Adı Mini’ydi. Adını diğer doğan altı kardeşiyle birlikte doğumu sonuna kadar izleyen sokağın çocukları koymuştu. Diğer kardeşlerine göre oldukça ufak ve minikti. Bu sebeple annesi burun deliklerinin iyice açılıp rahat nefes alabilmesi ve kan akışının düzene girmesi için onu var gücüyle yaladı. Doğumu izleyen çocuklar diğer beş kardeşi çok sevmişlerdi ama hepsinin gözü Mini’deydi. Mini hâlâ annesinin yanında ve hayata tutunmaya çalışıyordu.
Ertesi gün olduğunda çocuklar doğum yapan annenin yanına gittiler ve Mini dahil bütün yavruların hayatta olduğunu gördüler. Kimisi annesini emiyor kimisi ise annesinin dizinin dibinde uyuyordu. Mahalle sakinleri ellerinden geldiğince anneye destek oluyorlardı. Hatta içlerinden biri mahallede bulunan veterineri bile çağırmıştı. Sokakta yaşamak her ne kadar yemekleri, suları verilse de çok zordu. Bulundukları sokakta insanların talan ettiği alanlara kamyon kamyon beton taşınıyordu. Yeni evler yapılıyordu insanlar için, boş arazilere beton dökülüyor, ağaçlar yıkılıyor, çevrede bulunan ve toprağı besleyen su kaynakları ise yok ediliyordu çünkü insanlar için ‘’Yaşam alanı’’ adı altında betondan kuleler yapılıyordu. Bırakın hayvanları insanların bile açık alanlarını yok eden bir insan zihniyeti hüküm sürüyordu. Mini ve ailesi bu ortamda zorlanacaklardı. Mahalleli yine sorumluluk aldı ve yeni doğan köpekleri sahiplendiler. Mini’yi ise mahalledeki okulun öğrencileri ve öğretmenleri sahiplendi.
Mini, yıllarca mahallenin okulunda çocuklarla birlikte yaşamını sürdürdü. Kimi zaman yağmur altında okula gelen öğrencileri bekledi kapıda, kimi zaman ise güneşli havalarda onlarla birlikte bahçede oyunlar oynadı. Teneffüs vakitlerinde çocuklar bahçeye çıktığında hepsi Mini’yi yanlarına çağırıp seviyordu. Bu güzel günlerin ardından okulun yıkılıp yerine alışveriş merkezi yapılacağı, okulunda farklı bir yere taşınacağı haberi geldi. Mahalleli bu karara isyan etse de o mahallede oturmayan insanlar bu duruma sessiz kaldılar. Sessiz kalmanın aslında ne kadar kötü bir olay olduğunu başına bir olay gelince anlayacaklardı insanlar çünkü bugün o mahalledeki okulu yıktıran güç yarın öbür gün bu olaya sessiz kalanların evini, otoparkını, parkını, bahçesini yıkacaktı.
Okulun başka yere taşınacak olması ve değişecek olması sebebiyle Mini’yi kimse sahiplenmedi. Mini, okul yıkılana kadar orada kaldı. Yıkım günü ise hayatında hiç görmediği bir şiddet ile oradan kovuldu. Bazı insanların yapamadığını yapmaya çalıştı. Sessiz kalmadı, direndi, havladı, mücadele etti ama gücü yetmedi. Değişen mahallede Mini kendine bir yer bulmaya çalıştı. Diğer köpeklerin alanlarına girdi, onlarla kavgalar etti, yemek yemeden uykular uyudu, tedirgin bir şekilde her yeri dolaştı. Kendisine bir yuva bulmak için elinden geleni yaptı. Kedilerin olduğu mahallelere, sokaklara gitti ama o da fayda etmedi. Orada da barınamadı. Koca dünyada onun da yaşama hakkı olduğunu ve bunun için mücadele ettiğini anlatmaya çalıştı havlaması ve mücadelesiyle. İnsanların oluşturduğu, beton bloklar döşeyip, yanına bir iki ağaç dikip ‘’Açık alan’’ diye kendilerini kandırdıkları park denilen alanlarda yaşamaya çalıştı. Adı Mini’ydi ama cüssesi artık büyüktü. Aileler çocuklarının oynadıkları yerde onu istemediler. O da kovulduğu yere bir daha gelmedi. Yağmurda ıslandı, kar yağışında üşüyerek dükkânların tabelaların altına girdi. Açlıktan tokluğun nasıl bir şey olduğunun farkında bile değildi artık. Günler, yıllar geçiyor ve o daha da büyüyordu. Büyümesi ona bir şey kazandırmıyordu çünkü o hâlâ yaşama mücadelesi veriyordu.
Bir sabah uyuduğu kamyonetin altından biri ona seslendi. Mini, bu insanın seslenmesine kayıtsız kalamadı. Gözünü açtı ve kamyonetin altından çıkıp onu çağıran kişinin yanına gitti. Onu çağıran kişi ona elindeki poşetten mama verdi. Mini, o gün kendini yeniden doğmuş gibi hissetti. İnsanın verdiği mamaları bir çırpıda yedi. Bir müddet sonra yürüyememeye başladı. Daha önce hiç hissetmediği şeyleri hissetti ve bir anda olduğu yere yığıldı. Mini’yi gören bir vatandaş durumu veterinere haber verdi. Bir insan Mini’yi zehirlemeye çalışmıştı. O insan tıpkı onun gibi bu dünyada yaşamaya çalışan bir canlıyı öldürmeye teşebbüs etmişti. Korkutucuydu ama insanoğlu değil miydi birbirini öldürmek için bu gezegeni bile yok edecek kadar gözü dönen?
