Amerikalı yazar Samantha Schoech’in 2013 yılında Kaliforniya Kitapçılar Derneği’yle yaptığı iş birliği sonucunda “California Bookstore Day” etkinliği düzenlendi. Bu etkinlik yoğun ilgi görünce, ülke çapına yayma fikri doğdu. 2015 yılında ise Amerikalı Kitapçılar Derneği ile yapılan çalışmalarla ABD genelinde kutlanmaya başlandı. Yüzlerce bağımsız kitapçının katılımıyla genişleyen bu etkinlikler ulusal bir kimlik kazandı. Nisan ayının en son Cumartesi günü, ülkemizde ve dünyada Bağımsız Kitapçılar Günü olarak kutlanıyor.

Türkiye’nin en eski, İstanbul Anadolu Yakası’nın önemli bağımsız kitabevlerinden olan Gergedan Kitabevi’nin sahibi Rüyam Yılmaz ile “Bağımsız Kitabevleri Evreni” üzerine sohbet ettik. Her ne kadar “Bağımsız” kelimesinin anlamını biliyor olsak da tekrar üzerinde durmakta fayda var. “Bağımsız: Davranışlarını, tutumunu, girişimlerini, herhangi bir gücün etkisinde kalmadan düzenleyebilen, hür, özgür, özerk, müstakil.”

Bu anlam çerçevesinde yaptığımız söyleşiye katılımı için Rüyam Yılmaz’a teşekkür ederiz.

Rüyam Hanım merhaba. Öncelikle sizin vasıtanızla tüm bağımsız kitapçıların gününü kutluyoruz. Gergedan Kitabevi’nin kuruluş hikâyesiyle sohbetimize başlayalım isterseniz. Bizimle paylaşabilir misiniz?

Ben de ilk önce hem ilginize hem de kutlamaya teşekkür ederim. Bağımsız Kitabevleri hep olsun dilerim.

1992 yılında Mine ve Tarık Kaşkal bir kitabevi kurmaya karar veriyorlar ve 2008 yılına kadar beraber yönetiyorlar.

2007 yılında henüz sadece müdavimi olduğum kitabevinin ilk sahibi ile aramda geçen bir tesadüfi konuşma sonrasında da, her zaman huzur bulduğum kitabevim, benim kendi kitabevime dönüştü. Bu beklenmedik olay, kitabevinin tarihinde de yeni bir sayfa açtı ve kitaplara olan tutkum ile kitabevini yaşatma kararlılığım bir araya geldi.

Daha önce on beş yıllık bir “İnsan Kaynakları Yöneticiliği” tecrübem vardı, bir anda kitapçı oldum ve 17 yıldır da her gün öğrenmeye devam ederek Gergedan Kitabevi’ni yönetiyorum.

Kitapçı ismi olarak Gergedan enteresan bir isim. Neden Gergedan tercih edilmiş?

Kaşkallar, birbirlerinden habersiz isim konusunu düşünmüşler. Tarık Bey, yüksek kaliteli bir edebiyat dergisi olan Gergedan Edebiyat Dergisi’ni düşünmüş ki çok güzel bir fikirmiş bence de. Sadece 3 yıl yayınlanmış olmasına rağmen, unutulmaz bir dergiydi ve bugün bile kitabseverler bu dergi ile bir bağlantımız olup olmadığını soruyorlar. Kendisi aynı günlerde yayın hayatını bitiren bu dergiyi onurlandırmak amacıyla bu ismi seçerken Felsefe öğretmeni olan eşi Mine Hanım ise Eugène Ionesco’nun “Gergedan” adlı oyununu düşünmüş.

Bu oyun, insanoğlunun davranışlarının absürtlüğünü, kimlik ve uyum konularını ele almaktadır. Fransız kasabasında yaşayanların gergedana dönüşmesini anlatan oyun, uyumun ve totalitarizmin yayılmasını sembolize eder.

