Bu roman İrlanda’lı yazar Colm Tóibín tarafından 2017’de yazıldı. 2021’de de Everest Yayınları tarafından basıldı. Eseri Türkçe’ye Büşra Ağaç kazandırdı.

Yazarımız 1955’te Enniscorthy’de doğdu. Dublin’deki üniversite eğitiminden sonra 1975-1978 arası Barcelona’da yaşadı. Orada geçirdiği yıllarının deneyimiyle “The South” (Güney/Can Yayınları) ve “Homage to Barcelona” adlı kitapları yazdı. (1990)

Dublin’den dönünce 1985’e kadar gazeteci olarak çalıştı. Sonrasında Afrika ve Güney Amerika’da dolaştı. Gazeteci ve gezi yazarı olarak kitaplar yayımladı. Romanları, öykü kitapları, oyunları, araştırma kitapları ve biyografik romanlarıyla ünlendi. Kitapları otuz dile çevrildi ve pek çok ödül aldı ya da ödül listelerine girdi. “Üstad” romanı Uluslararası Dublin Edebiyat Ödülü’nü, Stonewall Kitap Ödülü’nü, Los Angeles Times Yılın Romanı Ödülü’nü kazandı. Princeton Üniversitesi’nde ve Manchester Üniversitesi’nde kadrolu profesör olarak ders veren Tóibín halen Columbia Üniversitesi’nde ders vermektedir.

“İsimler Evi”nin konusu Homeros’un İlyada’sında geçer. Ama asıl vücut bulması ve günümüze kadar ulaşması M.Ö. 6-5 yylarda, yazılmış Antik Yunan Tragedyalarıyla gerçekleşir.

Troya Prensi Paris, Mykene Kralı Menelaos’un karısı Helen’i kaçırınca, bütün Akha orduları Argos kralı Agamemnon etrafında birleşirler, Troya’ya savaş ilan edilir. Onlarca gemiyle Aulis Limanı’ndan Troya topraklarına gideceklerdir fakat bir türlü uygun rüzgâr çıkmaz. Bilici Kalkhas, tanrılardan, Kral Agamemnon’un Tanrıça Artemis’i kızdırdığını, bu sebeple ceza olarak rüzgârları engellediğini, eğer kızı İphigenia’yı kendisine kurban ederse yatışacağını ve rüzgârlara izin vereceğini haber verir. Kral Agamemnon önce razı gelmez, sonra orduların baskısıyla kabul etmek zorunda kalır. İphigenia’yı Akilleus’ la evlendireceği bahanesiyle karısı Klytaimestra ile birlikte Aulis’e getirtir ve kurban olayı gerçekleştirilir.

Rüzgarlar yeniden esmeye başlar, gemiler yola çıkarlar. Agamemnon evladını katlederek, aile içi intikam ve bir dizi cinayetin fitilini ateşlemiştir. Baba kızının – eş kocasının – oğul annesinin katili olur. Aslında bu soy kaç kuşak önceden tanrılar tarafından lanetlenmiş bir soydur; Atreus, kardeşi Thyestes ile birleşir, üvey kardeşlerini öldürürler. Babaları Pelops onları lanetler ve sürer. Mykene Kralı’na sığınırlar. Kralın hiç varisi yoktur. Ölünce iki kardeş arasında taht kavgası olur. Thyestes Atreus’un karısının da yardımıyla (ikisi sevgilidir) Atreus’u oyuna getirir ve kral seçilir. Tanrı Zeus bu sonuca razı gelmez. Yeniden seçim yapılır. Atreus tahta geçer. Thyestes’i kovar fakat karısıyla gönül macerasını öğrenince Thyestes’i barışma vaadiyle geri çağırır. Onun üç oğlunu doğrar, pişirir, kendisine yedirir. Sonrasında çocukların kafasını getirir, önüne koyar. Tanrılar bile buna katlanamaz. Thyestes’in kendi kızından Aigisthos adında bir oğlu olur. Bu oğlan da büyüyünce Atreus’u öldürür.

