Homeros’un İlyada Destanı’nın sekizinci bölümünde, Akhilleus’un Troya Savaşı’na girmemekteki inadı üzerine en yakın dostu Patroklos onun bütün silahlarını alarak savaşa girer ve Hektor tarafından öldürülür. Bunun üzerine Akhilleus çılgına döner, savaşa girecektir ama silahları yoktur. Annesi tanrıça Thetis Olymhos’taki tanrılardan demirci ustası tanrı Hephaistos’a oğluna kalkan ve silahlar yapması için yalvarır. Hephaistos da kabul eder ve kalkanı yapmaya başlar.
“Tanrı ateşe bükülmez tuncu attı, kalay attı,
değerli altın attı, gümüş attı. …
Koyuldu büyük bir kalkan yapmaya,
dört bir yanı işli sağlam bir kalkan,
çevresine parlak bir çember attı kalkanın,
ışık saçan on üç katlı bir çember,
gümüşten bir kayışa bağladı kalkanı,
kalkan üst üste beş tabakadandı,
üstüne bir çok süsler çizdi,
gösterdi ustalığını.”
Kalkanı muazzam bezemelerle donatır. Bu bezemelerde gökyüzünü, güneşi, yıldızları, ayı, sonra yeryüzünü ve kalkanın çevresini okyanusla donatır. Bu bir bakıma evren tasarımıdır, kozmosdur.
“Yeri, göğü, denizi yaptı,
yorulmaz güneşi yaptı, dopdolu dolunayı
gökyüzünü saran yıldızların hepsini.”
Sonra da yeryüzünde yaşayan insanları, onları da iki güzel kentin insanları olarak ayırır.
“İki güzel kentini yaptı ölümlü insanların.
Birinde düğünler, şölenler,
sokakta yanan çırağıların ışığında,
evlerinden alınıp gezdirilen süslü gelinler,
dört bir yanda kavuşma türküleri,
oynayan, dönüp duran duran delikanlılar, flavta, gitara sesleri.”
“Tanrı kalkana yumuşak bir toprak,
verimli bir tarla koydu,
bu toprak, üç kez sürülecek geniş bir topraktı,
çift süren adamlarla doluydu,
sürüyorlardı sabanı bir oraya bir buraya.”
Barış içinde yaşayan bu güzel kentin insanlarının her türlü günlük yaşayışına dair, çarşı, pazar, alışverişler, sokakta oynayan çocuklar, ekin kaldırma, bağ bozumu vs.yi kalkana bezedi Hephaistos. Savaş halindeki diğer kente dair de şu bezemeler vardı.
“Öteki kentin önünde konaklamıştı iki ordu,
erlerin silahları parıl parıl parlıyordu,
gidip geliyorlardı iki düşünce arasında,
ya baştan başa yıkacaklardı kenti,
ya da bütün malı ikiye böleceklerdi.”
…
“Aralarında kavga, boğuşma, uğursuz ölüm de vardı,
ölüm kimini yakalıyordu yeni yaralanmış diri,
kimini yarasız beresiz yakalıyordu.”
Homeros kalkandaki bezemeler aracılığı ile insan yaşamına dair her şeyi anlatırken, savaşan kentle barış içinde yaşayan kenti bir bakıma karşılaştırmış (bu savaş halindeki kent belki de Troya savaşına bir göndermedir), savaşın olduğu kentteki ölümleri yıkımları gözler önüne sererken, barışın hakim olduğu kentteki esenliği, yaşama sevincini ve coşkuyu, varlığı bereketi anlatarak barıştan yana bir tavır sezdirmiştir.
Vergilius’un Aeneis destanındaki kalkan anlatısına geçmeden önce Aeneis destanının Homeros‘un İlyada ve Odyssea destanlarından esinlendiğini vurgulamak gerekir. Bu sebeple de benzerliklerin hatta bazı dizelerin olduğu gibi İlyada ve Odyssea’dan alındığını araştırmacılar göstermişlerdir. Öte yandan bu destan Roma’nın kuruluşundan İmparator Augustus Sezar’ın Roma İmparatorluğu’nu kurduğu zamana kadar yazılmış bir Roma tarihi, ulusal bir destan, kurucu bir mittir.
Aeneis destanının sekizinci kitabında yer alan kalkan anlatısı da tipik bir Roma tarihi, İtalya tarihi anlatısıdır. Kahramanımız Aeneas Latium bölgesine geldiğinde tanrılar ona bu toprakların Troyalıların yeni yurdu olduğunu bildirirler.
Latium topraklarının kralı Latinus, kızını latin krallarından Turnus ile nişanlamıştır ama bir rüya görür ve tanrılar ona kızını dışardan gelen bir yabancı kralla evlendirmesi gerektiğini söylerler.