Sonuç olarak, bu ismi farklı sebeplerle olsa da beraber seçmişler; ben de Kitabevini onlardan satın aldığımda ismi değiştirmeden aynı isimle devam ederek; edebiyat okuyucuları Gergedan Dergisi’ni unutmasın ve toplum, sürekli okuma ve düşünme ile “gergedanlaşmak”dan kaçınmayı hatırlasın istedim.

Gergedan Kitabevi’nde sadece kitap satışı yapılmıyor. Bazı etkinlikler de düzenliyorsunuz. Bu etkinliklerin amacı ve katkısından bahseder misiniz?

Gergedan Kitabevi olarak 2010’dan beri, yazarlar ve okuyucuları bir araya getiren ‘Salı Buluşmaları’na ev sahipliği yapıyoruz. Bu ücretsiz etkinlikler, herhangi bir yayınevi veya kurumun sponsorluğu olmadan düzenlenmektedir.

Okurları ile buluşup, sorularını yanıtlama ve kitaplarının yazma hikayelerini Gergedan’ın arka salonunda anlatan bazı yazarlarımız: Burhan Sönmez, Necati Tosuner, Sevin Okyay, Füruzan, Mıgırdıç Margosyan, Müge İplikçi, Buket Uzuner, Nazlı Eray, İsmail Güzelsoy, Fuat Sevimay, Behçet Çelik, Hilmi Yavuz, Tuğçe Isıyel, Neslihan Önderoğlu, Ayşe Övür, Aslı Perker, Ercan Kesal, Başar Başarır, Doğu Yücel, Hakan Bıçakçı…

Ayrıca, imza günleri ve kitap tanıtım günleri de düzenliyoruz.

2011’de, kitabevimin değerlerine uygun olarak hem kitabevinin masraflarına finansal destek sağlayan hem de entelektüel zenginlik katan ilk atölye çalışmalarımızı başlattım. Koronavirüs pandemisi nedeniyle, 2020-2022 yılları arasında tüm yüz yüze etkinliklerimizi durdurmak zorunda kaldık. Ancak pandeminin başında Zoom’un faydalarını keşfettik ve bazı atölye çalışmaları kitabevi kapalıyken online olarak devam etti. 2022 Yılından beri de tüm atölyelerimiz hibrit olarak düzenlenmektedir.

Atölye programı çerçevesinde, Eylül’den Haziran’a kadar her yıl, çok kıymetli isimleri  misafir ettiğimiz, 7-8 farklı seminer düzenlemekteyiz.

Günümüzde okurlar, büyük zincir mağazalar ve online kitap satış platformlarıyla aradığı kitaba çok hızlı ve kolay ulaşıyor. Bağımsız kitapçıların özellikleri neler, okur sizleri neden seçmeli?

Bağımsız kitabevlerinin en büyük özellikleri, kelimenin tam anlamı olan bağımsız olmanın özgürlüğü ile okura sansürsüz bir şekilde her yayını ulaştırmaya çalışmalarıdır. Sadece popüler kültürü beslemek değil, kıymetli olanları görünür kılmak ve kentin kültürel tarihine katkı verecek etkinliklerle ticari kaygı olmadan yazar-okur buluşmalarını gerçekleştirmektir. Bazı günlerde bu özgürlüğün anlamı çok da görünür olmayabilir ama ismimizin geldiği oyunda olduğu gibi, usul usul gelişen totaliter dönemlerde bağımsız kitabevlerinin varlığı herkesin nefes alabilecekleri merkezler olur.

Büyük zincir marketler, kahveden kırtasiyeye, oyuncaktan gofrete her şeyi sattıkları için gerçek kitapçıların ve özellikle Gergedan’ın kitap seçkisiyle kıyaslanınca daha yetersiz kalıyorlar. Internetten satış yapan firmalarla ise bizim fiyat açısından rekabet etmemiz mümkün değil. Bu konuda söyleyebileceğim en önemli nokta ise; Avrupa’da rekabet kanunu bağlamında kitap fiyatlarının kitapçılarda ve internette aynı olma zorunluluğudur. Bir gün ülkemizde de gerekli olan bu regülasyonun olmasını hayal ediyorum.

