Ülkemizin genç nüfusunun göç oranı her geçen yıl hızlı bir artış gösteriyor. Eğitim fırsatları, ekonomik faktörler, daha iyi yaşam beklentisi, politik iklim ve özgürlük arayışı, gelecek kaygısı ve güvensizlik duygusu gibi etmenlerin bir araya gelmesi gençlerin yurtdışına göç eğilimini arttırıyor ve kendilerine daha istikrarlı yaşam sunabilecek ülkelerde kalmayı tercih ediyorlar. Başka bir ülkede yeniden yaşam kurmak, cesaret gerektiren zorlu bir süreç olmasının yanında, kimlikleri ve kültürel değerleri koruma, yeni kültüre uyum sağlama çabalarını ve geride bıraktıkları sevdikleriyle bağlarını sınayan bir deneye dönüşebiliyor.
Pazartesi14 göç söyleşileri, gençlerin göç etme nedenlerine ilişkin derin bir bakış kazandırmak yanında göç eden gençlerin deneyimleri ışığında göçün, kimlik, aidiyet, bireysel özgürlük gibi kavramları yeniden düşündüren kültürel, sosyal, psikolojik ve edebiyata ilişkin etkiler yaratan göç fenomenini görmemizi sağlıyor.
Yeşne Özek, 2012 yılında üniversite eğitimi için Fransa’ ya gitti. Paris’te avukatlık yapıyor.
Merhaba Yeşne. Çok kolay bir soruyla başlamak istiyorum. Ülkeden ayrılmaya karar verdiğinde kaç yaşındaydın?İlk kiminle paylaştın?
Annemin yönlendirmesiyle üniversite eğitimim için yurtdışına gitmeye karar verdim. Lise son sınıfta okuyordum. Yani 19 yaşımdaydım.
Seni göç fikrine iten şey bireysel mi toplumsal sebepler miydi? Asıl tetikleyici unsurun gitmek mi, kaçış mıydı?
Her ikisi de. Benim göç hikâyem 2012’de başladı; hem daha iyi bir eğitim alıp yeni maceralara atılmak hem de ülkedeki belirsizlikler ve bir takım kısıtlamalardan kurtulmak istedim. Fakat bir kaçış fikriyle bu yola çıkmadım hatta geri dönebilirim, diye çıktığım bir maceraydı.
Farklı bir yerden bakarsak,gitmekle kalmak arasında büyük mücadele veren gençlerin göçmesine, bir şekilde toplu protestoları da diyebilir miyiz?
Pek çok genç daha iyi bir hayat kurmak amacıyla, daha iyi bir gelecek için göçme planları yapıyor. Ülkede olan bitene karşı bıkkınlık var. Çoğu kişi iyi bir gelecek öngöremiyor. Bu açıdan, genç göçünü toplu protesto olarak yorumlamak mümkün.
Pek çok gencin yurtdışına gitmeden önce hissettiği ve “sıkışmışlık” olarak ifade ettiği içsel rahatsızlığı yaşadın mı? Hangi bireysel ya da kitlesel olaylar senin bu duyguyu yaşamana neden oluyordu?
Açıkçası ben pek öyle bir hissiyat yaşamadım. Belirttiğim gibi genç yaşta göçtüm, dolayısıyla o sıkışmışlık duygusunu yaşamaya vaktim olmadı, zaten benim göç hikâyem biraz da annemin teşvikiyle oldu.
Gitmeye karar verdiğinde,yaptığın ön çalışmalar nelerdi? Özellikle kültürel uyumsuzluk, tek başınalık ve bunların getirebileceği sorunlar gibi faktörleri nasıl değerlendirdin?
Çoğunlukla üniversiteleri araştırdım. Yalnız kalmak gibi problemleri çok dert etmedim. Daha önce yurtdışında kamplara gittiğimden, bu tarz problemlerin aşılabileceği konusunda şüphem yoktu, açıkçası.
İlk gidiş, uçağa ya da trene biniş ve belki de büyük bir belirsizliğe yol alırken geride bıraktıklarının neler olduğunu düşündün? Ayrılığın en zorunu hangi konuda yaşadın?
