Ülkemizin genç nüfusunun göç oranı her geçen yıl hızlı bir artış gösteriyor. Eğitim fırsatları, ekonomik faktörler, daha iyi yaşam beklentisi, politik iklim ve özgürlük arayışı, gelecek kaygısı ve güvensizlik duygusu gibi etmenlerin bir araya gelmesi gençlerin yurtdışına göç eğilimini arttırıyor ve kendilerine daha istikrarlı yaşam sunabilecek ülkelerde kalmayı tercih ediyorlar. Başka bir ülkede yeniden yaşam kurmak, cesaret gerektiren zorlu bir süreç olmasının yanında, kimlikleri ve kültürel değerleri koruma, yeni kültüre uyum sağlama çabalarını ve geride bıraktıkları sevdikleriyle bağlarını sınayan bir deneye dönüşebiliyor.
Pazartesi14 göç söyleşileri, gençlerin göç etme nedenlerine ilişkin derin bir bakış kazandırmak yanında göç eden gençlerin deneyimleri ışığında göçün, kimlik, aidiyet, bireysel özgürlük gibi kavramları yeniden düşündüren kültürel, sosyal, psikolojik ve edebiyata ilişkin etkiler yaratan göç fenomenini görmemizi sağlıyor.
Defne Albaş, 2001 doğumlu. Almanya’da Münih Teknik Üniversitesi İşletme Ekonomisi’ni bitirdi. Aynı okulda yüksek lisans eğitimine devam ediyor. Ayrıca üç yıldır stajyer olarak haftada yirmi saat çalışıyor.
Kolay bir soruyla başlamak istiyorum. Ülkeden ayrılmaya karar verdiğinde kaç yaşındaydın? Kararını ilk kiminle paylaştın?
Bu kararı alırken, henüz çok küçüktüm. 16-17 yaşında üniversiteyi yurtdışında okuyacağıma kesin gözüyle bakıyorduk, öyle de oldu. Ailemle ortak alınan bir karar olduğu için bu konuda ciddi olduğumu ilk gösterdiğim insanlar da annem ve babamdı.
Seni göç fikrine iten şey bireysel mi toplumsal sebepler miydi? Asıl tetikleyici unsurun gitmek mi, kaçış mıydı?
Aslında bu fikre iten en büyük faktör, Avrupa’da Türkiye’de okuyabileceğimden çok daha iyi bir üniversite okuma şansıydı. Ülkemizin aksine Avrupa’da özellikle Almanya’da çok daha uygun fiyatlara dünya sıralamasında ilk elli ya da yüzün içinde yer alan üniversitelerde okuma şansınız oluyor. Ülkemizde maalesef sadece Koç Üniversitesi ilk beş yüzde.
Gitmeye karar verdiğinde, yaptığın ön çalışmalar nelerdi? Özellikle kültürel uyumsuzluk, tek başınalık ve bunların getirebileceği sorunlar gibi faktörleri nasıl değerlendirdin?
İlk işim kesinlikle üniversiteleri ve şehirleri araştırmak oldu. Ben kendimi nasıl bir şehirde, nasıl bir üniversitede görmek istiyorum fikri üzerine fazlaca düşündüm. İyi ki araştırmamı kararımı kesinleştirmeden önce yapmışım ve kararımı bilinçli bir şekilde vermişim. Bu sayede seçtiğim şehir, okul ve bölümden memnum kaldım ve değiştirmek ya da Türkiye’ye dönmek gibi bir fikrim olmadı.
İlk gidiş, uçağa ya da trene biniş ve belki de büyük bir belirsizliğe yol alırken geride bıraktıklarının neler olduğunu düşündün? Ayrılığın en zorunu hangi konuda yaşadın?
Avrupa’ya, burada bir üniversiteye gelmek, lise zamanlarında en büyük hayalimdi ancak gitme vakti yaklaştıkça özellikle de uçağımın olduğu gün çok korkmuştum. Bu hissi sanırım genç yaşta yurtdışına yaşamaya gelen herkes anlar. Bir anda bildiğiniz her şeyden uzağa, bir bilinmezliğe yola çıkmak insana çok tuhaf hissettiriyor. İlk günüm oldukça korkarak geçmişti, ailemi geride bıraktığım için kendimi çok tuhaf ve eksik hissetmiştim. Ancak ikinci günümden itibaren kendi düzenimi kurmaya, burada bir hayat inşa etmeye başladıkça bu korkum ve stresim azalarak yok oldu. Hala ailemi çok özlediğim zamanlar elbet oluyor ama bunu artık normalimiz olarak kabul ediyoruz.
Gittiğin ülkeye göçen diğer Türk gençleriyle bir iletişim ağı kuruyor musun? Yoksa daha çok gittiğiniz ülkenin vatandaşlarıyla bir arada olmayı mı tercih ediyorsun?
Almanya’da geniş bir Türk öğrenci ağı ile iletişim halindeyim. En yakın arkadaşlarım da Türklerden oluşuyor. Ancak yabancı arkadaşlarımla da yakınlıklarımı sürdürüyorum.