Bu lanet Agamemnon ile devam edip anne katili Oğul Orestes’in Tanrıça Athena tarafından affedilmesiyle son bulur.

Colm Tóibín bu mitolojik hikayeye sadık kalsa da, romanını farklı bir bakış açısı, hayal gücü ve anlatımla yeniden kurgulamıştır. Antik Yunan Tragedyalarındaki bu hikâyede tanrılar yönlendirici, cezalandırıcı, affedici birer önemli figür hatta karakter olarak bulunuyorlar. Tóibín kendi kurgusunda tanrılara el çektirmiş, karakterleri kendi yapıp ettikleriyle baş başa bırakmıştır.

Bir diğer önemli fark da karakterlerle ilgilidir. Yine tragedyalarda karakterler toplumsal cinsiyet rolleri bakımından tipiktir. Kadın karakterler, örneğin Klytaimestra hiçbir zaman anlatısal bir sese sahip olmamıştır. Halbuki koskoca Troya savaşı komutanı kocası Agamemnon’u, hem de aşığının yardımıyla öldürmüştür. Elbette tragedyadaki ahlaksız, hain, kötü kadını temsil eder. Kızı Elektra ise, Kral babasının annesi tarafından öldürülmesiyle birlikte ona düşman olmuş, (babasının ablasını öldürmesine boyun eğmiş, kabul etmiş) iffetli, geleneklere sadık, dindar kadının temsilcisidir.

Orestes ise tam bir kral namzetidir. Babasının annesi tarafından öldürülmesiyle birlikte ablası Elektra eliyle başka bir krallığa kaçırılmış, böylece olası bir öldürülme girişiminden uzak yaşamış, yetişkin bir kral adayı olarak krallığına dönmüştür. Amacı babasını öldürenlerden intikamını alıp tahta geçmektir, rolü bellidir.

Tóibín’de Klytaimestra ana karaktere dönüşmüş kendi sesini bulmuştur. Orestes ise daha pasif, hırstan azade, masum, kötü şeylerden uzak bir karakter olarak tasvir edilmiştir.

“İsimler Evi” beş bölümden oluşuyor, bölümler üç karakter üzerinden anlatılıyor. (Klytaimestra – Orestes – Elektra) Klytaimestra ve Elektra bölümleri birinci tekil şahısla, Orestes bölümü üçüncü tekil şahısla yazılmış.

İlk bölüm “Klytaimestra”da yazar öyle bir giriş yapıyor ki, çarpılıyor, irkiliyorsunuz. Klytaimestra kan donduran bir sakinlikle sanki sahnede seyircilerine bir tirad okuyor. “Ölümün kokusuyla tanıştın, rüzgarın savurup getirdiği, bu sarayın odalarında gezinen hastalıklı, şekerli koku. Huzurlu ve mutlu hissetmek artık çok kolay benim için.” Klytaimestra kocası Agamemnon’u öldürmüş, intikamını almış, sonra ölümün onda bıraktığı silinmez izi iliklerine kadar işlemiş o kokuyla anlatmış. “Şimdi hepimiz açız. Yemek açlığımızı perçinlemekten dişlerimizi keskinleştirmekten başka bir şey yapamıyor. Et, daha fazla et, ölüm, daha fazla ölüm için iştahımızı kabartıyor. Cinayet gözümüzü döndürüyor; ruhumuzu bizi daha fazlasını istemeye itecek kadar vahşi ve lezzetli.” Bu satırlardan, intikam hırsının çok da yatışmadığını anlıyoruz.

Klytaimestra acısının taşkınlığıyla sayıklar gibi, kadınlar İphigenia’yı kurban etmeye hazırlarken saçlarını nasıl da hoyratça kazıdıklarını anlatmaya geçiyor. O acıyı etinde, etimizde hissettiriyor. Yine sayıklar gibi kocasını nasıl öldürme planları yaptığını, o savaştan dönene kadar nasıl hazırlandığını anlatıyor. Yazar ilerleyen sayfalarda Klytaimestra’nın yaşadığı korkunç kayıpla nasıl adım adım kocasını öldürme kararına vardığına okuyucuyu da tanık ediyor.

