Ülkemizin genç nüfusunun göç oranı her geçen yıl hızlı bir artış gösteriyor. Eğitim fırsatları, ekonomik faktörler, daha iyi yaşam beklentisi, politik iklim ve özgürlük arayışı, gelecek kaygısı ve güvensizlik duygusu gibi etmenlerin bir araya gelmesi gençlerin yurtdışına göç eğilimini arttırıyor ve kendilerine daha istikrarlı yaşam sunabilecek ülkelerde kalmayı tercih ediyorlar. Başka bir ülkede yeniden yaşam kurmak, cesaret gerektiren zorlu bir süreç olmasının yanında, kimlikleri ve kültürel değerleri koruma, yeni kültüre uyum sağlama çabalarını ve geride bıraktıkları sevdikleriyle bağlarını sınayan bir deneye dönüşebiliyor.

Pazartesi14 göç söyleşileri, gençlerin göç etme nedenlerine ilişkin derin bir bakış kazandırmak yanında göç eden gençlerin deneyimleri ışığında göçün, kimlik, aidiyet, bireysel özgürlük gibi kavramları yeniden düşündüren kültürel, sosyal, psikolojik ve edebiyata ilişkin etkiler yaratan göç fenomenini görmemizi sağlıyor.

Esra Atar 25 yaşında, 2022 yılında Türkiye’de hukuk fakültesini bitirdi. 2024 yılında yüksek lisansını yapmak üzere Almanya’ya gitti. 

Merhaba Esra: Çok kolay bir soruyla başlamak istiyorum. Ülkeden ayrılmaya karar verdiğinde kaç yaşındaydın? İlk kiminle paylaştın?

Yaşımı tam hatırlamıyorum ancak çok erken olduğunu sanmıyorum zira bölüm tercihim gibi birçok önemli faktör ülkede kalmama çok daha uygundu. İlk olarak ailemle paylaşmışımdır.

Seni göç fikrine iten şey bireysel mi toplumsal sebepler miydi? Asıl tetikleyici unsurun gitmek mi, kaçış mıydı?

Toplumsal sebepler daha ağır bastı. Kaçış biraz ağır bir ifade etme şekli, aksine bu sebeplerin üzerine gidip durumu tersine çevirme isteğim baki ancak elimde böyle bir güç yokken bu dönüşümü istemeyen büyük bir çoğunlukla karşı karşıya olmak kendi hayatımda bir etki yaratmamı bile büyük ölçüde engelliyordu.

Farklı bir yerden bakarsak, gitmekle kalmak arasında büyük mücadele veren gençlerin göçmesine, bir şekilde toplu protestoları da diyebilir miyiz?

O bilinçle yapılsa da yapılmasa da o sonucu doğuruyor evet.

Pek çok gencin yurt dışına gitmeden önce hissettiği ve “sıkışmışlık” olarak ifade ettiği içsel rahatsızlığı yaşadın mı? Hangi bireysel ya da kitlesel olaylar senin bu duyguyu yaşamana neden oluyordu?

Yaşadım, bazen bu hissi yirmili yaşlardaki genel ruh haliyle birbirinden tam olarak ayıramıyorum açıkçası. O noktada benden önceki birkaç kuşağa bakınca benim yaşlarımdayken benden çok daha enerjik ve umutlu olduklarını gözlemledim ve toplumsal değişimin ne kadar yıpratıcı olabileceğini tecrübe etmiş oldum. Sanki insanları tüketmek için uğraşıyoruz. Çalışma şartları gün geçtikçe ağırlaşıyor ve normali buymuş gibi sessiz bir anlaşma var. İnsanlar hemen yeri doldurulabilir görüldüğünden boyun eğmeleri bekleniyor, hatta sağlanıyor. Kitlesel bir yozlaşma var, sırf çalışma koşullarını değil pek çok şeyi negatif etkiliyor ve bireysel yozlaşmaya da sebep oluyor.

