Uzun yorgun bir dönemin ardından tatil ne iyi geldi. Küçük evin mutfağında akşam yemekleri için pratik bir şeyler hazırlıyor, mümkün olduğunca kendimizi yormuyoruz. Kum ve deniz anlatmaktan utanılacak bir lüks, evden uzaklaşabilmiş olmanın yanında. Yollar özgürlüğe çıkan geçitler. En rahat nefesler evden uzaklarda.
Sabaha sakin bir güneşle başlasak da rüzgârla tamamladık günü. Kum karıştı deniz karıştı. Kafamız bir dünya, sersem. Biraz da serseri etti rüzgâr, odalara sığmayız dedik. Boş bir mutfağın da haklı payı var elbet.
Akşam dışarıda yemeğe karar verdik. Arkadaşımızın lezzetlerini önerdiği bir mekânı deneyecektik. Fiyat performans kalitesi çok iyi olduğu için bu mevsim yer bulunmazmış restoranda.
Denizle sarmaş dolaş şu şirin kasabada navigasyon ile arayıp bulduğumuz yer denizi görmeyen bir ara sokak. Salaş Yunan tavernalarına benziyor. Mavi tahta sandalyeler ile çevrili kalın bacaklı tahta masalar. Gerçekten iç mekân ve bahçe dolu. Şansımıza kaldırıma atılmış bir kaç küçük masadan birini gösteriyorlar. Oturuyoruz. Aralarda sıkışmaktansa böyle kenarda oturmak daha iyi diyorum. Beş yüz metre öteden deniz kokusu sızıyor sokağa. Tek tük geçen arabaları izliyorum. Bir kaç küçük esnaf kapılarını kilitliyor. Salaş bir antikacı köşeyi tutmuş, camekânda açılış saati yazıyor; uyanınca, kapanış; keyfe göre. Dükkânı al koy evin bir yerine antika diye. Çoktan kapanmış mı hiç açılmamış mı kestiremiyorum. Bugüne dair bir iz kalmamış yüzünde. Kol kola girmiş bir çift acele yürüyor. Bankada memur olabilirler, kıyafetler nizami, adamın elinde market torbası. Aralarında sıcak bir bakışma geçiyor. Evlerine yemeğe gidecek insanlara özeniyorum adeta. Sokaklar evlere hasret.
Sürekli gülümseyen Özbek garsonun hızlı servisi sokaktan ayırıyor bakışlarımı. Hemen masayı donatıyor. Menü herkese standart. Aynı olmanın verdiği rehavetle diğer masaları gözlemliyorum. Onların tabaklarına özenemiyorum. Lezzetler kıyıdaki balıkçıları aratmaz. Bahçede masalar birleştirilmiş, büyük bir grup var. Alkolün etkisiyle seslerde volüm yükselmiş, kahkahalar rahatlamış. Bağıra bağıra şarkılara eşlik ediliyor. Biz sohbetsiz denecek kadar sakin. Kaldırımlar gibi tenhayız.
Masaya çıtır karidesler ve balıklarla beraber kediler geliyor koşa koşa. Buram buram kızartma kokuyor. Bacağıma usulca dokunan bir şey var. Baktığımda Tekir kediyle göz göze geliyoruz. Arka patilerinin üzerine kalkmış, ön patisiyle beni dürtüyor. Neredeyse o balık bana geldi, çekil kenara diyecek. Bu kadar arsızlığa da göz yumamam. Bacağımı silkeleyip azıcık geri çekilmesini sağlıyorum. Tek değil ki. Dört beş kedi tarafından kuşatılmışız. Asla vazgeçtiklerine tanık olmasam da direniyorum önce. Alışmasınlar diyor eşim de, nasıl alışmasınlar buranın müdavimi onlar. Kuyruğu kafası derken ufak ufak besliyorum. Adil olmaya çalışıyorum. Ama koca kafalı sarı kedi en çok payı alıyor. Hepsinden önce atlıyor kırıntılara. Kedilerden besleniyor sohbetimiz. Aynı yufka yürekle seviyoruz aciz olanı.
Bahçedeki grup iyiden iyiye coşmuş, ayağa kalkıp o dar mekânda oynuyorlar, kadehler çarpıyor birbirine. Pervasızlar, biz pervalılar seyretsin diye, umursamadan bakışları, zıvananın çarkını zorluyorlar.
Bizim az sohbetlerimizin arasında kediler var gene. Çıtır balık kokusu bir büyü gibi çekiyor kedileri, diğer masalara da dağılıyorlar.
Tabağım boş gene hızlı yemişim. Eşim kadehini son kez dolduruyor. Bahçedekiler şarkıların en detone halini avaz avaz çığırıyorlar. Elimde ıslak mendil ağzımda balık tadı sokağı seyre dalıyorum. Mekâncılar başlarını azıcık işten kaldırmış laf atıyorlar birbirlerine. Bu saatten sonra yeni müşteri gelmez, mutfaklarda ocaklar kapanır. Yığılı bulaşıklar tezgâhlarda sıraya dizilir. Evine giden gitti işte. Issız yollar biz ziyaretçilere kaldı derken kükreyen bir motor sesi sarıyor sokağı. Arabanın önünde tekir bir kedinin havalanıp yere düşüşünü izliyorum. Birkaç defa daha uçar gibi fırlıyor yerinden yaşamın ortasında dokuz canını birden veriyor. Son bir düşüş ile hareketsiz kalıyor. Can çekişmenin ne demek olduğuna şahit oluyorum. Garson çocuk bozuk Türkçesi ile arabanın ardından bağırıyor. Belki küfür ediyor. Algılayamıyorum, biraz önce beslediğim kedilerden biri gözümün önünde ölüyor.
Deniz kaçıyor ara sokaklardan, tadı bozuluyor tüm çeşnilerin. Sadece şaşkınım, ağlamıyorum. Ama ruhum ekşiyor, içimde kusmuk kokusu. Eşimle birlikte söyleniyoruz bir an duraksamayan insafsızlığa.
Kenarda oturan masalar şahit yalnız. Tadımız kaçıyor. Cenaze arka tarafa taşınıyor. Bahçe masasına koca bir pasta geliyor. İyi ki doğdunlar, happy de birthdayler avaz avaz yükseliyor.
Dilimde bir şiir kalıyor.
Bir kedi öldü hoplaya zıplaya
Herhangi bir kediydi
Bir taverna sokağında
İnsanlar eğlenirken
Bir kedi öldü hoplaya zıplaya
Dans ediyor sanırdınız
Müzik bangır bangır
Doğmuşluğuna sevinirken bir insan
Müzik yükseldi
Bir kedi öldü öyle alelade değil
Bir kedi gibi çevik
O masada o sokakta bizim de vademiz dolmuş. Hesabı ödeyip, deniz kenarına iniyoruz, fırtına dinmiş. Gökyüzü açık, Ay Dede bir kediyi koynunda uyutmuş.
İpek Dizdar
