Çok kalabalık, herkesi aynı saatte çağırmışlar. İsmi okunup mavi koltuklara yan yana oturtulan kişilere aynı işlemler yapılıyor. Görevli, sırası gelene hangi göz ise o gözün üstüne kalemle çarpı işareti çiziyor ki ona göre damlalar damlatılsın. Bir koldan tansiyon aletini bağlayıp diğer koldan damar yolu açılırken damlayı da göze damlatıveriyorlar. Hemşirenin biri gidip biri geliyor, “senin kaçıncı damla” deyip işlerine devam etme derdindeler. Tüm personel bir telaş içinde. Damar yolu açılanlar, mavi önlükleri ellerinde son duraktan bir önceki durak olan giyinme odasında toplaşıyorlar.
Kadınlar, yardımlaşma ile arkadan bağlamalı kâğıt ameliyat önlüklerini giyerken yırtılanlar oluyor. Gülsek mi kızsak mı karışık haldeyiz. Standart yapmışlar önlükleri, kimine dar gelince ikinci önlüğü üstüne ters olarak giymek çözüm oluyor. Odada on kişiden fazlayız. Daha önce ameliyat olmuş olanlar, olmayanlara kendi tecrübelilerini anlatırken kurbanlık koyun misali, çağrılmayı bekliyoruz. Belirsizlik zor…
Sabahın çok erken saatlerinde başlamıştım kendimi teselli etmeye, akşama evde olacağım, geçip gidecek diye. Keşke x hastanesinde ameliyat olsaydım. Orada her hastaya ayrı oda açıyorlarmış, operasyon bitince odada istirahat ettirip öyle taburcu ediyorlarmış. Ama burası koğuş gibi.
Kadınlardan birinin sorusuyla düşüncelerimden sıyrılıyorum. Sen daha gençsin, sana başka bir işlem mi yapılacak diye soruyor, benim de katarakt diyorum. Üstelik bunun ikinci olduğunu söyleyince daha da şaşırıyor odadakiler. Yaş ortalaması yüksek olduğu için onlara genç görünüyorum sanırım. Saatler birbirini kovalarken herkesin anlattığı hastane anılarıyla oyalanıyoruz.
Eksi birinci kattaki ameliyathane boşalınca sıradakini almaya geliyor birisi. Adamı her gördüğümüzde acaba ben mi diyoruz. Aşağıya inen kadın çok kısa sürede tekrar geri gelince ne çabuk dememize kalmadan, yanlışlıkla çağırmışlar diyor. Başka hasta araya girip bu da yanlışlık mı diye başlıyor anlatmaya, “yıllar önce başı titreyen çok yaşlı teyze ameliyata götürülürken göğüs ameliyatı olacağım ben diye tuttursa da göz ameliyatı yapmışlardı. Sonrasında basın duymasın diye de ört bas etmeye çalıştılar.” Şaşkınlıkla dinliyoruz hepimiz. Genel anestezi ile ameliyat olacak başka bir hastanın “sabah beni erken alın sonrasında kuaförüm gelip fön çekecek, öğleden sonra gelecek ziyaretçilerime bakımsız görünmek istemiyorum” dediğini duyduğumuzda şaşa kalıyoruz. Tam o sırada karşımdaki kadının gözlerini ellerime diktiğini hissettiğimde kırmızı ojelerimi silmeyi unuttuğumu fark ediyorum.
Operasyonu biten hastaların her biri bekleme odasına gelenin ağzından beş numaralı oda çıkıyor, kuyruk çok uzunmuş. Dosya teslimi ve ilaç reçetesi yazdırılan odaymış. O gün başka bir kalabalıkmış, iki günlük işlemleri bir güne sığdırmışlar. Bir kargaşadır gidiyor. Düşünsenize ameliyat masasından yeni kalkmış, tek göz bantlı halde bir de o dosya işlemleri için bekleme faslı başlıyor.
Sıra bana geldiğinde ameliyathaneye inmek için asansör beklerken, bir hemşirenin, yeni ameliyattan çıkan tek gözü bantlı hastayı kolundan tutmuş “yakını nerede?” Diye bağırarak koridorda yürüttüğünü de gördüm ya… Zaten saatlerce beklemekten helak olmuşken, bende mi böyle olacağım deyip biniyoruz asansöre.
Sonunda masadayım. Sırt üstü yatırdılar beni, alnımdan bantla masaya sabitlendim, sadece tavanı görüyorum. Gözümü iyice sterilize edip yüzümü kapattılar. Ne kadar süreceğini bilmeden uyanık olarak yatmak çok sıkıcı. Yine belirsizlik…
İşlem sırasında doktorun telefonu çalmaz mı? Asistanına hoparlöre al diyor. Yok artık daha neler! Akşam gidecekleri x restoranına yapılacak rezervasyonu konuşuyorlar. Zaten mercekle ilgili konuşmalarından tedirginim. Bunları yazacağım diyorum o soğuk masadayken, hem de ismi bile hazır kafamda. Başucumdaki tüm sesler duyu organlarımın içinde. Önceki ameliyatımda doktorun şarkı mırıldanması daha iyiymiş. Tam x restoranda 4 kişilik derken… Hangi ara kalkmışım orası silinmiş hafızamdan. Üzerimde mavi önlük ve yüzümdeki örtüyle beş numaralı odanın kapısında ailemin çığlıklarıyla uyanıyorum.
Özlem Gemici