Agamemnon evlendirme bahanesiyle kızını, karısını Aulis’e getirttiğinde, asıl niyetinin İphigenia’yı Tanrıça Artemis’e kurban etmek olduğunu öğrenmeleri uzun sürmez. Yine de inanamazlar. Ta ki onunla konuşana kadar. Agamemnon başka çarelerinin olmadığını, bunu kendisinin de istemediğini, çocuklarını çok sevdiğini fakat mecbur olduğunu, tanrıların böyle istediğini, ordunun baskı yaptığını söyleyerek kendini savunur.

Anne kız çaresizce yalvarıp yakarır, ağlarlar, dil dökerler, fayda etmez. Agamemnon onları kandırmış, ihanet etmiştir. Korkular içinde çırpınırlarken bir taraftan kurban töreni hazırlıkları sürmektedir. Klytaimestra kocasına olan bütün güvenini, inancını,sevgisini kaybeder. Tanrılara da inancı kalmamıştır. Koskoca tanrıların kızının bedenine ne ihtiyaçları olabilir diye düşünür. Artık medet umacağı, yardım bekleyeceği bir güç kalmamıştır. Savunmasız ve yalnız hisseder.

Kızı katledilirken onu da sorun çıkarmasın diye derdest edip kurban alanının uzağında bir çukura atar, üzerini kayayla kapatırlar. Orada birkaç gün aç susuz bekletilir. Burası yaşamının geri kalanını şekillendiren kararlar aldığı yer olur. Artık tek amacı kocasını öldürüp kızının intikamını almaktır. Karşımızda kimseye güvenmeyen, temkinli, stratejik akılla hareket eden, kalbi katılaşmış bir Klytaimestra vardır. Değişmiştir.

Klytaimestra, oğlu Orestes, maiyeti ve bir de Agamemnon’un yanlarına kattığı dört muhafızla saraya döner. Onları Elektra karşılar. Ablasının başına gelenlerden haberi vardır fakat asıl annesinden dinlemek ister.

Klytaimestra birşey anlatmaz ve onu kendinden uzaklaştırır. Elektra’nın sesinden, varlığından rahatsız olur. Böylece aralarında bir soğukluk, mesafe oluşur.

Elektra da bu uzaklığa tepki duyarak ablasının ölümünden annesini sorumlu tutar. İphigenia’yı babasından koruyamamakla suçlar. Böylece ileride Elektra ile arasında yaşanacak sorunların temelleri atılmış olur.

Dört muhafız Klytaimestra’nın odasının kapısında gece gündüz nöbet tutarlar. Sadece bahçede gezinmesine izin verilir. Saray dışına çıkamaz. Aslında tutsak edilmiştir.         

Sarayın en altında zindan vardır, buradaki tutsaklardan en önemlisi Agamemnon’un kuzeni Aigisthos’tur. Aralarında babalarına kadar uzanan bir kan davası vardır. Aigisthos hem öç almak hem de iktidarı ele geçirmek için kuzeniyle savaşırken tutsak edilir. Dağlarda kırlarda çok sayıda taraftarı, askeri vardır. Adamları saraya kadar sızmışlardır. Aigisthos bu sayede geceleri sarayın içinde dolaşabilir, dışarıyı yönetmeye devam eder. Klytaimestra Aigisthos’un geceleri sarayda dolaştığını kızı Elektra’ dan öğrenir. Onunla irtibata geçmeyi başarır. Niyeti ondan yardım istemektir. Sonuçta düşmanları ortaktır, birlikte hareket edebilirler. Konuşurlar anlaşırlar. Klytaimestra’nın ondan iki isteği olur; Odasının kapısında nöbet tutan dört muhafızın öldürülmesi ve sarayı yöneten azaların etkisiz hale gelmesi için her birinin bir erkek çocuğunun yoksa bir erkek torunun kaçırılıp rehin alınması. Kısa sürede bu istekler gerçekleştirilir artık planlarını uygulamak için önünde engel kalmamıştır.

