Geçen ay izlediğim Don Giovanni operasını yazıp yazmamak konusunda çok kararsız kaldım. Günümüzde bu operanın hala sahnelenmesinin anlamı neydi? Da Ponte’nin librettosu ve Mozart’ın müziğiyle ilgili çeşitli görüşler ve değerlendirmeler üzerine kafa yormanın kısa ve uzun teyelleri arasında dolanıp duruyordum.  Oysa elbisedeki dikişler gibi düzgün küçük seslere ihtiyacım vardı. Baştan çıkarıcılığın dünya üzerindeki en ünlü temsilcisi Don Giovanni ilk sözlerini haykırıyordu:

Çılgın kadın, boşuna bağırıyorsun:
Benim kimim, bilmeyeceksin
.

Aslında o kimdi ve nasıl bir hikayenin içinde yer alıyordu? Her şey gayet tanıdık görünüyordu. Don Giovanni’nin konusu şöyleydi. Birinci perde, birinci sahne, Leporello bir evin önünde efendisi Don Giovanni’nin bekçiliğini yapmasıyla başlar. Maskeli Don Giovanni, Donna Anna’nın peşinden koşarak evden dışarı çıkar. Adam maskelidir, kadına tecavüz etmeye kalkışmıştır ve kadın öfkelidir, adamın kim olduğunu bulmaya niyetlidir. Umutsuz bir öfke gibi onu takip edeceğini söyler Donna Anna. Uyanan babası (Commendatore) kızını savunmaya çalışır. Bir düello başlar ve Giovanni Commendatore’u öldürür. Anna babasının yasını tutarken nişanlısı Don Ottavio onun ölümünün intikamını almaya söz verir.

Olay örgüsünün daha ilk dakikalarında tecavüz olayının üstünün kapandığı görünüyor tıpkı bugün olduğu gibi. Gerçek hayatta rastladığımız şekilde opera sahnesinde de tecavüze ilişkin sahnelerin varlığı karşısında insanların gerçeği anlamakta zorlanmasıyla karşılaşıyoruz. Yaşadığımız zamanda karşımıza çıkanları biliyoruz. Soruşturmalar, kovuşturmalar, açılan davalar, karşı davalarla neler olduğunu anlamaya çalışıyoruz.

O zaman opera sahnesinde izlediğimiz gerçek nedir? “Gerçek” yapıtın içerdiği tüm sözlerin, müziğin ve hareketlerin toplamıdır ve oyundaki karakterlerin yalnızca söyledikleri ve yaptıklarıyla tanımlanır. Ancak bu yaklaşıma karşı ihtiyatlı olmalıyız. Çünkü her zaman hikayeyi anlatan biri vardır. Hikayeyi nasıl anlattığı, hangi bakış açısından anlattığı, karakterlerine neden onları söylettiği, söylenenlerden ne kastettiği, onları nasıl ilişkilendirdiği hikaye anlatıcısının yaptığı içeriksel seçimlerdir.

Operanın kadın kahramanı Donna Anna’ya ilişkin yorumlar iki yüz yıldır devam etmekteydi. Birinci perdenin başında Don Giovanni ile arasında ne geçmişti ve Donna Anna onun hakkında gerçekte ne hissediyordu sorularına sayısız değerlendirmeler yapılmıştı. Anna iddia edildiği gibi cinsel bir saldırının kurbanı mıydı, yoksa Giovanni’nin cazibesine yenik mi düşmüştü? Gerçekten Giovanni’yi istemiyor ve nişanlısı Don Ottavio’yu mu seviyordu yoksa Giovanni’ye içten içe sevgi mi duyuyordu? Yazarlar, müzikologlar, oyun yönetmenleri tartışmanın her iki tarafı için farklı yorumlarda bulunmayı sürdürmekteler. Bu nedenle, Anna’nın hem suçluluğu hem de masumiyeti hakkındaki her argüman birbirleriyle karşılaştırarak, bu tartışmada hangi tarafın desteklendiğine karar veriliyor.

