Gözlerimin altında boğumlar var. Annemin gözaltları böyleydi. Tombul teyzenin karnı gibi anne, derdim. Komşuların neredeyse hepsi tombul teyzeydi. O zamanlar anneler çocukları, kocaları için vardı. Ben anne olamadım. Gözaltlarımdaki torbalarıma gülecek bir kızım yok ya da oğlum. Kedim bile olmadı benim. Kapımı çalan çalçene Sebiha’dan başkası yok. Sebiha’nın hayatının içinde yıllarım geçmiş. Ne zaman yaşlandım ben, saçlarıma gümüşi çizgiler çekmişler yokluğumda. Zamanın içinde yoktum, karanlık salonum saklamış torbalı gözlerimle, gümüşi saçlarımı… Daha kim bilir neler? Ne zaman adetten kesildim, yataklara taşan, avuçlarıma bulaşan kanlarım bile kurumuş. Halbuki onun gidişinin ardından birkaç günlüğüne koydum kafamı yastığa, sadece birkaç hafta geçti hayatımdan. Sebiha demedi mi yeni açıldı bu restoran. Yok diyor bu zebella, Sebiha yokmuş, oğlu yokmuş. Git teyze diyor, ben teyze değilim ki.
Zil çaldı. Kapıda Sebiha. Gene telefonun fişini mi çektin, diye nefesi kesilmiş azarlamaya çalıştı beni. Sebiha dilli düdük pabuç bırakır mıyım ona, daha lafı bitmeden saydırdım, yalnız kalmak istiyorum, hiç saygınız yok, birinin de ölecek hali yok ya Sebiha! Birinin ölecek hali varmış. O çok sevdiğim yalnızlığa mahkûm edilesim varmış. Sebiha’nın sesinin duvarlarda bir ömür çınlayası varmış.
Koştur koştur gittik hastaneye, ölen varsa koşturmanın bir faydası yokmuş. Olan göğsünde güp güp atan kalbine oluyormuş. Ölen öldüğü yerde bekliyor insanı. Sebiha, ben, Sebiha’nın hayalet kılıklı kocası Remzi dikildik morg kapısına. Teşhis için kim girecek dedi gençten bir oğlan. Sebiha atılıverdi. Çektim kolundan. Devirdim gözlerimi. Yüzü tanınmayacak halde, deyiverdi oğlan, Sebiha ile boğuşurken. Şeyinden mi tanıyacaksın Sebiha dedim. Remzi palazlanıverdi. Kimin kimsen yok diye orostopolluk yapma dedi. O ne demekse. Serserinin orospusu bile başkaymış. Gençten oğlan sesini yükseltip, yeter kim geliyorsa gelsin, diye bağırdı, sesi de ayşe kadın fasulyenin çıtı gibi çıktı. Ay parçası gibi duruyordu yüzü. E hani oğlum, yüzü… Günde kaç kişi geliyor buraya abla, gerçekten tanıyan kimse o girsin diye dedim.
İyi ki demiş evlatçık; canım, parçam, kimsesizliğimin sesi, tazecik yatıyordu. Ne katılaşmış ne soğumuş, koynuna sokuluveresim geldi. Kocan mı abla dedi. Ağlayarak kafamı sallayıverdim.
Bir sarhoşun tamponundan yükselip düşmüş yerlere, oracıkta canını vermiş. Sonra kış geldi evin içine. Duvardan nem sızdı. Perdeler kapalı kaldı. Işık gözümün içini yaktı. Güneş kavurdu tenimi. Salondaki üçlü koltuğun içine bir mezarlık açtım, yatırdım içine yiğidimi, kapadım üstünü. Diğerinin içine de kendime açtım. Üstüm açık kaldı. Ara ara Sebiha geldi. Biraz su, az kuru ekmek, ufak ufak yemledi beni. Bir toprak solucanıydım. Girdim çıktım kara toprağın teninden. Etme dedi, Sebiha, çık sokaklara, ölenle ölünmez. Ölmedim Sebiha, yasım var. Anam babamın ardından kırk gün karalar bağladı. Kırk birinci günde toprağa yanına yattı dedim. Daha benim yaşım anamla bir olmadı. Ölenle ölünmez elbet ama bir de konu komşu ne der, kırkı, elli ikisi bir çıksın hele. Yattıkça çukurum derinleşti.
