“Ey şair bana yağmurdan bahsetme… Yağdır!”

Victor Hugo

Son günlerde sokak hayvanları uyutulmasın diye neredeyse iktidar dışında herkes hem fikir. Bu insanlar adalardaki faytonlara koşulan atlar çok acı çekiyor, atlar serbest bırakılsın diye de çok ses çıkardılar. Atlar gitti, motorlu araçlar geldi. Sokakları hatta kaldırımları kirli çuvallı arabalarıyla dolduran kağıt toplayıcıları için de çok bağırıp çağırdılar,” Ekmek paralarıyla oynamayın.” dediler; onlar da çöpleri dağıtarak çirkin görüntülerle, işlerini yapmaya devam ediyorlar. Kısacası karşıyız, her şeye karşıyız, sonunu düşünmeden ve hiçbir çözüm üretmeden.

Bana kızanlar olacak aranızda biliyorum ama biraz ileriye dönük ve alternatifini düşünmeden sokak hayvanları sokakta kalsın, kağıt toplayıcılar kirli, yağlı çuvallarıyla toplamaya devam etsin, atlar acı çekmesin derken daha hijyen daha estetik ve kökten çözmeye yönelik çözümler üretmek aklımıza gelmiyor?

Sokak hayvanları uyutulmasın ama sokakları da işgal etmesinler, köşeler yemek artıkları, plastik kaplar ve koli kutularıyla dolmasın. Sokaklarda, pencere önünde kedi köpek besleyenlerin evlerinde kaç patili dost(!) var merak ederim ben hep.

Benim de köpeğim var öyle para verip falan almadım, sokağa atılacaktı, çok sorumluluk duyacaktım ama zoraki sahiplendim. Her gün zorunlu yürüyüşe çıkarız. Yürüyüşe çıktığımız zamanlarda sokak köpeklerinin ve kedilerinin saldırısına çok tanık oldum. Ben kendi hayvanımı korurken hep bana saldırdılar. Morluklarla dolaştım günlerce ve kaç kez kuduz aşısı olmak zorunda kaldım. Bu arada saldıran, hırlayan kedi veya köpeğe hoşt, pist falan deyince de hayvana bağırma diyen çok hayvan severler (!) de oldu bu arada. Bu ne sevgi ah, bu ne ıstırap diyesim geliyor değerli sanatçı Abdullah Yüce’yi anarak…

Zaten caddeler, sokaklar insandan geçilmez haldeyken, çoğu yer çöp yığınıyken sokak hayvanlarıyla birlikte yaşamak gibi bir düşünce hiç sağlıklı ve estetik değil. En geri ülkelerde bile inanın sokak hayvanına, görüntüyü bozan dilenciye, kağıt toplayıcılara rastlamadım.

Çözüm, nasıl olur derseniz belediyeler geniş, hijyen kurallarına uygun alanlar yaratır, kısırlaştırma, sağlık bakımları gönüllü veterinerler ve öğrencilerle yapılabilir. O kadar hayvan sever insanlar var onlar da gönüllü olarak görev alırlar bakım ve sevgi konusunda. Hem belediyeler kurumlarla ve gönüllü gençlerle, insanlarla bir iş başarmanın tadını yaşamış olur. Vatandaş da işe yaramanın gururunu yaşar.

Patili dostlarımızın olduğu alanlara trekking gezileri düzenlenir, çevre temizliği de yapılırsa ve denetim olursa ne anlamlı olur bu görev. Küçük ödüllerle, jestlerle can atar herkes hizmet etmeye. Ben gençlerimizin ve çocuklarımızın bu konularda ne denli duyarlı olduklarına inanıyorum bir eğitimci olarak.

Kağıt toplayıcılara gelince, onlar da belediye kontrolünde olur. Daha şık daha estetik, görüntü kirliliği yaratmadan kontrol ve denetim altında olması belediyelere de gelir sağlayabilir. Eskişehir’de çok şık küçük bir araba görmüştüm bir ziyaretimde ve “Ben de böyle bir araba istiyorum.” dedim sevinçle. Meğer kağıt toplama aracıymış, bir kez daha hayranlığım arttı bu estetik şehre.

Adalardan atları göndermeden de çözebilirdik bu sorunu. O atların nereye gittiğini, başlarına ne geldiğini kaçımız düşündük acaba? Bu işi yapanların eğitimini sağlasaydık, uyması gereken kuralları belletseydik, ortada at pisliği ve kokusu duymasaydık gerek kalmazdı gitmelerine. İngiltere’de hala atlı polisler var ama koku, pislik yok caddelerde. Her şeye karşı çıkmak sorunları çözmüyor, çözüm üretmedikçe.

Bir işin kolayına kaçmadan sorunu temelden ve sistem olarak ortaya koyup daha kalıcı çareler önermek en doğru olanıdır. Diğer türlü bir başka şekilde yine karşımıza çıkacağından kuşkum yok. Victor Hugo ‘ya kula verelim ve ünlü sözünü tekrarlayalım!

“Ey şair bana yağmurdan bahsetme… Yağdır!

İkbal Kaynar