“Klimayı yarın getirecekler, ben tek gitmeyeyim, hava güzel olacakmış çocukları da alıp birlikte gidelim mi? Yolda yapı markete uğrar, eksikleri de alırız.”
Eşimin bunu demesini bekliyordum sanki… Şehrin gürültüsünden, keşmekeşinden kurtulmak ve temiz hava almak için imkanlarımızı zorlayarak aldığımız yazlığımızda vakit geçirmeyi öyle çok istiyordum ki. İstanbul’a yakın sahil sitesindeki bahçe içinde evimizi, her ne kadar ben yeni mobilyalar istesem de, imece usulü, annelerin ve bizim gözden çıkardıklarımızla döşemiştik. Ekim ortalarında aldığımız evimize eşyaları taşıyıp, temizleyip, yerleştirmek dışında hiç gidememiştik.
Kısmet bu güzel Nisan gününeymiş.
Erkenden kalktım içim kıpır kıpır. Taksitleri bizi zorlasa da bu yazlık çocuklar için çok iyi olacak… Anneanneleri ve babaanneleri tüm yaz çocuklarla yazlıkta kalabilir, biz de emekli olana kadar hafta sonu gideriz diye planlar yapıyor, emekli olduktan sonraki yıllar için de hayaller kuruyorum.
Kahvaltı sonrası, kışın ortasında kızımın çeyizini hazırlar gibi mutlulukla aldığım pike takımı, sandalye minderleri, plaj şemsiyesi, düdüklü tencereyi ve çocukların eşyalarını araba yerleştirip yola koyulduk. Yol boyunca arkadaşlarımla evi aldıktan sonraki “Oranın denizi çakıllı”, “Mevsimi de kısa olur” gibi konuşmalarımız aklıma geldi. Benim çocukluğumda Kumburgaz’daki yazlığımıza o kadar çok davetli davetsiz misafir gelirdi ki annem hiç dinlenemeden kış gelirdi. Bu gelen misafirlerden bazılarını kendileri yazlık aldıktan sonra neredeyse hiç görmedik. “Ya bize de çok misafir gelirse?”, “Yeterli yatak yastık da yok”, “Ben çalışıyorum”, “Bir iki yedek yastık almalı”. Yazlık hayalini kurmak daha mı iyiydi ne?
Yol üzerinde yapı marketten ufak tefek ihtiyaçlarımızı da alıp, yeşil ve mavi doğa eşliğinde kızlarla şarkılar söyleyip, iki saatlik keyifli bir yolculuk yaptık. Arabadan iner inmez, dışarıdaki mis gibi deniz kokusunu içime çektim. Tüm vesveselerim kayboldu. Yazlığı almakla çok iyi etmiştik. Çok mutlu olacaktık.
Bayram Bey bizi sevinçle karşıladı, yıllarca İstanbul’daki sitede yan dairemizde de komşumuzdu, emekli olup, yazlığında daha çok vakit geçirmeye başlamıştı. Hem komşumuzu özlediğimizden hem de bahçeli bir ev hayalimiz olduğundan biz de Bayram Beylerin yazlığına yakın bu evi almıştık.
“Hoş geldiniz.”
“Maşallah büyümüşler.”
“Münevver teyzeleri de içeride, kızlar bizim eve geçsin, siz arabayı boşaltın.”
Yeni aldığım renkli saksıları verandaya bıraktım, bahçemi düzenlemek için sabırsızlanıyordum, kiraz ağacı da çiçek açmıştı, onun altında öğleden sonra oturup kahve içmenin hayallerini kurarak, elimde paketler kapıya yöneldim. Kapıyı açarken bir tıkırtı duydum.
Çığlık çığlığa geri çıktım. Arkadan gelen eşim:
“Ne oldu niye bağırıyorsun?”
“Hırsız girmiş!”
“Kapı kapalıydı. Nereden girecek?”
“Baksana evin haline!”
“Sakin ol bakalım.”
“Balkon kapısı da kapalı. Nereden nasıl girmişler?”
Evin içi yangın yeri gibi kayınvalidemin bize evlenirken verdiği yün şilteler, koltuklar delik deşik. Tüm eşyalar yerlerde, vazolar, bardaklar kırılmış. Ben korku içinde ne yapacağımı bilemeden titriyorum. Eşim iz peşinde nasıl olmuş diye bakınıyor.
“Hemen jandarmaya haber verelim.”
Uyuşturucu kullanan serseriler girmiş olmasın eve ama kapı kapalı, Bayram Beyler duyardı onları… Uğursuz mu bu ev? İnanmam ama cinler, periler mi yaptı… Kapı da kilitli, pencereler kapalı…
“Buldum buldum.”
“Neyi buldun?”
“Bak buradan girip çıkmışlar.”
Tam nereden derken gri kostümleriyle dört ayaklı davetsiz misafirlerin mutfak tezgahını altındaki delikten kaçtıklarını gördüm.
Kışı burada sülalece geçirdikleri etraftaki siyah siyah pisliklerinden belli oluyordu.
Çok misafirimiz gelir mi gelmez mi diye düşünürken bazıları bizden önce gelmiş bile.
Aydanur Atamdede
