Sokaklardan kan akıyordu.

Kadınlar avuçlarına aldıkları kanı kocalarının yüzüne sürerken Taşlıbayır’ın en çok rüzgâr alan yerinde etekleri uçuşan kapkara kadın silüeti belirdi. Ayaklarının altında yuvarladığı taşlar kanlara eşlik ederek tek tek komşularının kapısını çaldığında hane sahipleri kapıyı açar açmaz dizlerini dövüp yerlere serilirken bir tek o dimdik durdu.

Taşlar yuvarlanıp Nalan’ın kapısına ulaştığında kapıyı açmadı. Kibar Bey’in kanının ağırlığı, taşların sesi çoktan onun kapısına ulaşmış en mutlu günde oturduğu divanda iki büklüm olmuş açık camdan sokağına ulaşacak kanlara göz yaşlarından yol yapıyordu. Nalan’ın evinin toprakları aşındı, duvar kenarlarından evin temeline ulaşan göz yaşları tepeden gelen kanlara katılarak evi aldı denize taşıdı.

Denize taşımadan, Kibar Bey’in kanının kokusu, ruh kadının ayak altındaki taşların yuvarlanmasının sesi gelmeden bir gelin geçti Nalan’ın kapısının önünden. Gelinin duvağına serpilen pirinç taneleri ok ok girdi Nalan’ın gözlerinden, saplandı kalbine.

Nalan, o düğünde gelin kınasını taşıdı. Esved ile Kibar’ın kınasını yaktı. Kibar’ın gözlerine bakınca Esved’i, Esved’in gözlerine bakınca cümle alemi gördü. Kimsenin gözünde değildi Nalan. Bir başınalığının içinde bir damla, damlanın içinde sıkıntılı gözleri vardı. Bir damlada gördü gözlerinin çaresizliğini o gün kapadı kendini evine. Düğün dernek kurulup, davul zurna çalmadan önce Esved mahallenin en güçlü delikanlılarına göz süzerken Kibar Bey’in de gözlerine düştü.

Taşlıbayır mahallesinin kendine has insanlarının en iyisiydi Kibar Bey. Kimin işi varsa yapar, çoluk çocuğa bakar, kadınlara abi, kardeş olur yollarına ışık saçardı. Bir anası bir de uzak diyarlarda bacısı vardı Kibar Bey’in.

Kibar Bey, davullar çalınıp, paralar saçılmazdan, Esved gözlerine düşmezden önce işinden gücünden arta kalan zamanını parkın yanındaki mahalle kahvesinde geçirir, birinin işi düşse de koşsam, diye beklerdi.

Esved geçince içi taşar, gözleri iyilik aramaz olur kalbi yerinden oynardı. Kibar’ın kalbi yerinden oynadıkça mahalle sallanır, Taşlıbayır’ın sokaklarında deprem olur. Anacığının yüreği hop ederdi.

Kibar’ın gözlerinde Nalan meltem esintisi, anası Fadik Hanım’ın kahvedaşı, çay yoldaşı, iki lafın belini kıranıydı. Gelin’in saçındaki pirinçler dökülmeden Nalan ile Fadik gelin evine misafir oldu.

Gittik ki sofra baştan başa donanmış, ev bal dök yala olmuş. Ah dedim içimden Kibar’ım, narinim, Fadik Ana’nın bana biçtiği aslanım, güzel kadına düştün. İçimin yangını senin mutluluğunla söner belki. Ama ne zamanki biten çay bardağının içinde kaşık oynadı. İşte o zaman Fadik Ana’nın kalbi güp etti. Memesi oynadı kalbinin üstünde, ağzı dolandı, nefesi çekildi, yüzü sarardı. Sen dikildin ya kapıda tam tekmil, çay döktün bardaklara, sofra dizdin fır dönüp servis ettin. Rabbim dedim dualarım böyle mi tersine dönecekti. Kendime eş istedim ama mutlu da olsun dedim. Senin suçun yoktu Kibar’ım tüm yangın benim içimdeydi. Dedim dedim de gönlüme dinletemedim. Acıdı bir yanım.

Nalan’ın meltem esintisi poyraza dönüp, mahallelinin elini yüzünü yakarken, evin içindeki neşe bir tek Esved içindi. Fadik’le Nalan’ın gülen gözlerine cenaze evinin yaşları birikti. İçlerine akıttılar. Nalan’la Fadik göz göze bakışana kadar Kibar kayıp gitti ellerinden. Yedikleri her lokma boğazlarına dizildikçe ağızlarına kadar gelen acı suyu yutmadan çıktılar evden. Onlar yürüdükçe sokak boyunca komşuların pencereleri açıldı bir bir. Gelin evine misafir giden kaynana görmeye çıkan meraklı gözler görmesin diye memesini tuttu Fadik. Kalbinin gümbürtüsünden yürüyemez oldu. Sokağı döner dönmez çöktü kaldırım üstüne.

Derin bir nefes çekti Fadik. Yanına çöken Nalan’a yaslandı. “İnce ince işledim yıllarca, seni gelinim edecektim olmadı. Senin de başını yaktım.” Ya Allah deyip kalktı yerinden. Geri basan adımlarıyla zor bela ilerledi. Adım attıkça içindekini kustu. “Gören gözlerim görmez olaydı, duyan kulaklarım duymaz olaydı, evi silen süpüren, gelinime köle olan oğlum olmaz olaydı. Evladım bana kalaydı da o mendeburu sevmez olaydı.” Gittikçe küçüldü Fadik çöktükçe çöktü yığılıverdi.

O çöküntünün acı kaygısı, ağaçların yapraklarından kuşlara kuşlardan böceklere savrula savrula dolandı Taşlıbayır’da.

Kibar eridi günden güne, ondan eksilen Esved’e yapıştı. Nerdesin kibar, kiminlesin kibar, hastayım kibar, başım ağrıyor canım sıkılıyor…  Kibar’ın çetelesi doldu taştı. O taştıkça Esved şişti. Bu şişkinliğe bir de erkek evlat peyda oldu. Kibar, patlayıp dağılmasını beklerken toparlanıp çoğalan Esved’in altında ezildi kaldı.

Tıraş olurken aynaya baktı Kibar, saçları ağarmış, yanakları çökmüş gözlerinin altı morarmıştı. Yaklaştı gözlerindeki heyecana tav olacaktı. Pıt diye düşüverdi Esved gözlerinden. Tutmaya çalıştı, olmadı. Giderden içeri giriverdi. O günden sonra önce banyoyu, sonra tüm evi bir koku aldı. Koku çoğaldıkça Kibar evden kaçtı. Kaçtıkça Esved evde çoğaldı. Kibar’ın geçtiği her sokağın rögarlarından çıktı, yayıldı sokaklara.

Kibar, çıkmaz bir sokağa daldığında yerdeki su birikintisinde gözlerini gördü. Gözlerinde Nalan’ı. Nalan’a sığınacakken kapı duvar buldu evi. Evin etrafına yayıldı Esved. En çok orada birikti.

Mahalleli Esved’den illallah edip, Nalan’a acırken Kibar’ı nereye koyacağını bilemedi. Kim sahip çıksa evi Esved’le doldu. Ortadan kaybolup mahalleliyi Esved’den kurtarmak isteyen Kibar, anasının mezarına sığındı. Bir avuç toprağı paylaştı. Anasının topraktan avuçlarını uzatıp sarıldığı gün yayıldı Kibar’ın kanları sokaklara.