Deniz bugün dümdüz. Hava kapalı. Kıyıda yürüyordum bir cafeden gelen tarçınlı karanfilli kokuyu takip edip içeri girdim, yazık ki o güzel koku oradan değilmiş. Tarçını bile yokmuş adamcağızın, çok sıkıştırdım bakın mis gibi koku havada asılı nasıl sizden değil diye… Aylar önce de pizza gibi bir kokuyu ordan geliyor sanıp yine böyle bir diyalog geçmişti cafenin sahibiyle aramda. Ben gene ısrarla aranmıştım, o da suratsızca yok efendim yemek pişiriyorum onun kokusu demişti. Gene aynısını söyledi. Güldüm ben de. Niye güldünüz dedi. İkinci defa oluyor bu dedim.
Neyse kokusuz poşet ıhlamura razı olup oturdum, yüzüm denize dönük içiyorum.
Bir ara arkamı dönünce Cafenin üstündeki evin balkonunda oturan kalabalık grubu gördüm, sanırım lohusa şerbeti içiyorlardı ve koku ordan yaylıyordu. Nasıl da mis gibi! Canım çekti…
Arkamdan cıvıl cıvıl bir kadın sesi geçiyor.
‘sen nasılsın anneciğim?’ Ses beynimde yankılanıyor bir süre.
S e n n a s ı l s ı n a n n e c i ğ i m?
Böyle bir soruyu, bu sevecenlikle hiç soramadım anneme.
Şimdi kendim sorup kendim cevap verirsem ne olur diye düşündüm.
Hatta başka sorular da sorabilirim ve belki kendimden haberler de veririm ona.
Soruyorum;
Sen nasılsın anneciğim?
Ruhun huzur buldu mu orada?
Bana öyle geliyor ki buldu. Artık ‘herkes naparsa yapsın’ diyebiliyorsun. Onların yerine de kaygılanıp üzülmen bitmiş gibi görüyorum seni.
Dudağında mutlu ve uzak bir tebessüm.
La Jakond gibi elin elinin üstünde, hepimize tebessüm ediyorsun. Arkanda güzel manzaralar. Yeşiller sarılar içindesin…
Babamla beraber misiniz? Sizi el ele hayal ediyorum.
Saçların nasıl? Benim gibi beyazları saldın mı? Yapmazsın katiyen sen, boyatıyorsundur kesin.
Gene sarıyor musun her gün? Sen bakımsız gezemezsin. Teneke bigudilerin bende hala, atamadım.
Anne, ellerim artık aynı seninkilere benzedi biliyor musun? Tombul ve kırışık!
Altmış beş yaş lekeleri de başladı. Seviyorum onları.
Sahi beni izliyor musun çok merak ediyorum.
Memnun musun şu an yaptıklarımdan?
Yalnız yaşıyorum hala.
Hem iyiyim hem değilim…
Artık daha sakinim. Öyle kimseye bağırmak yok. Kafama ters gelen, beni kıran inciten biri olursa hemen kaçıyorum ondan. Bir daha da aramıyorum. Arayamıyorum, elim gitmiyor daha doğrusu. Asla öyle kavgalara falan girmiyorum. Merak etme.
Keşke… Keşke yok artık!
Seninle de bağrışmadan konuşup çözebilseydik aramızdaki her ne mesele idiyse! Bitmeyen meselelerimiz vardı. Beni tanıyordun ama beğenmiyordun bir türlü. İstediğin gibi süslü kibarcık bir hanım olamamıştım. Kontrol da edilemiyordum. Bu seni yenik hissettiriyordu.
Bana öfkeliydin.
Ben de tabi sana.
En ufak kıvılcımda patlıyorduk.
Erkek yok artık hayatımda gözün aydın anne. Gayet mazbut bir yaşamım var. Hormonlarımın ittirmesiymiş hepsi.
Kadın da yok gibi. Az öz kadınlar var. Bana kendimden daha ağır gelenleri bırakıyorum hemen. Sürdüremiyorum. Sevgisizliğe katlanamıyorum. O da çok az kişide kaldı. Yetiyor onlar da bana.
Bugün pazar annecim, sevgililer veya karı kocalar dolaşmaya çıkmışlar. Hep de el eleler niyeyse? Dudaklarda akşamdan kalma tebessümler… Kimi kollarını karısının omzuna, kimi beline dolamış, birbirlerini incitmekten korkar gibi mutlu mutlu yürüyorlar kıyıda. Ne güzel…
Yalnızım diye üzülme beni düşünüp. Başımın çaresine bakıyorum. Böyle iyiyim kafam rahat.
44-54 yaşım arası, sen sağdın o zaman daha, yeni boşanmıştım ve istediğimle beraber oldum. Bunu da biliyorsundur artık. Ama bilmesen daha iyi. Sana göre hiç hoş şeyler değildi yaşadıklarım. Sen ki koltukta bile bir gün kaykılıp oturduğunu görmedim. Ama mutlu ettim kendimi anne. Aradığımı kah buldum, kah kaybettimse de yaşadım diyebiliyorum hayatımı. Öyle cebimde götürmeyeceğim öbür tarafa duygularımı, cinselliğimi, sarhoşluklarımı, yaratıcılığımı, yazılarımı…
Anne biliyor musun resmi bıraktım. Bu Bodrum’dakilere suçu atıyorum; aman herkesler ressam geçiniyor beni soğuttular diye. Belki de son İstanbul sergimden sonra soğudum. Bomba ihbarları falan, çok karışık talihsiz bir döneme denk geldi, açılış çok güzeldi satış da oldu, sonrası galeriyle ilgili bazı hayal kırıklıkları falan, sürem dahi dolmadan kapattı galeriyi yönetici kadın. Korkudan kimse de kalkıp gelemiyordu zaten.
Şimdilerde yıllardır içimde kalan sesimi dışıma çıkartıyorum biliyor musun? Doğru ve güzel kullanmayı öğreniyorum beş senedir.
Babamın müzik kulağı geçmiş bana. Bu yıl Boğaziçi çok sesli korosunun seçmelerini de kazandım! Artık iki koroda birden söyleyeceğim.
Ve yazıyorum anne. Olan biten ne varsa. Yavaş yavaş ama kararlılıkla yazmaya başladım hayatımı. Babam gibi. Böyle oluyormuş bir yaştan sonra, arkadaşlarımdan da bu işi yapanlar var.
Muhasebe mi, hesaplaşma mı, anıları güzel bir akışla yazabilmek mi, hayata bir iz bırakmak mı?… Belki de hepsi!
Neyse ne!
Hep kendimi anlattım bak!
Sen konuşturmazdın ya beni hep kendin konuşurdun, şimdi meydanı boş buldum anlatıyorum anneciğim.
Hadi keseyim artık, kitabımda okursun gerisini.
Sahi sen nasılsın anneciğim?
Babacığıma da selam söyle. İkinizi de çok öpüyorum yanaklarınızdan, ellerinizden.
Kızın Seda
Seda Ötker
31 Ekim 2021