 

Ülkemizde bağımsız bir kitabevi işletmek her geçen gün biraz daha zorlaşıyor. Artan masraflarımız ve artan kitap fiyatları ile satışların düşmesi zincirleme sorunları oluşturuyor. Ancak mücadele edebilmemizin en büyük kaynağı, tutumlu harcama veya hesapları çok iyi yapabilmemizden ziyade bizden asla vazgeçmeyen okur kitlemizin her zaman yanımızda olmasıdır. Bunu özellikle vurgulamak isterim.

 

Bağımsız kitabevlerinin hiçbiri vitrinlerinde ya da açıkta sergiledikleri kitaplar için yayınevleri ile finansal bir ilişkiye girmezler ya da bağlı oldukları başka bir kurum olmadığı için (mesela holding ya da organik sermaye desteği) onların siyasal / toplumsal duruşundan farklılık göstermemekten çekinceleri olmaz

İşletme yönetimi açısından okuru çekebilmenin zorlukları nelerdir? Siz bu zorlukların üstesinden nasıl geldiniz?

Büyük bir banka, holding, yayınevi ya da sermaye desteğimiz olmadığından, sabit bir nakit akışını sağlamak için kitabevini sürekli geliştirmek, zamandan kopmamak, yenilikleri takip etmek ve yaratıcı olmak zorundayız. Bu şartlarda en büyük destekçimiz, verdiğimiz emeğe ve sahip olduğumuz bilgiye inanan sadık müşterilerimizdir. Onların kıymetini bilip mutlu etmek de her zaman önceliğimizdir.

Zincir kitabevlerinde bulunan standart sergilemeler yerine, kendi tercihlerimizi ve zevklerimizi yansıtan bir sergileme yapmayı tercih ediyoruz. Bestseller veya yeni çıkmış kitapların kapitalist dayatmalarından uzak durarak daha seçkin ve kişisel bir seçki sunuyoruz.

Bizim işletmemizin tercih edilebilir bir yer olmasını sağlamak her daim güncel bir konudur.

Kitabevine geldiğim ilk gün başladı bu konu, kendime şunu sormuştum: İçerik ve görünüş her yerde aynıyken neden kitap almak için bizi tercih etsinler? Gergedan Kitabevi’nin devam edebilmesi, bu soruya ne kadar doğru cevap verebildiğimize bağlıydı. Bu sorunun cevabı hiçbir zaman çok basit olmadı. Zamanla değişti, evrildi ve farklı durumlara uyum sağladı. Genel olarak dikkat ettiklerimizi şöyle sıralayabilirim:

1. Her zaman samimi bir gülümseme

2. Müdavimlerimizin isimlerini ve okudukları kitapları hatırlamak.

3- Kitap önerirken asla kâr marjına göre değil, kitabın birey için uygunluğuna göre önermek

4- Yeni kitapları sergilerken mümkün olduğunca geniş bir yayınevi, perspektifi ve politik yönelim yelpazesini dahil etmek. Kendi kişisel görüşlerimi sözlü olarak paylaşsam da, bağımsız bir kitapçı olduğumuzu unutmadan sergileme yapmak.

Bu felsefe, Gergedan Kitabevi’nin sadık bir müşteri tabanı oluşturmasına ve rekabetçi bir pazarda benzersiz kimliğini korumasına yardımcı olmuştur.

 

Bizim prensiplerimizin dışında bir faktör de müşterilerimizin iyi okur olup bağımsızlığın önemine kıymet vermeleridir. Müşterilerimiz kitap alırken daha hızlı, kolay ya da ucuz almayı avantaj olarak görmüyor, çeşitli firmalarla organik bağ içeren mağazaların bağımsız karar almalarının çok zor olduğunu düşünüyorlar ve her kitaba yer veren, raflarında demokrasi uygulamaya çalışan bağımsız bir kitabevinin her daim var olmasının daha önemli olduğunu söylüyorlar.