Turnus bu durumu asla kabul etmez ve Aeneas’ı latin topraklarından kovmak için savaş ilan eder. Latin halkları Turnus’un etrafında birleşirler. Diğer taraftan Aeneas kendisine Arkadyalılardan ve Etrüsklerden müttefikler edinir ama içi rahat değildir.
Bu arada Aeneas’ın annesi tanrıça Venüs oğlu için çok endişelenmeye başlar ve kocası demirci ustası tanrı Vulcanus’a gider. Oğluna silah yapması için yalvarır, işve yapar ve onu ikna eder. Tanrı Vulcanus’un demirci atölyesi Etna Dağı’nın derinliklerindedir. Orada demir işleyen tanrı İgnipotens, demirci ustaları Cyclopslarla birlikte çalışmaktadır. Vulcanus, Cyclopslara ellerindeki bütün işleri bırakıp hemen Aeneas’a kalkan ve silah yapmasını emreder.
“Cesur yiğit için silahlar gerek. Şimdi vaktidir
güçlü tez elli olmanın,
gösterin olanca ustalığınızı!,
gecikeyim demeyin sakın.”
“Oluk oluk aktı tunçla altın,
eridi beden deşen demirler geniş külhanda,
koca kalkanlar yaptılar, iç içe yedi katlı;
tek bir kalkan karşı koyabilirdi tek başına
tüm latin silahlarına.”
Kalkan ve silahlar tamamlanınca tanrıça Venüs onları oğluna götürür. Aeneas her birine hayran kalır, gözlerini onlardan ayıramaz.
“Anlatılmaz işlenişine bakıyor hayranlıkla.
Kalkan üstüne kazımış kehanet bilen tanrı,
gelecekten haberdar, ateşe hakim Vulcanus
İtalya tarihini, tüm Roma yengilerini;
Ascanius’un dölünden türeyecek soylar
başarılar, savaşlar hepsi görülüyor üstünde
sıra sıra.”
Romulus ve Remus’un dişi kurt tarafından emzirilmesi, Sabin kızlarının başına gelenler, İulus Ascanius ile Romulus soyunun latin krallıklarını kendi topraklarına kattığı zorlu savaşlar bu bezemelerde yer alır.
Kalkanın bir başka yerinde de kent boyunca Mars’ın rahipleri Sali ve Lupercuslar ellerinde kutsal eşya taşırlar. Ayrıca iffetli aile kadınları da resmedilmiştir. Tanrı Vulcanus yeraltını anlatmayı da ihmal etmez. Suçlulara ne tür cezalar verildiğini açık bir şekilde anlatır. Ünlü Roma devlet adamı Cato da vardır bezemelerde. Bezemelerinin en görkemlisi Octavianus Sezar’ın doğu komutanı Antonius’la giriştiği ve Octavianus’un zaferi ile sonuçlanan Actium Savaşı’dır. Bu savaştan sonra Octavianus Augustus Sezar adını almıştır. Augustus en yüce demektir ve bütün İtalya’nın, Roma’nın tek yöneticisi olmuştur. Bu dönem Roma İmparatorluğu’nun başladığı dönemdir.
“Augustus Caesar çarpışmaya sürüyor bir yandan
İtalya’yı, senatörleri, halkı, penatları.
Ulu tanrılarıyla birlikte dimdik duruyor,
yüksek pupasında geminin; kutlu şakakları,
çifte alev saçıyor, babasının yıldızı da,
görünüyor başının üstünde.”
“Öte yanda Antonius barbar kuvvetleri ile,
karma silahlarıyla Kızıldeniz kıyısında;
doğuda, ulusları yenen kumandan olarak,
getiriyor kendisi ile birlikte Aegyptus’un
güçlerini, şafak yönündeki uzak Bactra’nın.
Eşlik etmektedir ona ‘ne günah’ aegyptuslu karısı Cleopatra.
Aynı anda saldırıyorlar ve sular kaynaşıyor, küreklerle köpük köpük.”
Savaşın her ayrıntısı kalkana bezenmiştir. Zaferden sonra Augustus Sezar’ın tüm görkemiyle şehre dönüşü, tapınaklara adanan kurbanlar, İtalya’nın tüm tanrılarının kutsanışı ve kentin zafer kutlamaları da bezemelerde yerini alır.
“Octavianus da kar gibi ak eşiğinde oturmuş da
Phoebus’un, ulusların armağanlarını alıyor,
bunları ulu kapılara astırıyor; yürüyorlar uzun kuyruklar,
halinde başka yenik uluslar.”
Roma İmparatorluğu bayrağı altında tüm yenilmiş ulusların birliği sağlanır. Tek bir İtalya-Roma ulusu kurulmuş olur. Vergillius kalkan anlatısını şu dizelerle tamamlar;
“İşte bunlar var Vulcanus’un kalkanı üstünde,
ana armağanı Aeneas’a. Kral bilmediği olayların,
hayaline hayran olur, sevinir. Yükler sonra
sırtına ününü ve kaderini tüm torunlarının.”
Fatma Acun