Veterinerin yardımı ile Mini hayata geri döndü, fakat veterinerde kendi durumu dolayısıyla ona bakamayacaktı. Onun için barınak aradı ama bulamadı. Aslında barınaklar vardı, yok değildi. O barınaklar Mini için ölüm öncesi son günlerini yaşayacağı yerden öteye geçemezdi. Veteriner, Mini’yi üzülerek sokağa bırakmayı tercih etti. En azından barınak denen yerlerde çürüyeceğine insanların egemen olduğu, doğayı bile kontrol altına almaya çalıştıkları yeşili yok edip etrafa beton kapladıkları adına da şehir dedikleri bu yerde olabildiğince ‘’özgür!’’ yaşayacağını düşündü. Mini, elinden geldiğince gezmeye devam etti. Çöpleri karıştırdı, başka köpeklerle bölge kavgaları yapmaya devam etti. Sevmediği seslere havladı, korktuğu seslere inledi. Bazen çakan bir şimşekten korktu bazen de yağan hafif yağmurda yıkanıp kendince oyunlar oynadı. Onu seven insanlara usulca başını sevdirdi, onu sevmeyenlerden tekmelerini yiyerek uzaklaştı olay yerinden. Bir ömrü gezerek, yemek arayarak ve yorularak geçti. Geceleri uyku uyumak bile zordu, gündüzleri ise ayakta olup dolaşmak ömründen ömür alıyordu. Tüm zorluklara rağmen bu zamana kadar gelmişti.
Bir gün gezdiği bir caddede üniformalı iki üç insan onun yanına yanaştı. Mini, bu duruma hiç alışık olmadığı ve daha öncesindeki kötü tecrübeden dolayı çekindi ama ona yaklaşanlara uslu bir şekilde dört patisinin üzerinde bekledi. Mini, insanların onu seveceklerini düşündüğünden kafasını uzattı ve onları koklamaya başladı. Adamlardan bir tanesi ani bir hareketle Mini’nin boynuna bir ip geçirdi ve ipin ucuna bağlı olan sopayla kafasından Mini’yi havaya kaldırdı. Havadaki Mini, çırpındı, havladı, inledi, kendince mücadele etti ama bir kamyonun kasasına atıldı. Girdiği yerde kendisi gibi pek çok köpek vardı. Bir müddet yol gittikten sonra kamyon durdu, kapısı açıldı ve bazı köpekler dışarıya doğru atladı. Atladıkları yer çok derin kazılmış bir çukurdu. Kamyonetten atlamayan köpekler ise o çukura doğru itildi ve kamyonetin arkası boşaltıldı. Mini de diğer köpek arkadaşları gibi bir daha çıkamayacakları çukurun içerisindeydiler. Ne olduğunu bilmeden, amaçsız ve hedefsiz bir şekilde havlamaya, hareket etmeye çalışıyorlardı. Çırpınışları çaresizdi çünkü yere göğe sığamayan, dünyada kazılmadık çukur, bozulmadık doğa, yıkılmadık ve yakılmadık ağaç bırakmayan insanoğluna köpekler de fazla gelmişti. On bir bin yıl önce evcilleştirdiği hayvanların artık yaşama hakkını elinden almaya karar vermiş ve onları öldürmeye başlamıştı. Mini, zor hayatının yanında haksız bir ölümle bu dünyadan geçip gitti. Ardında sadece ismi kaldı, Mini.
Tahsin Dayanç

Mini kendi hayat hikayesinde bize bir kez daha kendi başımıza gelmeden de haksızlığa ve yaşanan kötü olaylara karşı durmanın,tepki gösterebilmenin büyük bir erdem olduğunu hatırlattı,hele ki yine kendi vicdanımızla ve insanlığımızla sınandığımız bu zamanlardan geçerken bu hikayeyi tüm gerçekliğiyle zevkle okudum.Yarın ne yaşayacağımızı bilemeyiz ama bugün zamanımız varken güzel adımlar atmak her canlının elinde bencede.Kaleminize sağlık,tebrik ediyorum.
‘Mini’ ölmez; öldürülemez. Ölen insanlıktır, vicdandır, merhamettir, iyiliktir
Çok etkileyici👏👏👏👏
Çocukluğumuzda tarih kitaplarında okuduğumuz Alman nazi toplama kampları aklıma geldi. Artık tarihin tozlu sayfalarında kalmış olması gerekenlerin şimdilerde savunmasız canlılara yapılıyor olması inanılmaz. Vicdan yoksunu toplumlar, yönetimler, her türlü kötülüğü yapabiliyorlar, Bu acıyı hikayeleştirerek farkındalık yarattınız, teşekkürler.
Cok etkileyici kaleminize saglik gunumuzun nice minilerim dili olmusunuz
üzücü hikaye ama yaşananlar gerçek malesef, ne zaman ders alacağız insanoğlu olarak
tebrikler çok güzel yazmışsınız,
Sahipsiz hayvanlarında sahipli hayvanlar kadar yaşamları desteklenmelidir.Bu tüm insanların sosyal sorumluluğudur.
yaşananlara ayna tutulmuş.. 😦
elinize sağlık👍🏻
Güzel hikaye, beğendim.
Mini’nin hikayesi çok üzücü. Maalesef düzeni bozuk dünya hepimiz için yaşanmaz hale geldi. Hepimiz yarınları bilmeden sessizlik içinde sonumuzu bekliyoruz. Mutsuz bir şekilde….