 

Okuma kültürünün ve okumayı yaygınlaştırmanın en önemli figürlerinden olan bağımsız kitabevlerinin sürdürülebilirliği için yapılan çalışmalar var mı? Varsa bunları bizimle paylaşır mısınız?

Bağımsız kitabevlerinin sürdürülebilirliği için devlet ya da belediyeye ödemekle yükümlü olduğumuz masraflarda bir teşvik ya da indirim ya da kolaylık yok. Özel firmalar tarafında da aynı şey söz konusu mesela çalıştığımız bankalar bizden pos cihazı için daha düşük aylık masraf almıyor ya da yayınevleri ödeme kolaylığı tanımıyor.

Yukarıda saydığım tüm tüzel kişiliklere yapmamız gereken ödemeler bilakis bir zincir mağazadan daha fazla, kapitalist sistem geçerli, cirosu yüksek olana indirim ya da teşvik var, cirosu düşük olanın oranları daha yüksek oluyor.

Kısaca, aslında sistem belli bir yılın sonunda küçük işletmenin yavaş yavaş kazancının azalmasını, büyük ile arasındaki farkın açılmasını ve sonunda küçüğün yok olmasını sağlıyor. Matematik işlemi yaparsak, 100 liralık kitabı ben 70 liraya alabiliyorum ve 10 adet satabiliyorum ve 300 lira kazanıyorum ve pos cihazı kullanımından dolayı 20 lirasını bankaya veriyorum. Kazanç kitap başına 28 lira. Bunun üzerinden vergi vereceğim. Bir zincir mağazaya ya da internet sitesine (100 adet satma garantisi verdiği için) yayınevi kitabı 50 liraya veriyor. Bankalar ise pos cihazlarını masrafsız kullandırtıyor. Kitap başına net kar 50 lira, üzerinden vergi verecekler tabii, vergi affına girmedilerse ya da teşvik almadılarsa.

Bu sebeple bazen internet siteleri kitapları bizim temin ettiğimizden daha ucuz fiyata satışa sunabiliyorlar, oysa o kitabın satış fiyatını yayınevi 100 lira olarak belirlemiş, devlet bir regülasyon koymadığı için haksız rekabet; isteyen istediği kadar ucuza satabiliyor.

Şu anda İstanbul’un en eski “sadece kitap” satan kitapçısı olmamız, 32 yıldır mevcudiyetimizi devam ettirebiliyor olmamız büyük çabaların, fedakârlıkların sonucudur.

Bu konuyla ilgili söyleyebileceğim en güzel gelişme Tarsus’daki Antik Sahaf İsmail Kün’ün öncülüğünde Bağımsız Kitabevleri Derneği kuruldu. Henüz çok az üyemiz var ama bu bir başlangıç, birlik olmak ve birbirimize destek olmak çok kıymetli, Brecht’in sözü gibi “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz”.

Dağıtımcı ve yayınevleri de sizler için önemli bir kriter olmalı. Yaşadığınız sorunlar oluyor mu? Çözüm sürecini nasıl yönetiyorsunuz? Onlardan beklentileriniz neler?

16 yıl önce işe ilk başladığımda, kitap tedarik etmek çok daha kolaydı, ancak bugün şartlarımız çok daha zor. Son derece dikkatli olmak zorundayız yoksa fark etmeden büyük zararlara girebiliriz.

Bir önceki soruya yanıt verirken bu konuya dair de konuştuk belki ama bir kez daha vurgulamakta fayda var; yayınevlerinden en büyük beklentimiz çalışma şartlarının herkese aynı olmasıdır.

Yanlış anlamaya da mahal vermek istemem, bağımsız kitabevlerine özel muamele yapanlar da var. Mesela, Türkiye’nin en büyük dağıtımlarından biri ve bazı yayınevleri her zaman Gergedan’a ödeme günü için fazla fazla zaman tanımaktadırlar. Kendilerine de buradan bir kez daha teşekkür ederiz.

