severek okumuştuk. Ellerine sağlık.