Gözüm ekranda, uçağın kapı numarası iki kere değişti, bir üçüncüsünde kesin bu uçuştan vazgeçeceğim. Zaten çok mecbur olmasam binmem… Neden böyle tuhaf detaylara takılıyorum, kendi kendime eziyetten başka bir şey değil. Anons bir yandan uçağa yolcu alındığını ünlerken, iki görevli pasaportları kontrol etmeye başladı. Derin bir nefes aldım, aksilik olarak gördüğüm kapı numarası değişikliği tedirginliğimi artırmıştı bir kez, kurtulamıyordum bu olumsuz duygudan. Neyse kontroller yapıldıktan sonra, hızlıca uçağa ilerleyip her zaman tercih ettiğim koridor tarafındaki koltuğa oturdum. Heyecanımı olabildiğince gizlemeye çalışıyordum.

Son ayrıldığım veteriner kliniğindeki tuhaf müşteriler ve aşırı yoğun iş ortamını arayacak kadar bunaldığımda, bu davet mailini almış ve öyle sevinmiştim ki… Kedi güzeli yarışmasında jüri olma teklifinin nerede olduğuna dikkat bile etmeden hızlıca kabul etmiştim. Birkaç yazışmadan sonra Hindistan uçak biletim ve otel davetiyem geldiğinde vazgeçmek için artık çok geçti. Seyahat gününe kadar kendi içimde defalarca vazgeçip yeniden gitmeye karar verdim. Çok farklı bir ülkede farklı bir deneyim, belki bana yeni bir iş ortamı veya yeni bir bağlantı için gerekli kişilerle tanışma fırsatı verir diye de düşünmüştüm.

Uçakta vakit hızlı geçsin istedikçe, insanlar ekrandaki film gibi donup kalıyor ara ara hareketleniyor, herkese bir yavaşlık, olaylara bir aksilik geliyordu. Herkes yerlerine oturmuş sadece arka sıradaki kadın sürekli kabin bağajına bir şeyler koyup kaldırıyor, tam bitti derken bir kere daha kalkıp kabindeki eşyaları didikleyip duruyordu, ta ki hostes kabin kapaklarını kontrol edip son kez kapatana kadar. Biraz sonra kaptan pilot iyi yolculuklar dileyip, uçuş bilgilerini verdi, maalesef uçuş için çok yoğun bir gün seçmişiz. Kalkış için epey bekleyeceğimiz belli olmuştu. Bir takım ritüellerimi yapıp her zamanki gibi bilmeceler yığınına el atıp önce en kolaylarından başladım. Sanırım benden başka kimsenin umurunda değildi uçağın nasıl havalanacağı, nasıl uçtuğu, nasıl ineceği…

Tam kendimi bilmeceye konsantre ediyordum ki, arkadaki kadın yeniden ayağa kalkıp yukarıdaki bağajdan bir şey almak istiyor, anında hostes müdahale ediyordu. Etrafımdaki kımıldanma, yerinde duramama hali beni, ha kalktık, kalkıyor, motor çalıştı çalışmadı, huzursuz ediyordu. Bilmecelerdeki aynı cümleyi devamlı okuyup hiçbir şey anlamıyordum. Neyse kaptanın son birkaç anlamadığım kelimeyi acele acele söyleyip, motor sesiyle birlikte hareket ettik, bir kaç yavaşlayıp durup, gitme hareketi sonrasında olanca bir hızlanma ile artık havalandık. Oh arka koltuktaki kadın bagajı açıp kapatıp paketlerini didikleyemezdi artık.

