Göç, günümüz dünyasında sıkça karşılaşılan bir kelime oldu, kendi kısa ama anlattıkları uzun. Geçim derdi, can korkusu, refah arayışı gibi nice sebeplerin doğurduğu bu hazin sona başka bir pencereden ve başka gözlerden bakalım isterim.

İnsan yirmili yaşlarının başında ayakları üzerinde durmaya başlayınca artık içi içine sığmayan bir varlık oluveriyor. Yaşın enerjisi özgürlük coşkusuyla buluşunca çok şeyin yapılabilir olduğu hissediliyor. Global dünyamızda bunu çokça şekilde örneklemek mümkün; kendi başına dünyayı gezenler, sevdiği uğraş veya meslek peşinden kaygısız bir şekilde koşanlar, ismini genç yaşta tarihe geçiren bilim ve sanat erbapları ve daha niceleri… Bu örnekleri okurken aklımıza birtakım ülkeler geldi şüphesiz ama bizim güzel ülkemiz bunlardan birisi miydi, şüpheli sanırım.

O vakit soru şu olmalı, neden? Cevap çok kısa olmayacak gibi.

Bazı somut sebepler var, elbette. Özellikle Amerika ve Avrupa’daki kurumlar daha köklü ve bilimsel anlamda daha iyi sıralamalara sahipler. Bilim kültürleri bizden daha eski olması sebebiyle de bilim kültürünü edinerek kişinin kendini geliştirmesi ve daha derin araştırmalar yapabilmesi çok mümkün. Ama ben başka bir noktaya değinmek isterim.

Türk genci özellikle son birkaç yıllık süreçte yaşıtı diğer ülke gençlerinden daha hızlı büyümek zorunda kaldı. Ülke içerisinde fazla baskın bir pozisyonda bulunan siyaset kurumu, ekonomik çalkantılar, moral yönünden insanı zorlayan çok sayıda yüz kızartıcı eylem haberi, birkaç sebep olarak verilebilir bu duruma. Sonuç olarak, akranlarımız dünyayı öğrenip kendini keşfederken; gerekli olmadığı halde onlardan çok daha iyi mikro/makro ekonomi ve muhasebe bilmek durumunda kalan, çoğu gelişmiş ülkedeki durumun aksine siyasetçilerin yüksek sesinden kalbinin ve aklının sesini duymakta zorlanan, bütün belirsizlikler çevreyi sarmışken doğal olarak konfor alanını terk edemeyen, insanlar oluverdik. Coğrafya, global düzenin geçerli olmadığı yerde, başarının ve/veya ekonomik gücün olmadığı insanlar için kaderdir diye düşünüyorum. Sanıyorum bu sebepten ki ön koşullardan birini sağlayabilen gençlerimiz şu anda yaşıtları gibi eğitim almak, kendini keşfetmek, huzurlu ve üretken bir hayata sahip olabilme umuduyla memleket toprakları dışındalar.

Bu satırları yazarken çok sevdiğim ülkemden, sevdiklerimden uzakta olmanın üzüntüsünü yaşıyorum elbette; ancak yeni bir toplum tanımak / dünya insanı olmak hayatın bir bölümünde tecrübe edilmeli. Ek olarak, tabir uygun gelirse “dalgalı denizdense durgun suda yüzmek” ihtiyacının da hissedildiğini ifade etmeliyim. Eğitim amacıyla çıktığım bu yolculuğun sonunda hayat tecrübesi edinmiş bir insan olarak dönebilecek olmayı umuyorum. Şu an için, “Uzaktan sevmek aşkların en güzeli.”

Ulu Önder’imize ve silah arkadaşlarına sonsuz şükran, 101. doğum gününde memlekete en içten selam ve sevgilerle.

Yalın Şahin

Milan / İtalya – 29.10.2024