Şarkının Do Majör ve La Minör altılı akorları ile sizi daha en başında içine çeken sözlerini dinlerken, teyzesinin evlatlık gibi aldığı John Lennon’un, trafik kazasında ölen annesi Julia için yazdığı “Julia” adlı şarkıda, “Söyleyeceklerimin yarısı anlamsız” dediği anda anladım, anıların alacakaranlığı içinde kendi derinimi kazmanın boşluğunu.

Söyleyeceklerimizin yarısı anlamsız olsa da hem John Lennon, hem de Steve Jobs bebekliklerinin ilk altı ayındaki travmaları iyileştirmek için Arthur Janov adlı bir psikoterapistin “ilkel terapi” (primal therapy) seanslarında, Lennon’un “Mother” şarkısındaki gibi bağırarak, çığlık atarak iyileşmeyi denemişlerdi geçmişte. Aslında bunların ikisi de kafeste doğan ama uçmayı da hastalık olarak düşünmeyen, dünyayı değiştiren kuşlar[i] kategorisinde düşünülebilirlerdi.

Bir Alman-İsveç kökenli anne ile Suriyeli bir babanın çocuğu olarak dünyaya gelen ve annesinin ailesinin bu evliliğe karşı çıkmasıyla evlatlık olarak verilen Steve Jobs’ın, babasının restoranında yemek yerken ilk kez babasını gördüğünü ve babasının onun oğlu olduğunu bilmediğini de buraya not edelim ve soralım nasıl çığlık atmasınlar?

Biz dönelim yine müziğe. Coğrafya kaderdi ama müzik coğrafyaya inat akıl almaz uzaklıkları birkaç nota veya birkaç akor ile bir anda inanılmaz bir şekilde birbirine bağlayıveriyordu. Nasıl oluyorsa oluyor, Liverpool’dan notalar ve 1963 yılında anlamını bilmediğim İngilizce sözler gelip beni radyo aracılığı ile Alemdar adlı bir gecekondu mahallesinde buluyordu. “She Loves You”, “I Wanna Hold Your Hand” ve “From Me to You” adlı şarkılar 12 yaşındaki bir çocuğun isteklerini, hayallerini, sıkıntılarını hayal etmemizin bile zor olduğu müziğin bir renk paletiyle süslemeye başlıyordu.

Hayatın ne olduğu konusunda pek de fikrimin olmadığı günlerdi o günler. Babam eve geç geliyor, erken geldiğinde ise sinirlenip sofrayı devirip gidiyordu. Ortada annem ile babam arasında bir sorun olduğu çok açıktı ama kocasını çok sevdiğini çok sonraları anladığım annem, ortada hiçbir sorun yokmuş gibi davranıyordu. Olanlar onun için belki kolay ama benim için çok zordu. Sabahtan akşama kadar eve su getirirken, bakkala yoğurt almaya giderken, yonca tarlasında top oynarken, çocuklarla ayva ağaçlarının altında konuşurken sanki hep yanımda, havada asılı kocaman bir soru işareti beni izliyor ve kendi kendime sürekli, “Babam bizi sevmiyor herhalde” diyordum. Aslında soruya filan da gerek yoktu düpedüz bizi sevmiyordu babam ama çocuk aklı ile biraz ümitlenmek istiyordum herhalde. Küçüktüm, daha yüreğin yalnız bir avcı olduğunu Carson McCullers’ın romanından öğrenmemiştim, “uzun ve virajlı yol”un (The Long and Winding Road) daha çok başında sayılırdım.

Mutsuzluğun beynimdeki köklerini parçalayan Beatles şarkıları o günlerde bana ilaç gibi geliyordu. Bir arkadaşımın annesinin aldığı Ses Dergisi’nde “From Me to You”nun (Benden Sana) sözlerinin çıkması beni ve o arkadaşımı gereğinden fazla heyecanlandırmış, okul çıkışı onların eve gidip dergiden sözlere bakarak anlamını bilmediğimiz şarkıyı defalarca söylemiştik. Artık Liverpool’dan bize, çok sevdiğimiz ama anlamını bilmediğimiz öyküler gönderiliyordu sanki.

