Han Kang dünyaca ünlü Güney Kore’li yazar. Vejetaryen ile 2016 yılında Uluslararası Man Booker ödülünü alınca birdenbire dünyaca tanınan bir yazar oluyor. Metin Celal’ın 2017 yılında yazar ile yaptığı söyleşide ödülü alınca heyecanlanmadığını, kitabı ödülden 10 yıl önce yazdığını, birdenbire ilgi odağı olmayı tuhaf bulduğunu söylüyor. Devamla okuru ve basını düşünmemeye çalışıp yazmaya odaklandığını belirtse de ilgiye dayanmak zor diye de ekliyor.
Kitabın sonundaki teşekkür kısmından (2017 tarihli) 10 yıl önce ‘Kadınımın Meyvesi’ başlıklı bir öykü yazdığını öğreniyoruz. Şöyle anlatıyor yazar; ‘… Bir kadının apartman dairesindeki balkonunda bitkiye dönüşmesi ve birlikte yaşadığı adamın onu bir saksıya dikme hikayesiydi. Bir gün bu öykünün başka bir versiyonunu yazmayı o zamanlar düşünmüştüm. On yıl önce tahmin ettiğimden çok daha farklı bir hal aldı ama bu öykü dizisine başlamam bu şekilde oldu.’

Han Kang, Vejetaryen, April Yayınları. 11. Baskı-Kasım 2020. Çeviren: Göksel Türközü
Vejetaryen öykü kitabı mı roman mı bu da edebiyat dünyasında tartışılmış vaktiyle. Tartışılmasının nedeni kitabın hem ayrı ayrı okunabilecek üç öyküden oluşması hem de bu üç ayrı öykünün bağlantılı olması, dolayısıyla üç ana bölümü olan bir roman olarak da nitelendirilebilmesi. Yazar kitabı baştan beri bir roman olarak düşündüğünü söylüyor kendisiyle yapılan söyleşide. Roman ya da öykü, nasıl nitelenirse nitelensin nihayetinde çok çarpıcı, etkileyici bir kitap. Yazarın 2024 Nobel Edebiyat ödülünü aldığının açıklanması ve bu vesileyle kitabı tekrar gözden geçirmemin hemen öncesinde Selçuk Baran’ın Tortu adlı öykü kitabını okuyordum. Selçuk Baran’ın bu kitabında yer alan beş öykü de benzer şekilde birbirine bağlanıyor. Aslında her öykü bir öncekinin devamı niteliğinde. İki kitap arasındaki bu paralellik hoş bir tesadüf oldu. Yanı sıra her iki kitap da evlilik, kadının birey olması, toplumun kadınlardan beklentileri gibi konularda düşünmemize vesile oluyor. Vejetaryen, VEJETARYEN, MOĞOL LEKESİ ve ALEV AĞACI adlı üç bölümden oluşuyor. Her bölümün anlatıcısı farklı. İlk bölümde anlatıcı kitabın ana kahramanı Yonğhe’nin kocası. İkinci bölüm eniştesinin son bölüm ise ablasının üzerinden anlatılıyor.
Kitap gördüğü bir rüya sonrasında yaşam tarzını değiştiren, köklü bir dönüşüm geçiren ve etrafındaki insanların çoğu kez şiddet içeren tepkilerine rağmen doğru bildiğinden vazgeçmeyen, dik duran bir kadının hikayesi. Kitap boyunca kadının adeta doğayla bütünleşmeye yönelik dönüşümüne tanık oluyoruz. Bir bitki olarak doğaya karışmak isteyen bir kadın. Dolayısıyla insan merkezli dünyaya dair düşünmemizi sağlıyor yazar. Son günlerde sokak hayvanları üzerinden yaşanan tartışmalar, hatta Gebze’de tanık olduğumuz vahşet, dünyanın talanı, gittikçe şiddetini arttıran iklim krizi tam da dünyanın tek sahibinin insan olduğu ve diğer tüm canlıların insana hizmet etmesi gerektiğine dair bakış açısının, dünya algısının sonucu değil mi aynı zamanda? Nitekim yazar, kendisiyle yapılan bir röportajda (Elif Bereketli röportajı), doğu felsefesinde insanın doğanın merkezinde olan bir varlık olmadığını, 20’li yaşlarına kadar Budizm’e derinlemesine yoğunlaştığı için insanoğlunun bu dünyanın merkezi olmadığı gerçeğinin kendisi için son derece doğal bir şey olduğunu söylüyor.