Klytaimestra Aigisthos’u zindandan çıkartır, kendine muhafız yapar. Bir zaman sonra aralarında bir yakınlaşma olur, birlikte olurlar. Bu arada Agamemnon zafer kazanmış ülkesine dönme yolundadır. Klytaimestra’nın aklında görkemli bir karşılama töreni vardır. Planını gerçekleştirmek için her şey kusursuz olmalıdır. Amacı Agamemnon’un güvenini yeniden kazanmak, karısının hala onu sevip saydığına hatta hayran olduğuna inandırmak. Agamemnon’a yaklaşmasının tek yoludur bu. Hazırlıklara başlar. Bu törende azalar, Elektra, Orestes en önde kralı karşılayacak, Klytaimestra bütün sevimliliği ve cana yakınlığıyla sarayın kapısında onu bekleyecektir. Kral hiçbir şeyden süphelenmeden eve dönmenin rahatlığı ve mutluluğunu yaşamalıdır. Diğer taraftan Aigisthos beş yüz adamını sarayın alt katlarına yerleştirecek, törenin sonuna doğru çoçukları yani Elektra ve Orestes’i sarayın bir odasında tutacaklardır.

Nihayet Agamemnon ordularıyla, savaş esirleriyle şehre ihtişamlı bir giriş yapar. Halk sokaklara dökülmüş, sevinç gösterileri yapmaktadır. Muhteşem bir törenle karşılanır. Yanında Priamos’un kızı Kassandra’yı da kölesi ve gözdesi olarak getirmiştir.

Klytaimestra rolünü çok iyi oynar Agamemnon’un keyfi yerindedir. Tören sonuna doğru Klytaimestra bütün cazibesiyle ona yaklaşarak elinden tutar, ziyafet öncesi yıkanıp temizlenmesi bahanesiyle banyoya götürür. Agamemnon arkası dönük küvete girmeye hazırlanırken Klytaimestra zehirli ipliklerle ördürdüğü bornozu üstüne atar, ipliklerdeki zehir Agamemnon’u hareket edemez ve ses çıkaramaz hale getirir. İşte o anda Klytaimestra elindeki bıçağı boynuna saplar ve onu öldürür. Böylece intikamını alır fakat bu döngü devam edecektir.

Orestes

Bu bölüm Orestes’in Aigisthos’un adamları tarafıdan kaçırılması ve sonrasında başına gelenlerin hikayesi, ayna-zamanda bir büyüme, yetişme hikayesi. İlk bölümde yazar başından sonuna kadar gerilimi yüksek bir dil kullanmışsa da, bu bölümde tersine tempoyu düşürmüş yumuşak bir anlatım seçmiş.

Klytaimestra ile Aigisthos’un tahtı ele geçirmesiyle Argos toprakları adeta bir savaş alanına döner. Yazar bize bunu Orestes’in kaçırılma yolculuğu boyunca anlatır. Agamemnon’un askerlerinin zincirlerle ayaklarından birbirine bağlanmış halde. esir alındığını, insanların gözlerindeki korkuyu, paniklemiş hallerini gösterir. Geçtikleri yerlerde köyler yanmış yıkılmış, ambarları boşaltılmıştır. Sıklıkla kokuşmuş asker cesetleri ile karşılaşırlar. Aigisthos’un askerleri serbestçe dolaşmakta, birbirleriyle sohbet etmektedirler. Ara ara gelen haberler üzerlerinde bir endişe dalgası yaratsa da çok çabuk eski hallerine dönerler. Çiftçilerin kuyu sularını zehirledikleri sonra da yaylalara sığındıkları kulaktan kulağa dolaşır. Aç susuz, günlerce süren yolculuğun sonunda Orestes içerinin çocuklarla dolu olduğu bir yapıya getirilir. Görevlilere teslim edilir. Kaçırılan çocuklar da burada tutulmaktadır. Tıpkı bir esir kampı gibidir.