Kadın yazarların çoğu onun suçluluğuna ve sahtekarlığına ilişkin çıkarımları, gerçek hayattaki cinsel saldırı mağdurlarının karşılaştığı türden haksız şüphelere benzetiyor: “Çığlık attıysa neden kimse onun çığlığını duymadı?” “Nişanlısıyla evlenmeyi neden sürekli erteliyor? ” “Belki de o sadece öfkeli, önemli olmayan bir aşıktır”?

Mozart ve Da Ponte ikilisinde Donna Anna’yı suçlu gösteren bazı noktalara rastlanıyor.  Giovanni ondan kaçmaya çalışırken onun koluna yapışması ve nişanlısı Ottavio’ya olan duygusal mesafesi gibi. [1]


[1] http://www.paminasopera.com/the-donna-anna-debate-a-thorough-analysis/

Don Giovanni ya da Don Juan öyküsü Mozart döneminin librettisti Lorenzo da Ponte’den yaklaşık 150 yıl evvel yazılmıştı. En sonunda cehennem ateşine sürüklenen baştan çıkarıcıyı anlatan efsane, ilk önce Tirso de Molina ismi ile oyun yazmış olan İspanyol keşiş Gabriel Tellez’in bir komedisi olarak (Sevilla Şarlatanı) “El burlador de Seville” adı ile edebiyata ilk adımını atmıştı.

Søren Kierkegaard, Baştan Çıkarıcının Günlüğü adlı kitabında dediği gibi:

Aslında Don Juan fikrinin ne zaman ortaya çıktığı bilinmiyor. Bildiğimiz tek şey Don Juan fikrinin Hıristiyanlığa, dolayısıyla da Ortaçağ’a ait olduğu. Eğer bu fikrin izi insan bilincinde tarihin bu dönemine doğru bir kesinlik içinde sürülemiyorsa, o halde bu fikrin manevi doğasının göz önünde bulundurulması konuyla ilgili tüm şüpheleri giderecektir.

İber Yarımadası’ndaki başlangıçlar, sömürgeci fetihlerin ve sömürgecilik sonrası intikamın ve geri dönüşün cinselliğine ilişkin biçimde Ortaçağ’a aittir. Don Giovanni, açgözlü hiper-erkeklik, komik düzenbazlık ve ahlaki açıdan bir zavallılık arasında şekil değiştirir. Yani cezalandırılmayı hak eden bir çapkından, trajik ve görkemli sonu olan romantik bir kahramana kadar pek çok hayat yaşamıştır. Onun can sıkıcı derecede inatçı ve ısrarcı baş düşmanı Don Ottavio alternatif ve nihayetinde daha iyi bir arzu nesnesi olarak ortaya çıkabiliyor. Benim mutluluğum onunkine bağlı, olmazsa ben mutlu olamam diyen nişanlı Ottavio, Giovanni’nin tezatıdır.

Benim kimim, bilmeyeceksin” Don Giovanni oyunun başlangıcında bunu söylemişti. Peki, gerçekten kimdi? Bir zamanlar geleneklere karşı isyan eden bir figürken, günümüzde pek çok kişinin karşı çıktığı şeylerin somutlaşmış haline büründü: körü körüne arzuların peşinden giden, toplumsal konumunu kadınları elde etmek için kullanan bir adam. Don Giovanni, Donna Anna’nın öldürdüğü babası Commendatore’un heykeline meydan okur; ancak günümüz dünyasında pek çok kişi Giovanni’nin kendisini, heykeli memnuniyetle devirebilecekleri ataerkil bir figür olarak görmektedir. Bazıları ise kadınların kendilerini kendi yaşam güçlerine sahip bireyler olarak ortaya çıktıklarını görebilecekleri bir ayna rolü oynadığını da söylemektedir.

Bir opera biletine sahip olmak ve orada oturmak, çok katmanlı bir sahnelemenin içinde sunulan yeni bakış açılarını merak içinde izlemek demekti. Günümüzde operaların hala sahnelenmesinin anlamı; aralık kalmış kapıları görmek, ipuçlarını yakalamak ve hayal gücünü yeniden harekete geçirmekten başka ne olabilirdi.