Hızla değişen ama bu değişimin bizlere hizmet etmediğini düşündüğümüz ülkemizden ayrılma kararını çok yakın bir zamanda aldık. Yaklaşık bir ay önce de eşim ve iki yaşındaki çocuğumla birlikte Kanada’ya taşındık.

Elbette karar alma ve taşınma sürecimiz bu iki cümleden ibaret değil. İstanbul’da geçen hayatımız her ne kadar yüzeyde düzenli görünse de içten içe daha fazlasını arzuluyorduk. Yoğun çalışma tempomuz, büyük şehir yaşamının getirdiği stres, çocuğumuzun geleceği için duyduğumuz kaygılar bizi daha sakin, daha dengeli bir yaşam arayışına itti.

İstanbul’da işler fena değildi aslında. Tekstil sektöründe kıdemli bir merchandiser olarak çalışıyordum, işimden memnundum ama o yoğun koşuşturma arasında kendimi, ailemi ve hayallerimi kaybediyor gibiydim. Aile sohbetlerimizde, başka bir ülkede yaşama fikri daha çok yer almaya başladıkça, pek çok kaygıdan da uzaklaştığımı hissetmeye başladım. Eşimle her sohbetimiz “İyi de nereye gitmeli?” Sorusuyla bitiyordu. Bu arada eşim de makine parçaları üreten bir tesiste üretim müdürü olarak çalışıyordu. Fakat çocuğumuz doğduktan sonra, her şey daha da zorlaştı. Sabah kendi aracınızla da gitseniz, servis ya da toplu taşıma da kullansanız fark etmeksizin işyerinize aynı yorgunlukla giriyorsunuz. Aynı durum akşam dönüş için de geçerli. Her zaman yorgun, yoğun ve koşturma halinde olmak birbirimize ve çocuğumuza yeterince vakit ayırmamızı engelliyordu. Çalış, koştur ve tüket! Bu döngüyü kırmanın yollarını aramaya başladık. Daha sakin, değişimlerin olumlu taraflarının insanlara ve tüm canlılara yansıdığı, daha açık fikirli, çok kültürlü, dünyayı daha geniş perspektiften görebileceğimiz başka bir dünya mümkünse orada olmak istedik. Taleplerimiz çok değildi aslında.

Kanada bu hayalin bir parçası oldu. Sadece huzurlu bir hayat değildi bizi Kanada’ya iten. Aynı zamanda eşimin akademik kariyerini güçlendirme isteği, kendi alanımda yeni deneyimler edinme arzum da önemli etkenler arasındaydı. Çocuğumuzun eğitimi ve güvenliği için kaygılanmak istemiyorduk. İstanbul’da her gün geçirdiğimiz soğuk, stresli, kayıp vakitlerimizi ona ayırmak istiyorduk. Yeni bir başlangıç, yeni bir kültür, yeni bir dil… Kişisel ve profesyonel yenilenme için hazırdık.

Şimdi Kanada’da yepyeni bir dünyadayız. İlk haftalarımız beklentilerimizin ötesinde heyecan verici oldu. Düzenli bir şehir, yardımsever insanlar, farklı kültürlerin ahenk içindeki uyumu, sakinlik, sükunet ve boş yere kaybedilmeyen zamanlar… Bizim için düşündüğümüzden daha ilham verici. Çocuğumuzun burada büyürken geniş bir dünya görüşü kazanacağı fikri motivasyonumuzu daha da artırıyor. Önümüzdeki beş yıl için eşimin kariyerine, çocuğumuzun eğitimine ve kendime yeni alanlar keşfetmeye odaklandım. Belki de farklı sektörlere adım atmak için fırsatlar bulabilirim. Kanada’nın bu konuda sınırsız olanaklarını nasıl değerlendireceğimi ya da hangi sektörün içinde olacağımı henüz bilmiyorum. Üzerinde düşünme ya da araştırma fırsatını sanırım bundan sonraki süreçlerde bulabilirim.

Bu göç macerası, bir anlamda sınırlarımızı aşma, kendimizi yeniden keşfetme yolculuğu oldu. Bir ülkeyi terk etmek kolay bir karar değil, geride çok şey kalıyor. Alışkanlıklar, sevdiklerimiz, geçmişimiz… Daha iyi bir gelecek hayali her zaman galip geliyor sanıyorum. Şu an, tüm zorluklara -ki onlardan pek bahsetmedim- rağmen her şey yolunda. Bir gün bu maceranın sonunda Türkiye’ye dönüp dönmeyeceğimizden emin değiliz. Tamamen buradaki deneyimlerimize bağlı olacak. Şimdilik her şey yolunda.

Biz büyük bir heyecanla bu yeni dünyanın sunacağı fırsatları keşfetmeye hazırız.

Şule Ardal

33 yaşında bir beyaz yakalıydı.