Orestes çocuklar tarafından hoş karşılanmaz, ona sırtlarını dönerler. Sebebini daha sonra anlayacaktır (Klytaimesra tarafından kaçırtılmış olduklarını öğrenmişlerdir). Burada zorlu sınavlar vermek zorunda kalır. Kampta çocuklar sıkı kurallara tabidir. Her çocuğun yattığı yerin başında bir tahta, yanında da tebeşirler vardır. Gün içinde kurallara kim uymamışsa gece uyunduktan sonra bir çocuk tarafından o kişinin tahtasına işaret konur, hafta sonunda kimin tahtasında işaret çoksa o çocuk kamp görevlileri tarafından dövülür. Bu bir muhbircilik sistemidir. Orestesin tahtası işaretlerle dolar, aslında kimin yaptığını görmüştür. İşaretleri koyan Leander adlı lider konumdaki çocuktur. Onu dövmek için çıkarırlar ama direnir. Kralın oğlu olduğunu ona dokunamayacaklarını söyler, dayağını yer ama sızlanmaz, ağlamaz. Bu olaydan sonra çocukların tavrı değişir. Cesaretinden onurlu duruşundan etkilenirler. Leandros’la yakınlaşırlar, bir de Mitros vardır, çok hasta bir çocuktur, en çok dayağı o yer  bir gün Leandros ona kaçma planını anlatır, birlikte kaçalım der. Ostestes çok gönüllü olmasa da kabul eder. Mitros bir gece çok öksürür kamp görevlisi sesini susturmak için ağzını kapatır. Neredeyse boğacaktır,  o anda Leandros kaçıyoruz der amacı Mitros’u kurtarmaktır. Orestes’e bir bıçak verir, kendisi de adamın kafasına sopayı indirir. Orestes adamı öldürür.

Mitros’u da alır kaçarlar. Güvenli bir yer buluncaya kadar günlerce yürürler. Sonunda uzakta bir ev görürler, oraya giderler. Eve yaklaştıklarında köpeklerin saldırısına uğrarlar. Daha öncede aynı şey başlarına gelmiştir o yüzden hazırlıklıdırlar. Ceketlerine doldurdukları taşları tam isabet ettirerek köpekleri öldürürler. Evden yaşlı bir kadın çıkar köpeklerine doğru koşar öldüklerini görünce de ağlayarak onlardan başka kimsesi olmadığı yapayalnız kaldığını söyler.

Leandros yaşlı kadının yanına yanaşır, onunla konuşur eğer yiyecek ve kalacak yer verirse ölünceye kadar onu koruyacaklarını söyler. Yaşlı kadın kabul eder. Hep birlikte eve girerler kadın onlara yiyecek hazırlar. Yemeklerini yerken bir yandan sohbet ederler. İki oğlunu asker toplamaya gelen adamlar götürmüşlerdir, gelinleri de çocuklarını alıp şehre gitmişlerdir.

Artık hepsi hayatlarının yeni bir dönemine girmişlerdir. Yaşlı kadın Leandros ve Orestes’e ekmeyi biçmeyi ürün kaldırmayı ve hayvan bakmayı öğretir. Dışarı işleri ikisinindir. İçeri işlerini yaşlı kadın yapar, Mitros da ona yardım eder. Bir de diğer çiflikten gelen küçük  köpek vardır. Akşamları masanın etrafında ninenin anlattığı masalları dinlerler bir aile olmuşlardır.

Aradan yıllar gecer, çocuklar büyümüş delikanlı olmuşlardır, artık herkes onları unutmuştur. Leandros ile Orestes arasında bir çekim olur yakınlaşırlar. Yarattıklarıbu dünyada hırs intikam entrika, geleneklerin baskısı yoktur. Sevgi dayanışma huzur vardır.  Orestes ailesini çok merak etse de burada yaşamaktan Leander’in yanında olmaktan mutludur. Nine iyice yaşlanıp elden ayaktan düşer, çok geçmeden ölür. Mitros da onun peşinden ölür, ikisini yan yana gömerler. Leandros ile Orestes baş başa kalırlar. Burada onları bağlayan bir şey kalmadığını düşünürler, artık eve dönmenin vakti gelmiştir. Yola çıkmak için hazırlanırlar.

Fatma Acun