Minik Öykünün ilkinden bu yana patiler dünyasında neler oldu neler diye düşünürken yakalıyorum kendimi. Yazacaklarım bu kez bir patili öyküsü yerine genel bir “Patililer” fotoğrafı gibi olacak sanki. Bir kere Patiler Dünyası diye bir tanım hatırlamıyorum, bir de sokakta, parkta, kucakta bu kadar fazla sayıdalar mıydı Patililer? Önceden sokaklarımızda onlar kendi doğalarına uygun biz kendimizinkine, birlikte yaşar giderdik. Hatta 1940’lı yıllarda Üsküdar Ferah Sokak’taki ahşap iki katlı evlerinin bahçesinde kedi ve köpekleri olduğunu anlatırdı annem. Zihnimdeki en eski patili hikayesi de anneminki. Bahçe katındaki kiler ve mutfak haricindeki katlara çıkmalarına izin yokmuş. Onlar bahçede annemler evde, ortak yaşam paylaşımı.
Orta okula giderken Erenköy’deki evimizin bahçesinde beslediğimiz Boncuk’un hikayesi de yer etmiş bende. Caddede karşıya geçerken çarpıp kaçan otomobil yüzünden arka ayaklarını kullanamadığı için sürünerek kulübesine, yavrularının yanına gelişini unutamıyorum. Bakıp iyileştirmiştik, yavruları da büyüyüp kendi yaşamlarına gitmişlerdi.
Kızım patilileri çok sevdiği için henüz ilkokuldayken babasıyla eve getirdikleri irice patili, kapıyı açan ve banyoya girmek üzere olan -ben- kadını, beni sev, beni sev diye kovalamış ve kadının mutfağın camlı bölmesine kilitlenmesinden hoşlanmayıp sırtını dönüp yürümüştü.
2019 yılında, sanıyorum pandemi döneminde iyice yalnızlaştığımız zamanlarda, can yoldaşı ihtiyacımız arttığında patililer ile yakınlaşma gözle görülür şekilde arttı. Yakınımızdaki Validebağ Korusu’nda patilileri beslemek, yüzlerce insan için gündelik yaşamlarının vazgeçilmez bir parçası oldu. Güvende olduklarını hissettikleri, beslenip sevildikleri koruya her gün daha çok patili gelmeye başladı. Bu arada alanlarını çitleyip besleyenler dışındakileri yaklaştırmamayı da hak saydılar. Hatta zaman zaman koruda yürüyüş yapan, gezen kimi kişilere saldırıp, korkuttular. Bazılarını yaralayıp zarar verdikleri de oldu. Bu duruma önlem olarak, “gerçek” gönüllü pati severlerin belediye ile ortak çalışma içine girerek, büyük bir özveri ile haftanın belli günlerinde onları aşılatıp, kısırlaştırıp koruya geri bırakmaları yaşam biçimine dönüştü. Bu arada çıkan yasanın gereğini yerine getiriyorlardı özenle.
“Sahiplendirme” şiarıyla yola çıkan pati severlerin sayısında artışlar oldu. Patililer için sokaktaki her köşe başında taze sular ve hazır mamalar çoğalmaya başladı. Soğuk günlerde korunmaları için özel pati evleri inşa edildi. Her ne kadar o evlerin içine girmeyi tercih etmeseler de, evleri onları bekler halde duruyorlar.
Aynı dönemde yeğenim de iki tane kedi edindi. Biri dişi diğeri erkek, isimleri de kendileri gibi sıra dışı: Auri ile Kote. Bu güzel canlar hiç evden dışarı çıkmıyorlar, uzun tüyleri için yılda iki kez pati kuaförüne gidip hafifliyorlar. Banyoları tırnak kesimleri hep veteriner kontrolünde. İkisinin de ayrı yatakları, yemekleri, suları vitaminleri var, bir de iş dönüşü yeğenim onlarla oynayınca keyiflerine diyecek yok. Özel bir tür olan bu canlar gene de arada doğalarını hatırlıyorlar. Salonun balkonuna bakan geniş pencere camlarına burunlarını dayayıp kanepenin kenarından ağaçtaki kuşlara hamle ediyorlar, sanki yakalayacaklar da…
Geçenlerde belli semtlerdeki sevenleri için “son moda patililer ” üretildiğini öğrendim. Oldukça yüksek fiyatla alıcı bulan bu özel türler içinde yabancılaşma nedeniyle antidepresan kullanmayan patili yok gibiymiş. Öteden beri patililerin sahipleri ile benzerliklerinden söz edilir.
