Uyandım, güneş kelebeği dolaşıyor yüzümde,

Kalktım yataktan, rüyalar yorganını koydum bir kenara,

giyindim günlük endişelerimi, dışarı çıktım.

Şiir de takılmış peşime, “gel” dedim,

“sokak kedilerine mama verelim,

sonra kol kola sahile gidelim.”

Şiir koştu, karıştı kedilerin arasına

“Başlarını okşa, karınlarını…”

Seslendim ama o kedi olmayı mı seçmiş ne,

Miyavladı, tısladı,

sürtündü ayaklarıma.

Yol üzerinde fıstık çamı, ıhamur ve karabiber ağaçları

Şiir beden önce vardı yanlarına,

Baktım ağaç olmuş, hangisi mi?

Hepsi; çınar, hatta karadut, hatta çiçeğe durmuş zakkum…

Bense hüzünlü bir umutsuzlukla,

romatizmalarım, düş kırıklıklarım ve karamsarlıklarımla

ayağımı sürükleyerek yürüdüm sahile.

Şiir durur mu, o da koştu,

rüzgâr gibi geçti yazlık evleri, uykuları, polyanna güllerini.

İşte deniz yaşamın mavi ve derin ana rahmi,

İşte gökyüzü, zaman mı gelecek mi?

Şiir benden önce ulaştı

dalgaların hesap sorduğu o alçak gönüllü kıyıya

kum oldu, deniz oldu, gökyüzü…

Bense durdum sahilde

Yüreğimin kayalıklarında çatladı beyaz köpüklü zalimlik

Gözlerimi kapadım, acılarımı mavi unutuluşun beşiğine yatırdım

Şiir tuttu elimden çekti engine doğru

“Bikinilerimi giymedim” dedim; duymazlıktan geldi.

Sürükledi beni derinliklere

Zamanın ve varoluşun öpüştüğü yere.

“Bırak beni, boğulacağım,” dediysem de dinlemedi beni o haylaz çocuk,

çekti daha da ötelere.

Masmaviyiz şimdi biz.

Üstte gökyüzü, altta yaratan ve çoğaltan su…

Ah deniz, ah şiir

Güzelliğin ve duyguların kölesiyiz.

1 Haziran 2023