Bir müddet herkes kendi halinde, hava mükemmel, hedef Hindistandı. Uçuş ritüeli tamamlanıp kemerlerimizi açma anonsundan sonra bir rahatlama ile bilmeceleri daha rahat anlıyor, insanların rahatlığına gıpta ediyordum. Hostesin servise başlaması ile bir saati gerilerde bırakmıştık ki koluma yukarıdan bir şey düştü, ne olduğunu anlayamadan hareketli minik beyaz bir şey, birden “aaaa ” diye bağırdım. Yanımdaki yolcu “kurt bunlar, minik kurt” diye bağırmaya başladı. Etrafımızdaki koltuktakiler ne olduğunu anlamaya çalışırken üzerime sürekli yukardan beyaz minik kurtlar düşmeye devam ediyordu, kemerimi açıp ayağa fırlamamla sesleri ve telaşı görenlerden bazıları da ayağa kalkmaya çalışınca yanımdaki yolcunun “vallahi yukarıdaki bagajdan düşüyor” diye bağırması ile birkaç ön ve arka sırada da duymayan kalmadı. Hostes adeta uçar gibi yanımıza gelip “oturun lütfen hanımefendi, ne oluyor?’’ diye biraz otoriter tarzda konuştu.Yukarıdan üzerime minik beyaz kurtlar düşüyor dememe kalmadı yeni kurtçuklar bir bir düşüyor, hostes hala ortamı normalleştirmeye çalışıyordu. Arka sıradaki hanım, endişeli ama daha çok kendi aleminde, kurtlar için değil de kendi paketlerine ulaşacağı için devamlı yukarı uzanma derdinde, kurtlar arttıkça, duymayan kalmamıştı . Her kafadan bir ses çıkıyor. yandaki yolcu “bak bir tane daha” diye avazlıyor, arkadaki kadın neredeyse zıp zıp zıplayıp yukardaki bagajını indirmek istiyordu. Hostes öyle çaresizdi ki bir diğer kabin görevlisini çağırmak zorunda kaldı. Kabin amiri ve ekip ile uğultulu konuşmalar gittikçe artınca, içimden Allahım, niye böyle tuhaf bir şey oldu, ne yapacağız diye düşünürken iş gittikçe büyüyordu. Benim ise korkum farklı durumlara doğru evriliyor, asıl ben tehlikeli olmaya başlıyordum. Kabin amiri, hızlıca kokpite koştu, kalbim ellerimde ve boğazımda atıyor, ağzım kuruyordu, ne olacağını düşünürken, duyduğum anonsa inanmak istemedim. Maalesef pilot geri dönüş izni alıp alana dönecek, bavullarımız aranacaktı. O anda tüm yolcuları, hostesleri, kurtları, her şeyi ama her şeyi yok etmek istedim. Neydi bu olanlar? Allahım nasıl kabul etmiştim bu işi bakmadan, ne yapacağımı bilmeden. Bu kez ben avaz avaz bağırıyor, bırakın kurtlu gidelim, geri dönmeyelim diye boşuna bir tepki gösteriyordum. Hep birlikte beni sakinleştirip oturttular.

Tam bir buçuk saat bir yere gidemeden, aynı korkularla alana geri dönüp yarım saat iniş sırası bekleyip, cüzzamlılar gibi küçük bir salonda bagajların inmesi ve bavulların açılmasını beklerken, arka koltukta sürekli bağaja elini uzatan kadın yakınımda dikkatimi çekti. Üstü başı güzel giyinmiş ama öylesine eski ve öyle kirli ki. Üzerindeki deri cekette deri kalmamiş, etekliği bir zamanlar giymiş sanki çıkartmayalı en az beş sene olmuş, saçlar kirden parlıyor. Ellerinde envai çeşit antika yüzük fakat tırnaklarında oje kalıntıları kat kat duruyor. Ayakkabıları çok farklı eskimiş ama modelinden bir zamanlar iyi bir ayakkabıcıdan alındığı belli. Kadın sürekli tuhaf şekilde bazı tikler geliştirmiş. Ağzındaki takma dişlerini oynatıyor, aynı tuhaf kelimeyi mi tekrarlıyordu anlamadım. Bir yandan da sağa sola bir şeyler anlatmaya çalışıyor derken, bir anons, belli ki bu tuhaf hanım ile ilgili bir sorun var. Görevli eşliğinde bankoya gitmesiyle avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı. “Hayırrr onlar benim kızlarım, vermemmm, alamazsınız” bağırmaları haykırmaya döndü. Yapılan ikinci anonsta bu tuhaf arka koltuk hanımefendisine ait olduğunu sonradan anladığımız, kutudan çıkan iki minik balık ölüsü ile ilgili yaşanan üzücü durumdan dolayı, hava yolu şirketi diğer yolculardan özür diliyor. Göz altına alınmak üzere, polisler eşliğinde ilerlerken çılgın hanım “alamazsınız kızlarımı, vermem terbiyesizler, ahlaksızlar” çığlıkları ile bağırmaya devam ediyordu.

Yeni uçuş saatimizin gece onbirde olacağı anons ediliyor, üstelik değişen kapı numarası ile sil baştan başlıyacaktı yolculuk. Bir kez daha kapı numaramız değişmesin ne olur? İnmek istesem de maalesef uçmak zorundaydım. Artık yetişmem imkansız. İndiğimizde yarışma yapılıp bitmiş olacak. Öyle yorgunum ki üstten ne düşerse düşsün umurumda değil uyuyacağım artık uçakta.

SERAP ALSIRT