Kitabevlerinde kadın işletmeci sayısı hakkında bilginiz var mı? Kadının buradaki rolü nedir?

Doğrusu bu konuyla ilgili düşünmedim daha önce. Ayrıca kadın ya da erkek kitabevi işletmecileri arasında bir fark olduğuna da şu ana kadar denk gelmedim. Belki de üzerine düşünmediğim için farkındalık geliştirmemişimdir

Nitelikli personel ve istihdam da diğer önemli konulardan birisi sanırım. Müşteri kitlesini düşünecek olursak, kitabevinde çalışacak kişilerin öncelikle kitaplara ilgili ve iyi bir okur olması gerekir. Bu konuda yaşadığınız sorunlar oluyor mu?

Birlikte yol aldığım iki çalışma arkadaşım var; ikisi de konumuzla alakalı eğitimli, içten kitapseverler, iyi okurlar ve özverili kitapçılar.

Müşterilerimiz ile yaşayacağımız en büyük sorun, önerdiğimiz kitaplardan memnun kalınmaması olabilir. Dolayısıyla bu konuya hepimiz çok dikkat ediyoruz. Onlar da ben de mutlaka emin olduğumuz kitapları önermekteyiz.

Her kitabı okuyamayacağımız için de normal okuma rutinlerimiz haricinde dikkat ettiğimiz bazı konular var:

Mesela ben gerilim türü kitaplar okumuyorum, ama birçok gerilim tutkunu müşterim var. Onların tercihlerine dikkatle kulak veriyorum. Bilgi sahibi olabilmek için bu konuda kitap incelemelerini, genellikle okuduğum türlerden daha fazla araştırıyorum ki gerilim konusunda tavsiye isteyenlere kendi prensibimiz doğrultusunda doğru öneri yapabileyim.

Genç neslin, meslek olarak kitabevi yöneticiliğine, kitabevi sahibi olmaya ilgisi nasıl?

Bana pek denk gelmedi.

Gergedan Kitabevi olarak hangi tür kitapların satışına ağırlık veriyorsunuz?

Bağımsız Kitabevi olmanın farklılığı, ikinci bir kurumun baskısı olmadan tamamen kendi hür irademizle seçki hazırlayıp, satışa açmayı sağlıyor. Bu seçimi nasıl yapıyoruzun cevabı ise yoğun bir çalışma:

Öncelikle farklı kaynakları takip etmek gerekiyor:

1. Her gün yayınevlerinden gelen tanıtım e-postalarını okumak.

2. Çalıştığımız üç farklı depodaki yeni kitap listelerini kontrol etmek.

3. Haftalık olarak gazete kitap eklerini izlemek.

4. Periyodik olarak bazı saygın kültür ve sanat sitelerini kontrol etmek.

Bu sayede seçkiye karar verip sergilediğimiz kitaplarla ilgili müşterimize bilgi verebiliyoruz. Ayrıca gelen müşterimize sadece kitap satışı yapmayıp, onlardan geri bildirimleri almak da çok önemli:

   – Daha önce önerdiğimiz kitap hakkında geri bildirim toplamak.

   – Müşterilerin en son okudukları kitaplar hakkında konuşmak.

   – Piyasadaki son trendleri değerlendirmek.

   – Müşterilerin sevdiği yazarları neden sevdiklerini anlamak.

Bu sayede, bilgisayar sistemlerinin veri analizlerinden ya da algoritmalarından çok daha gerçek ve anlamlı analizler yapabiliyoruz.