İki güne bir Sebiha’nın sesi girdi evden içeri. Perdeleri açtı. Hep aynı aydınlık. Sebiha’nın aydınlanan yüzüne baktım. Göz altları torba torba, sen misin Sebiha, dedim. Anneme benzemişin. Benim, kim olacak, şu temiz havayı çek içine aklın yerine gelsin. Pencereden aynı hava girdi içeri. Epi topu kaç gün yas tutulur, o kadar tuttum işte. Sebiha geldi gitti anlattı, dinledim.
Oğlan okulu kazandı, oğlan işe girdi. Herif siktirdi gitti. Bir el karısı bulmuş, genç, güzel de değil. İşe girdim, temizlik işi, sigortası var. Var da gününe çok var. Oğlan bir kıza tutuldu. Evleneceğim dedi tutturdu. Davetiye koydum fiskosun üstüne. Gel hadi. Yas yeter. Çıktı günü dedi Sebiha. Hele dedim elli ikisi olsun. Gelin doğurdu, torun okula başladı. Kocam geri döndü. Sigortam doldu. Belim tuttu. Adetim kesildi. Herif öldü. Oğlan ikinciye evlendi. Torun okulu bitirdi. Dolmadı elli ikisi Sebiha. Hele burnu düşsün.
İş güç bitti. Sebiha’nın günleri başladı. Altın günü yaptı, patates salatası getirdi. Dolar günü yaptı, sarma getirdi. Euro gününe girdi mercimek köftesi koktu evin içi. Yetti dedi, şimdilerde kahve günü oluyor, bir kahve bir lokum gelip gitsinler yoruldum. Ara sıra çikolata getirdi. Çukurum genişledi, yaylar battı belime. At bunu dedi Sebiha, eskidi. Eskimedi Sebiha, iki ayda koltuk mu eskir? La havle çekti, eve güneş düşürdü. O günlerde Sebiha’nın dilinin ucuna bir la havle oturdu. İki de Fatiha oku cumadan cumaya, dedim. Olur dedi. Attı koltuğu, oğlan gelince hallederiz dedi. Çukurumu kapadı yenisini açtı Sebiha.
Kahve günlerinin de modası geçti, dedi, eve doluşmasınlar, sil süpür, yoruldum. Artık dışarıdayız. Kebap günü, mantı günü, pizza günü oluyor, dedi. En sevdiğim makarna günü. Makarna dışarda yenir mi be Sebiha, o neymiş öyle, üç günde adetler değişti. Makarna dediğin evde yemek olmazsa pişer, onun bunun yanına eşlik eder. Sen şu çukurdan çıkarsan makarna neymiş görürsün. Elli ikisi dolsun Sebiha. Elbet onu da yerim.
Yeni gelin akıllı çıktı, diyerek geldi bir sabah elinde de fotoğraf makinesine benzer bir şey. Perdeyi açtı. Şu deniz manzarası olmasa bu ev çekilmez. Geç şu tekli koltuğa da keyfini çıkar, dedi. Canım çekmiyor Sebiha. Sen çektin canın çekmedi, dedi. Şimdilerde moda bu, yeni gelin akıllı çıktı, bu işlerle köşeyi döndü. Oğlan döndü, dombalak attı, çişini bıraktı, bezi değiştirdim, maması öyle… Aklına gelmez neler neler hepsini ona buna anlatıyor. Bak anne hesabıma para geldi, diyor. Ben de şu denizi çekeyim de belki de onun gibi ünlü olurum. Oğlan, seni o bodrumdan kurtarıp deniz manzaralı eve geçireceğim, diyor. Sen bu evi bana sat, zaten yerinden oynadığın yok, bizim kata geç. Elinde avucundaki bitti bitecek. Nesi bitecek Sebiha, üç beş ayda insanın varlığı biter mi? Üç beş ayda bitmez elbet, dedi. Üstüne de ünledi, Ah aklını sevdiğim ah!
