Yıllar yıllar evvel bir sabah ani bir sürprizle kapımı çalan ve hala kendini unutturmayan bir sağlık sorunuyla uyandım. Krizi fırsata çevirmek tam olarak bu olsa gerek. Çünkü yeni başlangıçlar için güçlü bir enerji vermişti. Geç kalmıştım, yetişmeliydim. O ana kadar yapmak isteyip de yapamadıklarımı bir bir hayata geçirmeli, kısa kalan zamanıma sığdırmalıydım. Fotoğrafçılığı dibine kadar öğrenmek, kayak yapmak, sürücü belgesi alıp trafiğe karışmak, turistik eylemler gibi ertelenmiş birçok şeyi hayata geçirdim. Meğer zamanım az değilmiş, ben öyle sanmışım. Çantama doldurduğum kazanımlara yenilerini ekleyerek çalışma yaşamıma devam ediyordum. Bir zaman geldi, emeklilik hayalleri zihnimde dolanmaya başladı. Olur iş değil. Sen yıllarca geometri anlat, limit, türev anlat, genç parlak beyinlerin en güzel üniversitelere yerleşmelerine vesile ol. Neymiş emeklilikmiş. Aklıma girdi bir kere yeni planlar emeklilikle gerçekleşecekti. Hobilerimle uğraşacak, bol bol seyahat edecektim. Emekli olma vaktim geldiğinde emekliliği hak etmiş olmanın rahatlığından olsa gerek bir beş yıl daha görev yaptım. Bu arada kendimi emekli biri olarak hayal ediyor, kendi kendime diyaloglar oluşturuyordum. Diyalogların en önemli olanı ise işimi sorduklarında verdiğim yanıttı. Büyük bir gururla ‘Emekliyim’ diyordum. İşimle ilgili hiçbir sorunum yoktu. Hiçbir zaman pazartesi sendromu yaşatmayan bir meslek ve işim vardı. Benim için hafta sonunun geçmesi öğrencilerime kavuşmaktı. Emeklilik keyfi kısa sürdü. Meğer çalışmadan yaşamak zormuş. Böylece tekrar çalışmaya başladım. Bir beş yıl daha çalıştıktan sonra yeniden ara vermem gerekti. Bu aranın sonunda otomatik olarak yaşlı öğretmen kategorisine kaymışım da haberim olmamış. Kurumlar beni istemez oldu, emeklilik kesinleşti. Ne kötü bir şey istenmeyen olmak. Artık aktif bir çalışma yaşamım yok. Her şey tembelliğe endeksli. Saat kaç oldu? Hımm biraz daha camdan bak, biraz daha online oyun oyna, az sonra yemek vakti gelecek. Sonra? Dur biraz yürüyüş yapayım. Şehir merkezine kadar yürüyüp geri geleyim. İki saat de bu etti. Yine gün dolmadı. Artık kitap da okuyamıyorum. Nasılsa vakit çok. Yarın okurum. Zaten gözlüklenince okumak keyifsizleşti. Mazeretler bitmiyor, o boşluk bir türlü dolmuyor. Akşam sabahı bekle sabah akşamı…
Bu şehirde çok başarılı bir çini sanatçısı var. Atölyesine gitsem, biraz öğrensem biraz oyalansam nasıl olur. Çini sevdiğim bir şey de değil. Laleler, karanfiller, uzun upuzun yapraklar, sert renkler beni hiç cezbetmiyor. Sonunda karar verdim ve başladım. Önce teorik dersler sonra yaprak çizimleri derken çiniyle arkadaşlığım zamanla ilerledi. Meğer çiniyi içten içe seviyormuşum da haberim yokmuş. Atölye günleri o kadar keyifli ki desenleri, motifleri, temsil ettikleri gizleri araştırırken başka bir dünyaya girdim. Meseller, öyküler, kadim metinler desen oluşturma bahanesi ile bir başka şekilde hayatıma girdi. Sembolizm desen oluştururken en büyük kurtarıcım oldu. Okuduklarımı, öğrendiklerimi desenlere dönüştürerek üretiyorum. Ürettiklerimle gurur duyuyor, sergiler aracılığı ile onları hem tanıtıyor hem uğurluyorum. Sergiler sırasında yaptığım minik atölye çalışmaları ve çininin yapım aşamalarını anlatırken kısmen öğretmenlik de yapıyorum. Aman çini canım çini pek severim ben seni noktasını çoktan geçtim. İçimi yeni bir yaşam enerjisi ile doldurdum.
Ben artık emekli değilim. İkinci mesleğimle haşır neşir, ilkbaharımı yaşıyorum.
Demem o ki çantada her zaman yeri dolacak bir boşluk var.
Ayşe Özdoğan Özek

Canım Ayşe’ciğim,canım çini mini hanım,su gibi aktı gitti yazı ,sevgiler.
Ne kadar güzel duru bir anlatım… Okurken içim açıldı. Umut dolu.
Çok güzel akıcı duygulu bir anlatım olmuş. Demek ki kaleminiz de kıvvetliymiş Ayşe hanım. Daha nice çinilerinizi görmek yazılarınızı okumak dileğiyle sevgi selamlat
O kadar güzel kaleme alınmış ki okurken yaşadım ! Yeni hayatlara , yeni dünyalara , yeni keşiflere kısacası her zaman yeniye olan tutkuydu bizleri yaşın matematikselliğinden ayıran !
Güzel hayatın, başarılı öğrencilerin, yavru kuşun yesne ve ziya için.
Biraz da kendimize bakalım, haydi!