“Başka Yerlerde Çok Satmayan Kitaplar” Bölümümüz var. Bu bölüm, mağazamızın en popüler kısmıdır çünkü yaşanmış bir deneyimden doğdu ve gerçek hayata dayanmaktadır:

“Hepimizin tanıdığı ve sevdiği saygın bir iletişim profesörü, bir sohbetimiz sırasında bana kitabevinin satışlarını yükseltmek istiyorsam “çok satanlar” bölümü yapmam” gerektiğini söylemişti. İşte tam o anda fark ettim ki bizim okur kitlemizin tercihleri ve buradan temin edebildiklerinden memnun oldukları kitapların çoğunluğu aslında başka yerlerdeki çok satanlardan farklı içerik ve kalitedeki kitaplardı. Ve böylece bölüm ismi olarak gerçeği yazdım ve başka yerlerde çok satanlarda göremeyecekleri ama “çok satmayı, çok okunmayı hak eden kıymetli çalışmaları” bu bölümde sergilemeye başladık.

Bu bölümün bize yaşattığı bir sosyal deneyi de anlatmak isterim:

Bir gün, sürekli bir müşterim, iyi bir okur ama bizimle de pek sık sohbete girmeyen biri, söz konusu bölümden bazı kitapları beğendiğini ancak bunları “diğer mağazalarda tercih edilmediği için” satın almakta tereddüt ettiğini belirtti

Büyük perakende zincirlerinin okuyucuları manipüle etmesi ve dolayısıyla toplumun düşünce ve tercihlerini şekillendirmesini böylesine iyi bir okuyucu da dahi görmek oldukça üzücü değil mi?

Telif hakkı kapsamından çıkan ki onlardan ilk aklıma gelen Sabahattin Ali gibi yazarların kitaplarının çokça yayınevi tarafından satılmasına nasıl bakıyorsunuz?

Benim şahsi görüşüm, yayınevlerinin bu kitapları basmalarının iki farklı sebebi olduğudur. Birincisi bu kitaplar kıymetli yazarların her zaman okunan değerli eserleri ve kendi yayınevlerinden baskıları olması da yayınevinin seçki tarihçesi için önemli bir adımdır. İkinci sebep ise ticari bir yaklaşım ki en ucuza giden alıcı için “mutlaka satılacak kitaplar”dan basmak yayınevlerine bir mali rahatlama yaratır.

Ancak bizim yaşadığımız tecrübe şöyle ki Türk yazarların eserlerinde belli iki-üç yayınevini tercih ediyor okurlarımız, diğerlerini bulundursak dahi, “çeviri olmadığı için fark etmez, aynı metin” desek de güvendikleri ya da o yazarla adı özdeşleşmiş yayınevlerinden almaktan vaz geçmiyorlar. Çeviri eserlerde ise zaten durum tartışmasız çok dikkat edilmesi gereken bir durumda ve biz kitabevi olarak çevirisine güvendiğimiz yayınevlerinden alınmasını öneriyoruz ve raflarımızda da onlara yer veriyoruz.

Bugünlerde çokça konuşulan Z kuşağının okur olarak kitaplara ilgisi ve tercihleri hangi yönde oluyor?

Zamanın ruhu artık okumaktan, okuyarak öğrenmekten ziyade dinleyerek ve kısa videolar izleyerek öğrenmek haline geldi, özellikle de Z kuşağı için bu yargılar çok daha kabul görüyor. Ancak ben kendi tecrübemde bunu görmüyorum.

Bizim her gün karşı karşıya olduğumuz okur kitlemiz hala iyi okuyan, kitabını inceleyerek, eline alıp biraz karıştırarak, bizimle sohbet ederek satın alan, kitabı fiziksel olarak tutmaktan ve kütüphanesinde fiziksel olarak sahip olmaktan mutluluk duyan bir kitle.

Ve bu kitlenin çok az bir yüzdesi Z kuşağından. Anneleri, babaları ve hatta büyükanne büyükbabaları ile çocuk bölümümüze gelip, kitaplarını seçmeyi öğrenen çocukların bir kısmı hâlâ geliyor ve aynı şekilde kitaplarını seçmeye devam ediyorlar. Onlar ne okuyor dersek; klasik romanlar, klasik polisiyeler, grafik romanlar ve güncel siyasi kitaplar, çok azı psikolojik kuramsal kitaplarından ya da çağdaş edebiyattan alıyor. Sizin sorunuza çok uygun olmadı belki cevabım ama bize gelen az sayıdaki Z Kuşağının eğilimi bu yönde zira bizde popüler best seller kitaplar yok.