Açıkçası ilk gidişim zaten geri dönerim, diyerek olmuştu. Yaz tatillerinde hep gelip gittim, dolayısıyla kendimi bir şeyi ardımda bırakmış gibi hissetmedim. Şimdiyse görüyorum ki göç ederek, arkadaşlık ve aile ilişkilerimi ister istemez geride bırakmışım. Yurtdışına göçün en zor kısmı da bu sanırım, insan kendini birdenbire yalnız, bütün çevresinden uzak, yol yordam bilmez ve referanssız buluyor.
Hedeflediğin ülkeye vardığındahissettiğinilk duygu neydi?
Fransa’ya daha önceleri gidip gelmiştim, ama bu sefer kalıcı olmanın getirdiği bir belirsizlik, kimlerle tanışacağımın, nasıl bir çevrem olacağının merakı ve korkusu vardı.
Gittiğin ülkeye göçen diğer Türk gençleriyle biriletişim ağı kuruyor musun? Yoksa, daha çok gittiğin ülkenin vatandaşlarıyla olmayı mı tercih ediyorsun?
Türk arkadaşlarımla görüşüyorum ama Fransız arkadaşlarım da var. Bence ikisi de önemli, Türklerle kültürel olarak Fransızların anlayamayacağı pek çok şeyi paylaşıyoruz, bu sebeple anlaşmak daha kolay. Fransızlarla bağ kurmak ise hem entelektüel ve kültürel açıdan besliyor, zenginleştiriyor hem de ülkeye entegrasyon için şart.
Shakespeare’in meşhur sözü “Olmak ya da olmamak”tan yola çıkarsak, bir yerden sonra dönmek mi kalmak mı noktasında kararınızıetkileyenne oldu?
Fransa ‘da kalma kararımı, öncelikle pişman olma korkusu etkiledi çünkü dönüş yapınca geri gelmenin zor olduğunu düşünüyorum. Diğer yandan, buradaki yaşam tarzına uyum sağladım ve benimsedim, bu da kalma kararımı etkiledi. Türkiye’ye şu an yetişkin olarak dönersem, her şeyi sıfırdan kurmam gerekecek, bu da beni oldukça demotive ediyor tabii ki.
Giden gençlerin çoğunun eğitimli ve nitelikli olması“beyin göçü” kavramını da getirdi.Bu durumu, istatistikler ve araştırmalar Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için büyük kayıp olarak değerlendirilirken, bir şekilde geri dönüp ülkeye fayda sağlayacak modelleri kurabileceğinizi düşündün mü?
Evet, tabii ki göçün böyle bir faydası olabilir, ancak şu anda giden gençlerin pek öyle bir niyeti varmış gibi görünmüyor, maalesef.
Oradan Türkiye nasıl görünüyor?
Arkadaşlarım arasında, ülkeden en erken ayrılanlardan biriyim. Geçen yıllarda çoğu arkadaşım da benim gibi gitmeyi seçti maalesef, çoğu gencin ülkede parlak bir gelecek görmediğini ve bıkkınlık, yorgunluk hissiyatı içinde olduğunu düşünüyorum. Üzücü bir durum açıkçası çünkü pek çok insanın, ülke koşulları başka olsa kalmak isteyeceğini düşünüyorum. Ben de gelip gittikçe hayatın zorlaştığını görüyorum ve bunun gençler için cesaret kırıcı olduğunu anlayabiliyorum.
Son olarak şunu da sormak istiyorum.Orada kalmaya karar verdin ya da olmadı, her şey aksi gitti ve Türkiye’ye dönmeye karar verdin. Sence her şeye rağmen deneyimlemek mi yoksa denemeden Türkiye’de kalmak mı daha riskli?Bu soruyu şu anda yurt dışına gitmeyi düşünen ama henüz karar verememiş gençler adına soruyorum. Riskli diyemem. Gidip gitmeme kararı almak isteyenler, kendilerine şunu sormalı: yurtdışı deneyimi yaşamazsam içimde bir pişmanlık, bir ukde kalacak mı? Eğer kalacağını düşünüyorsa, bence denemeye değer. Her şey yolunda gitmese bile en azından insan kendi kendine, ben denedim olmadı, bana göre değilmiş, diyebilir. Böylelikle hayatı boyunca pişmanlıkla, acaba ile yaşamaz.