Gitmeye karar verdiğinde, yaptığın ön çalışmalar nelerdi? Özellikle kültürel uyumsuzluk, tek başınalık ve bunların getirebileceği sorunlar gibi faktörleri nasıl değerlendirdin?

Bunlar bence hakkında ön çalışma yapılabilecek faktörler değil, ya katlanman gereken ya da yaparak öğrenmen gereken şeyler.

İlk gidiş, uçağa ya da trene biniş ve belki de büyük bir belirsizliğe yol alırken geride bıraktıklarının neler olduğunu düşündün? Ayrılığın en zorunu hangi konuda yaşadın?

Muhtemelen tam da o ayrılık anında yaşadım, yaşıyorum. Beni en çok zorlayan şeylerden biri, özellikle ailemle vedalaşırken çok zorlanmamdı.

Hedeflediğin ülkeye vardığında hissettiğin ilk duygu neydi?

Bir telaş içindeydim, tam idrak edememiştim.

Gittiğin ülkeye göçen diğer Türk gençleriyle bir iletişim ağı kuruyor musun? Yoksa, daha çok gittiğin ülkenin vatandaşlarıyla olmayı mı tercih ediyorsun?

Özel bir tercihim yok bu konuda, biraz denk gelmemle alakalı sanırım her ikisiyle de veya üçüncü dünya ülkelerinin vatandaşlarıyla da iletişimde olabilirim.

Shakespeare’in meşhur sözü “Olmak ya da olmamak”tan yola çıkarsak, bir yerden sonra dönmek mi kalmak mı noktasında kararınızı etkileyen ne oldu?

Ben henüz göç etmedim, çeşitli bürokratik ve mesleki sorunların üstesinden gelmeye çalışıyorum. Bir yerden sonra denebilecek kadar uzun süredir de burada değilim, o sebeple daha yerleşik birinin bu soruya cevap vermesi daha uygun olur.

Giden gençlerin çoğunun eğitimli ve nitelikli olması “beyin göçü” kavramını da getirdi. Bu durumu, istatistikler ve araştırmalar Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için büyük kayıp olarak değerlendirilirken, bir şekilde geri dönüp ülkeye fayda sağlayacak modelleri kurabileceğinizi düşündün mü?

En ideali o şekilde olur, ülkeyi kaderine terk etmek bir çözüm değil, dönüp dolaşıp geleceğimiz yer burası. Herkes aynı şekilde mi düşünüyor bilmiyorum, ben dediğim gibi mesleğimi dahi böyle bir odakla seçmiştim ve biraz duygusal bir yönden cevaplıyorum, Türkiye’de ne gibi gelişmeler olacağına da bağlı. Bir de bazı şeyler dönem dönem trend oluyor, göç yeni bir şey değil ama gidenler sayıca çok arttı. Bunun uzun vadeli etki ve sonuçları nasıl olur yaşayıp göreceğiz.

Oradan Türkiye nasıl görünüyor?

Bilmem ki, oradan veya buradan diye iki ayrı perspektifim var mı acaba? Kendimi soyutladığım, endişelerimin azaldığı bir noktada değilim.

Son olarak şunu da sormak istiyorum. Orada kalmaya karar verdin ya da olmadı, her şey aksi gitti ve Türkiye’ye dönmeye karar verdin. Sence her şeye rağmen deneyimlemek mi yoksa denemeden Türkiye’de kalmak mı daha riskli? Bu soruyuşu anda yurt dışına gitmeyi düşünen ama henüz karar verememiş gençler adına soruyorum.

Bu soru sıklıkla düşündüğüm ama cevaplamakta çok zorlandığım bir soru. Kişiye, yaşantıya göre değişir. Riske atılacak ne kadar çok şeye sahip olduğunla da alakalı, maddi manevi. Gerçekten oturup hesap kitap yapmak gerekiyor diyebilirim, yaptığında bile evdeki hesabın çarşıya uyacağını ummaktan başka pek bir çare yok.