John Lennon’un annesinin adı Julia, babasını adı ise Alfred’di. Beatles’ı ilk tanıdığım yıllarda ortada bu kadar iletişimi kolaylaştıracak araç olmadığı için onun annesi ve babası ile sorunları olabileceğini öğrenmem mümkün değildi ve çok sonraları onun da anne ve babası ile ilgili sorunları olduğunu öğrendim. Yine sonraları farkına vardığım şey ise, Liverpool ile Alemdar’ı da galiba bu sorunların birbirine bağladığıydı.

Lennon’un annesi ile babası, Julia ile Alfred Liverpool’da bir kulüpte ilk tanışmalarından on bir yıl sonra, 1938’de, gizlice evlenmişler. Julia’nın ailesi bu evliliği onaylamamış, hatta babası bir “sevgiliyle” birlikte yaşarsa onu evlatlıktan reddetmekle tehdit etmiş ve Alfred’den kızını maddi olarak destekleyebileceğine dair kanıt göstermesini istemiş. Ancak Alfred, Akdeniz’e gidecek bir gemide kamarotluk yapmak için kaydolmuş ama başarısız olmuş. Üç ay sonra görevinden döndükten sonra şovmen olarak iş bulmaya çalışmış, ancak bu da işe yaramamış.

John doğduğunda Alfred, denizci olarak çalışıyormuş. Ben doğduktan hemen sonra da babam askere gitmiş. 1940’ta Julia hamile olduğunu öğrenmiş ancak o sıralarda 2. Dünya Savaşı başladığı için Alfred evden uzakta denizde kalmış. John babası Alfred hâlâ yurtdışındayken doğmuş. Julia ise, o doğduğu sıralarda John Dykins adlı biriyle çıkmaya başlamış ve kısa süre sonra ikisi, Alfred’le yasal olarak evli olmasına rağmen birlikte yaşamaya başlamışlar. John’u ise Julia’nın kız kardeşi, teyzesi büyütmüş.

Ben bütün bunların daha farkında değilken bir gün babam annemi, beni ve kardeşimi bazı eşyalarla birlikte bir at arabasına koyup evden gönderdi. Artık onunla birlikte kalmamızı istemiyordu. Kentin içinde eski bir semt olan Gece Mahallesi’ndeki eski bir evin tek odasına yerleştik. Gece sadece mahallenin adı değildi ve sanki karanlık tüm ağırlığı ve sıkıntısı ile üstümüze çökmüş, babam radyoyu bize vermediği için Liverpool’dan gelen müzik de susmuştu. Parçalanan bir ailenin çocuğu olmanın yükü yanında müziğin susması da bu yükü üstel bir şekilde katlayarak artırmıştı benim için. Karanlık, sıkıcı, arkadaşlarımdan uzak, yağmurun sesinden başka bir sesin duyulmadığı bir kış oldu o kış.

Dayımın bize verdiği paralarla geçinerek o karanlık, zorluklarla dolu birkaç kış ayını bu şekilde geçirdik ve sonunda annem ile babam barıştıkları için yeniden gecekondu mahallesi Alemdar’a, tozlu çamurlu sokaklara, ağaçlardan erik, dut, ayva toplamaya, yonca tarlasında top oynamaya döndük.

Lennon ise belki o sıralar Liverpool’daki Kurtuluş Ordusu çocuk evi Strawberry Field’ın (Çilek Tarlası) bahçesinde oynadığı çocukluk anılarından “Stawberry Fields” adlı bir şarkı yazıyordu. Uluslararası bir Hıristiyan dini yardım kuruluşu olan Salvation Army’nin (Kurtuluş Ordusu) hemen köşesinde teyzesi Mimi’nin yanında büyüdüğü için burada çok oynamıştı.