Döndüm dolandım. Elli ikisi bitti. Çıkmalı dedim. İçim çekmedi. Sebiha geldi. Ağzı kulaklarında. Oğlan girişteki dükkâna restoran açtı. Şimdilerde meşhur yemekler var. Gelin de videolarını falan çekiyor, gelen giden, ah köşeyi döndük. Gidiyorum buralardan haberin olsun. Ama bırakmam seni. Gelirim giderim, dedi. Gelme Sebiha yeter, yas bitti artık. Ben de çıkarım sokağa. Ah anam ah çıkarsın da sokakları bir görsen, neler oldu.
Bir süre gelmedi Sebiha. Mehmet Efendi sabahları ekmeğimi, peynirimi bıraktı. Günler günlere eklendi. Sebihasız da bir tatsız oldu. Vaktidir. Elli ikisi çıktı. Üstünden birkaç hafta da geçti. Kime ne artık. Giydim çıkardım, elbiselerin belleri genişlemiş, döpiyesler oğlan çocuğunun ceketi gibi olmuş. İstemede giydiğim bir elbisem vardı. On yıl öncesinden modası geçmiştir, olsun azıcık alışveriş yaparım. Perdeleri açtım. Denizin rengi değişmiş. Yeşilimsi bir renk. Canım gök boğazım, dere gibi yeşile dönmüş. Televizyonu açayım, dedim, çalışmadı. Görevliyi çağırdım. Mehmet Efendi öldü dediler. Ah dedim, yiğidim giderken götürdü ardına kimleri kimleri.
Sebiha’nın oğlanın dükkâna indim. Girişte insanın gözünü alan bir aydınlık. Kocaman bir cam var karşımda. Camın ardında eciş bücüş tuhaf bir kadın. Yaklaştım. Sanki annem, anneme benzer bir kadın… İyi baktım camın ardı yok. Benim. Gözlerimin altlarında boğumlar var. Annemin gözaltları böyleydi. Elli iki günde dünyanın altı üstüne geliyormuş. Gidenin ardından kalanın içi çekiliyormuş. Giden gittiği yerde ne yapar bilmem ama kalanın dünyası, dünya olmaktan çıkıyormuş. Ben, ben miyim aynada bir kadın. Pörsümüş, saçları pamuk tarlası. Bir adam geliyor kırmızı ışıklı odanın içinden. Teyze yanlış geldin, diyor. Teyze. Annem teyzeydi benim. Yaşı olsun varsın benim kadar bir adam. Ne teyzesi kardeşim, dedim. Çık teyze çık, dedi. Bunu da ver bana, dedim. Bu ayna öbür dünyanın yansıması, canımı da burada sakladılar kesin.
Bir ses geldi derinden. Neriman, Neriman… Ah anam ah çıktın da burada işin ne? Buralar it kopuk doldu. Sebiha’nın oğlanın dükkân dedim, bu çam yarması, zebella, yok, deyip duruyor.
Ah Neriman, ah Neriman. İki üç gün uğramadım. Aklın neye kesti de evden çıktın. İt kopuk doldu buralar. Lokanta kapanalı yıllar oldu. Benim oğlan çoktan terk etti ülkeyi. Benim herif senin herifin üstüne gömüleli çok oldu. Buralar pavyon, gazino. Deniz bile çöplüğe döndü. Dön Neriman dön, Hikmet Abinin kırkı çıkmadı daha.
Zeynep Pınarbaşı