 

Ekonomik ve siyasi belirsizliklerin sıkça yaşandığı ülkemizde, özelikle Mart ayında başlayan protestolar sürecinde bazı zincir kitabevlerine boykot çağrısı yapılırken, bağımsız kitapçıların isimleri kitap alımları için özellikle sosyal medya üzerinden sık sık paylaşıldı. Bu konuya bakışınızı öğrenebilir miyiz?

Kitabevimizin ismi, bu listelerin hep ilk beşinde yer alıyor. 32 Yılın emeği, tanınırlığı ve en önemlisi duruşumuzdaki netlik bunu sağlıyor olmalı diye düşünüyorum.

Hayata bakışımız ve işimize özenimiz, toplumsal olaylardaki duruşumuzla bir arada değerlendirilip beğenilmek, hatırlanmak, verdiğimiz emeklerin bir yansıması olarak elbette mutlu ediyor. Ancak buruk bir mutluluk, keşke bu paylaşımların yapılmasının başlangıç noktası olan haksızlıklar ülkemizde yaşanmamış olsaydı.

Diğer ülkelerdeki kitabevlerinde hangi tür kitaplar daha çok ilgi görüyor ve çeviri kitaplar ne kadar rağbet görüyor?”

Diğer ülkelerde de bizdeki gibi zincir kitabevleri ile bağımsız kitapçılar arasında hem seçki de hem de satılan kitaplarda ciddi farklılıklar olduğunu enternasyonal sektör toplantılarında duyuyoruz.

Zincir mağazalarda daha çok popüler kültüre ve çoğunluğun beğenisine hitap eden seçkiler ilgi görüyor ama bu demek değil ki zincir mağazalarda kapsamlı araştırma kitapları satılmıyor, daha düşük oranlarda da olsa onlar da elbette ki satılıyor.

Türkiye, kitap okuma alışkanlığında dünyada seksen altıncı sırada yer alıyor. Dolayısıyla diğer ülkelerde kitap satışlarında çeşitlilik ve satış miktarları ülkemize göre çok daha fazla oluyor.

Ülkemizdeki ekonomik şartların olumsuzluğuna karşın, yayıncılık sektörü üretmeye devam ediyor. Ancak kitap fiyatlarının yükselmesi satışları düşürüyor, gene de yeni kitapların basılmasına devam edilmesi çok güzel bir gelişme. Türkiye’nin bir olumlu yanı da bir çok farklı dilden çevirinin dilimize kazandırılması, örneğin Rusça ya da Norveççe dillerinden İngilizceye çevrilmesi için yıllarca bekleyen eserler, dilimize çok daha erken ve iyi bir çalışmayla çevriliyor.

Bizim satışlarımızı baz alırsak çeviri kitapların daha çok sattığını söyleyebiliriz.

Son olarak rekabet ve iş birliği açısından kitapçılık sektörünün bugününü ve geleceğini değerlendirebilir misiniz?

Cevapları verirken biraz soruların kapsamlarından çıktım sanırım. O nedenle de aslında daha önceki bir kaç soruda bu konuya da fark etmeden değinmişim. Bunun sebebi belki de Bağımsız Kitabevlerinin mücadele ettikleri en büyük sorunun, en önemli dezavantajımızın ülkemizdeki haksız rekabet olmasıdır.

Bağımsız Kitabevlerinin her biri günlük işlerimiz ve ayakta kalabilmek için verilen yoğun uğraşların arasında şimdiye kadar birlikte hareket etmek adına bir adım atamamıştı, bunu düşünüp zaman dahi ayıramamıştı. Bu konuda İsmail Kün’e teşekkür etmek isterim bir kez daha, onun sayesinde henüz çok etkili olamasak da bir derneğimiz var.