“Seni aşağı indireyim

Çünkü çilek tarlalarına gidiyorum

Hiçbir şey gerçek değil

Ve takılacak bir şey yok

Sonsuza kadar çilek tarlaları

Gözler kapalıyken yaşamak kolay

Bütün gördüğümüz yanlış anlaşılmak

Birisi olmak zorlaşıyor ama her şey yoluna giriyor

Benim için pek önemli değil”.

Alemdar’ın altında da çilek tarlaları vardı. Bizim kurtuluşumuz ise büyük ölçüde erik ve şeftali ağaçlarından topladığımız meyveler ile sokakta bol bol top oynamak olarak karşımıza çıkıyor ve diğer yandan babam ile annem arasındaki gerginlik yine tekrarlanarak bitmek nedir bilmiyordu. Üç dört yıl böyle geçti, ben lise sondayken babamın işi bozuldu ve kaçak işçi olarak Hollanda’ya gitmek zorunda kaldı. Birkaç yıl sonra orada Hollandalı bir kadın ile birlikte yaşamaya başladı, kadından bir kız çocuğu oldu ve bize para göndermeyi kesti. Uzun ve virajlı yolun virajları gerçekten keskinleşmeye başlamıştı. John ise o yıllarda bir gazeteciye babasını neredeyse unuttuğunu söylüyor ve “Sanki ölmüş gibiydi” diyordu.

“Bütün gördüğümüz yanlış anlaşılmak” diyordu Çilek Tarlaları şarkısı. Teyze Mimi için Lennon’un karısı şöyle yazıyordu: “(Mimi) sürekli onu takip etti ve ona baskı yaptı. John sık sık onun onu asla yalnız bırakmadığından ve yaptığı her şeyde kusur bulduğundan şikâyet ederdi… Yıllar sonra, dünyaca ünlü ve zenginken bile hâlâ onun onayını almaya çalışır ve o da onu azarlardı”. Çilek tarlalarında bütün gördüğümüz böylesine yanlış anlaşılmaktı.

Babası Alfred, Beatles’la şöhretinin zirvesine ulaşana kadar John ile bağlantı kurmamış. Daha sonra Alfred John’u ziyaret etmeye karar vermiş, Beatles’ın menajeri Brian Epstein’e gelerek John’un babası olduğunu söylemiş ama “Ne yapmış olursa olsun, ailenize sırtınızı dönemezsiniz” diyen babasıyla John görüşmemiş. Alfred hastalandığında, Alfred’in o zamanki eşi Pauline, John’u aramış ve ikisi, Alfred ölüm döşeğindeyken barışmışlar. Alfred’in uzun ve virajlı yolu bu noktada bitiyor. John ise, “Geride kalanların ruhlarında hâlâ yaşayan ölüler nasıl gerçekten ölü olabilir?” sorusunu ben bir kitaptan okurken, bu uzun ve virajlı yol için şarkılar söylüyordu:

Uzun ve virajlı yol

Bu senin kapına çıkıyor

Asla ortadan kaybolmayacak

O yolu daha önce görmüştüm

Beni her zaman buraya götürüyor

Beni kapına götür

Vahşi ve rüzgârlı gece

Yağmurun yıkayıp götürdüğü

Gözyaşı gölü bıraktı

Gün boyu ağlıyorum

Neden beni burada ayakta bıraktın?

Bırakın yolu bileyim.

Şimdi bunları çocuklarına yaşatan anne ve babaların tümü öldü. Gözyaşı göllerini yağmur yıkayıp götürdü. İyileşme amacı ile atılan çığlıklar boşlukta söndü. Derinimi kazmanın boşunalığını anlayıp artık ben de uzun ve virajlı yolun çoğunu tamamladığım için, “Söyleyeceklerimin yarısı anlamsız” diyorum.

Necmi Gürsakal


[i] Alejandro Jodorowsky. Jodorowsky’nin Kutsal Dağ adlı filmine John Lennon ünlü olduğunda 1 milyon dolar yatırmıştı.