Ne yazık ki 21. yüzyılda ülkemizde canlar için meclisten çıkan son yasa bizi sultan V. Mehmet döneminin Hayırsızada uygulamasına geri götürüyor. Yasanın çıkmasını engellemek için sıcağa aldırmayan pati severler haftalardır bir araya gelip, çıkacak yasanın sakıncalı sonuçlarını anlatmaya çalışıyorlar. Temmuz ayının son günlerinde Kadıköy İskele Meydanı’nda daha önce onlarcası farklı yerlerde gerçekleştirilmiş “Bu Yasayı Durduracağız” buluşması vardı. Ben de iskele meydanındaydım. Heykelin etrafındaki alanda güvenlik şeridi içine hapsedilmiş yüzlerce insan yasayı protesto ediyordu. Bir o kadar da polis, şeridin etrafında giriş çıkışı kontrol ediyordu. Yaklaştım, ileride birkaç arkadaşımı gördüm el salladım, yanlarına gitmek istiyordum, bir iki hamle yaptım. Onlar beni görmediler ve içine dalmaya çalıştığım bu insan seli aşılır gibi görünmediği için geri çıktım. İleriye metro girişine, Şehremaneti’ne doğru yöneldim. Eski Belediye Binası artık Kütüphane olarak işlevlendirildi, TESAK yeni adı. Ön giriş bahçesinden geçip metro girişi tarafına yöneldim, bahçe çıkışında çevik kuvvet ekipleri dizilmişti. Caddeye çıkan yol da çevik kuvvet mensuplarıyla doluydu. Aralarından geçip yola yöneldim, bir yandan da oturabileceğim bir yer arıyorum. Günlerden cumartesi olduğu için Kadıköy İskele Meydanı çok kalabalıktı. Aaa karşıdaki bankta tek başına oturan biri var, sevindim. Yanına gidip oturmak için izin istedim. Uzaktan da olsa izlemek onlarla aynı meydanda kalmak istiyordum, oturdum. Biraz soluklanıp izlemeye başladım. Buluşma alanı oturduğum bankın arkasında kaldığı için arada dönüp bakıyor, önümden gelip geçen kalabalıkta patililerin sahipleriyle birlikte buluşma yerine yönelmelerini izliyordum. İskeleye yanaşan vapurun düdüklerini duydum, ısrarla tekrar tekrar çalan düdüğün sesi buluşma alanındaki kalabalığı birden daha bir hareketlendirdi. Vapurdakiler ve alandakiler karşılıklı el sallamaya başladılar, korna ve düdüklerin eklenmesiyle sesler ayyuka çıktı. Artık karşılıklı selamlaşma, dayanışma gösterisine dönüşmüş sesler alabildiğine yükselmişti. Meydandaki insanların hepsi alkışlamaya başladılar. Gözlerim dolmuştu, Leyla Erbil’in Vapur öyküsünü hatırladım. Böyle bir ana tanık olmak o anın bir parçası olmak öyle farklı hissettiriyordu ki…
Onca bilim insanı, veteriner, kent aktivisti pati severin haklı, makul itirazları, önerileri neden dikkate alınmıyor, görmezden geliniyor, keşke bu yasayı çıkaranlar anlatabilseler de öğrensek. “İktisadi aklın” bu denli insani değerlere üstün gelmesini aklım almıyor.
Zaman sığınağında onların yaşamımızdaki yeni yeri, çağın bizim için getirdiklerinden hiç farklı değil.
Işık Demirtaş
