Bugün bizim günümüz, bugün kadınların günü, bugün 8 Mart.
Bu tarih, 168 yıl önce 1857’de, ABD‘de 40 bin kadın dokuma işçisinin işten çıkarılmasının ve düşük ücret verilmesinin protesto edildiği tarihtir. Kadınlar ilk kez bu tarihte greve gittiler, çalıştıkları fabrikayı işgal ettiler, bunun sonucunda şiddetli bir polis müdahalesiyle karşılaştılar. Müdahale sırasında çıkan yangında 128 kadın yanarak yaşamını yitirdi ne yazık ki.
53 yıl sonra, 1910 yılında Alman Sosyalist ve kadın hakları savunucusu Clara Zetkin, Kopenhag‘da II. Enternasyonal’e bağlı sosyalist kadınların yaptığı Uluslararası Kadınlar Konferansı‘nda bir öneride bulundu; “8 Mart bu kadınların günü olsun” dedi.
1975 Dünya Kadınlar Yılı‘ndaysa Birleşmiş Milletler, 8 Mart’ı “Dünya Kadınlar Günü” olarak kabul etti. O günden beri cinsiyetler arasında ezme-ezilme ilişkisinin olmadığı, şiddetsiz ve sömürüsüz bir dünya için kadınlar sokağa çıkıyor ve günlerini kutluyor.
1921’den bu yana ülkemizde de kutlanan 8 Mart’ ı yine coşkuyla kutluyoruz.
Dünyanın her yerinde kadınlar, sokaklarda meydanlarda rengârenk seslerini duyuruyor, şarkılarını, şiirlerini söyleyip taleplerini haykırıyor.
2025 yılı, Türkiye’de ve dünyada bıçak sırt gelişmelere gebeyken biz de kadın ağırlıklı NEYYA EDEBİYAT olarak bu gelişmelere tüm dikkatimizle edebi açıdan odaklanmayı sürdürüyoruz. Çünkü biliyoruz ki yaşam kadınlarla dönüşüyor, edebiyatla iyileşiyor. Her bir kadın her yerde sözünü söylemeye devam ediyor ve devam edecek.
Bizim de ürettikleriyle beslendiğimiz, çoğaldığımız kadın edebiyatçılarına dair sözlerimiz olsun istiyoruz. İstiyoruz ki onlarla, ürettikleriyle yeniden yeniden çoğalalım.
8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde toplumsal yaşamın her alanında “ben” oluyoruz, “biz” oluyoruz. Edebiyatın, şiirin eril söylemine karşın, dişil söylemle var olan, var eden kadın yazınının ortak deneyiminde çoğalıyoruz.
Erkek egemen, patriarkal bir anlayışla yok sayan, ikincilleştiren, ayrımcı, otoriter sisteme karşı, öteki olan, dışarıda bırakılmış her şey ve herkes için ortak bir “dil” üretme çabasını taşıyoruz.
Kadın deneyimiyle geçmişten bugüne taşıdığımız ortak hafıza pratiğimizle derinleşiyoruz.
Gülten Akın’la, Emily Dickinson’la, Didem Madak’la, Furuğ Ferruhzad’la, Elif Sofya’yla, Doris Lessing’le, Ingeborg Bachmann’la, Sevgi Soysal’la, Leyla Erbil’le, Asuman Susam’la, Jîla Huseynî’yle, Annie Ernaux’yla, Pelin Özer’le, Virginia Woolf’la, Suat Derviş’le, Katherine Mansfield’la, Flannery O’Connor’la, Gonca Özmen’le, Aleksandra Kollontay’la, Sevim Burak’la, Ursula K. Le Guin’le ve daha pek çok kadın yazınıyla çoğalıyor, dilimizi kuruyoruz.
Birhan Keskin’in mısralarına döktüğü gibi; “…Uzağında da değiliz öfkenin…”
Özenle ve mücadele ederek kurduğumuz, sarıp sarmaladığımız hayatlarımızı, her gün olduğu gibi 8 Mart günü de yaşamın öznesi kılıyoruz.
Kadın düşmanı, patriarkal, gerici erkek sisteme öfkemizi şiirlerimizde, öykülerimizde, romanlarımızda haykırıyoruz.
Korkmuyoruz, susmuyoruz, yılmıyoruz, “biz” oluyoruz, “ben” oluyoruz.
Çoğalıyoruz…
Yaşasın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü!
Yaşasın Kadın Mücadelesi!
















Tüm kadınlar saygıdeğerdir.
”Dünya Kadınlar Günü” de tarihçesi nedeniyle kutlanması gereken çok önemli bir gündür.
Kutlu olsun! 👏👏😘🙏