Kitabın düşündürdüğü önemli bir diğer konu da normal dediğimiz nedir? Kim normal kim değil? Yonğhe’nin et ve hayvansal ürünler yemeği bırakması üzerine etrafındaki herkes bunun ‘anormal’ olduğu kabulü üzerinden ona et yedirmeye çalışıyor. Hatta baba bunun için şiddet kullanmaktan da kaçınmıyor. Yonğhe dışındaki tüm karakterler için ‘normal’ olan bir şey et yemek. Kitabın ilerleyen sayfalarında et yemeği reddeden ve bilinçli bir şekilde ölüme giden bir dönüşümü yaşayan Yonğhe’nin akıl hastanesine kapatıldığını okuyoruz. Gerçekten de, toplumun genel kabul gören değer yargılarının, davranış biçimlerinin dışına çıkan kişiler çoğu kez ahlaksız, akıl hastası, ucube vb. olarak etiketleniyor. Cinsel yöneliminden tutun, yeme tercihleri, yaşam biçimleri nedeniyle şiddet görüyor, dışlanıyor ne yazık ki.
Kitap, ‘Karım vejetaryen oluncaya dek onun özel bir insan olduğunu hiç düşünmemiştim’ cümlesiyle başlıyor. Başlangıç cümlesi ve devamından kocanın tıpkı kendisi gibi vasat bir karakter olduğu için Yonğhe’yi tercih ettiğini anlıyoruz. Koca, karısını ilk gördüğünde hiç de çekici gelmediğini, Yonğhe’de bir zarafet, canlılık, cazibe görmediğini, bunun tam da kendisi gibi orta yolcu, iddiasız, vasat bir kişi için gayet uygun olduğunu, deyim yerindeyse herkesin görevini yerine getirdiği vasat bir evliliklerinin olduğunu anlatıyor. Ve anlaşılan o ki bu durumdan hiç şikayetçi değil. Bu durum hayattan beklentisine, hayatı algılayışına denk düşüyor. ‘Normal’ bir aile hayatları var. Koca, ‘karımın herkesten farklı, dikkat çekici tek bir özelliği varsa, o da sutyen takmayı sevmemesiydi’ diye anlatıyor. Hatta salt sutyen takmamak için, bundan rahatsız olduğunu söylediğinde, karısını payladığında, karısı kavurucu sıcaklarda üzerine bir yelek geçirmeye başlıyor. Yonğhe sutyen takmak istememe nedenini, sutyenin göğsünü sıkması olarak açıklıyor. Yonğhe’nin sutyen takmamasının, gördüğü rüya ve devamında vejetaryen olmasından öncesinde de var olan bir davranış olduğunu düşündüğümüzde, sutyen takmamanın aslında oldukça sıradan görünen Yonğhe’nin ‘içinde büyüyen’ bir değişim arzusunun, yaşam biçiminden bunaldığının oldukça simgesel bir dışavurumu olduğunu görüyoruz. Öte yandan sutyen takmamanın bir dönem ve halen de kadınların bedenlerinin nesneleştirilmesine ve toplum değer yargılarına karşı çıkmalarının önemli bir sembolü olduğunu da belirtelim. 1968 yılında yapılan Miss America yarışmasında yaşanan bir feminist protesto sutyen karşıtı hareketin bir başlangıcı olarak görülüyor. O dönem protestocular sembolik olarak bazı kadın ürünlerini (bigudi, sutyen, kadın dergileri vb.) ‘Özgürlük Çöp Kutusu’ adını verdikleri bir yere atıyorlar. Sonrasında da sık sık bu tür protestolara rastlıyoruz. Özellikle 2012 yılında bu hareketin yıla damgasını vurduğunu söylemek mümkün.
Sonuçta et yemekten tiksinmeyle ve yediği hayvanların ağırlığını içinde hissetmesiyle et yemeyi bırakan, tam da bu davranışlarıyla genel kabul gören doğrulara, vasata, modern hayatın bunaltıcı, insanı hapseden ve tek tipleştiren kurallarına bayrak açan, bedeninin denetlenmesine itiraz eden ve bildiğinden şaşmayan bir kadının hikayesi VEJETARYEN.
FERDAĞ ERGİN ÖZTÜRK
* K24, Elif Bereketli’nin yazar ile yapılmış 2017 tarihli röportajı. https://t24.com.tr/k24/yazi/vejetaryani-yazarken-bir-ulkeye-degil-insanliga-dair-bir-soru-sormak-istedim
*Metin Celal’in Seul’de yazar ile yaptığı 2017 tarihli söyleşi. https://www.edebiyathaber.net/han-kang-vejetaryani-bir-seyi-reddeden-anlaminda-kullandim

Elinize sağlık
Severek okudum🙏🏻
Sevindim beğendiğinize, çok teşekkürler