Mezarlıktan dönen mahalle sakinleri Mahmut’un kahvesinde toplanmıştı. Çaylar gelmiş, ilk yudumlar içilmişti. Masalarda bir sessizlik hakimdi. Kimse ilk sözü söyleyip sohbeti açmaya cesaret edemiyordu. Önce fısıldaşmalar, sonra yüksek sesli konuşmalar başladı. Kısa bir süre sonra her kafadan bir ses.
– İçki onu götürdü arkadaş.
– Doğru. Rahmetli çok içerdi.
– O kadar söyledik bu kadar fazla içme diye.
– Dinleyen kim?
– Madem içiyorsun bu mereti, bari kararında iç.
– Sanki ölümüne içiyordu.
– Bir türlü vazgeçmedi.
– Hükümet tabibi çok uğraştı.
– Fakat nafile.
– Allah taksiratını affetsin.
– Evet. Söylenecek başka bir şey kalmadı.
– Mevla rahmet eylesin, mekânı cennet olsun.
– Orasını Allah bilir.
Uzunca süredir kahvenin arka tarafında, loş bir köşede tek başına oturan hafifçe kamburu çıkmış zayıf, yaşlı bir adam gürültücü kalabalığa yaklaşarak hafifçe öksürdü. Masadakiler dönüp adama baktılar. Adam yumuşak bir sesle şunları söyledi.
“Özür dilerim. Söylenenlere istemeden de olsa kulak misafiri oldum. İçinizden hiç olmazsa biriniz müteveffaya neden içtiğini sordu mu?”
O anda sinek uçsa kanat sesi duyulabilirdi.
Nezir Suyugül

güzel