Sabah rutinlerimden sonra kahve yanına telefonunu eline alanlardanım. Dergi işleri, özel işler ve diğer iletişimlerimin çoğunu yazılı yapıyorum. Pek çoğunuz gibi. “Günaydın😁☕️” mesajlarına, bir önceki günden yarım kalan yazılı sohbetlere, yapılacak işlere göz gezdirdikten sonra, çoğu emojilerle devam eden ya da biten yeni sohbetlerime başlıyorum.
Özel yaşantı ve ilişkilerimde yazı dili bana her zaman çok riskli gelirdi. “Söz uçar, yazı kalır.” desturunu benimsemiş biri olarak, iş yaşamım dışında kullanmaktan imtina ettiğim bir iletişim şekliydi. Ses, tonlama, mimik, jest kullanılmayan bir iletişimin büyük risk olduğunu düşünürdüm. Duygu, düşünce ve hislerin yansıtılamadığı bir ortamda sadece noktalama işaretlerinin sertliğiyle biten cümlelerin çoğu zaman izahı gerekiyordu ve bu benim için çok yorucuydu. Ta ki emojiler bulunana kadar🙌
Bugün, sosyal medya platformları, mesajlaşmalar, e-postalar gibi yazılı iletişim yaptığımız her ortamda noktalama işaretleri yerine küçük, sevimli sarı şeylerden koyuyoruz. Gülümseyen, kahkaha atan, ağlayan, şaşıran, kızan, utanan, sıkılan… Duygularla kısıtlı da değil üstelik. Mekân, durum, hayvanlar, yiyecek, çiçek, aktivite, nesne, semboller… Herbiri zamanı yetiştiremediğimiz anlarımızın kurtarıcısı. Bu durum her ne kadar noktalama ve dilbilgisine özeni azaltsa da artık hızın, resmiyetin önüne geçtiği dönemlerdeyiz. Minik dünyalarında “insan” tarafından kullanılmayı bekleyen bu emojiler, zaman içinde dijital nezaket, görsel refleks hatta toplumsal gerekliliğimize dönüştü.
Çıkış noktalarına ve tarihsel süreçlerine baktığımızda çok da eski tarihlere gitmiyoruz. 1982 gibi yakın bir tarihte, ABD’deki Carnegie Mellon Üniversitesi Dil Teknolojileri Enstitüsü ve Bilgisayar Bilimleri Bölümünde profesör olan Scott Fahlman, mizahi bir çevrim içi duyuru panosunda “:-) gülen yüz” ve “:-( ağlayan yüz” ifadelerini kullandı. Yazı karakterlerinden oluşan ve “emoticon” olarak adlandırılan bu semboller, bugün kullandığımız emojilerin öncüsü olarak kabul edildi.
Bu konu üzerinde kafa yoranlardan biri de NTT Docomo’da çalışan Shirgetaka Kurita’ydı. Kurita insana özgü duyguların ve tepkilerin görsel olarak ifade edildiği, kısa yazışmalarda kullanıma uygun özel bir karakter seti oluşturmak istiyordu. Kurita, 1999 yılında, başlangıç için farklı duygu ve durumlara karşılık gelen 176 tane simge belirleyerek bunları 12×12 piksellik emojiler hâline getirdi. Kurita, emojileri hazırlarken manga sanatından ve Japonya’da kullanılan alfabelerden biri olan Kanji karakterlerinden ilham aldı. Kurita’nın emojileri Japonya’da bir anda popüler hâle geldi ve kısa süre sonra diğer Japon teknoloji şirketleri de kendi emoji setlerini hazırladı. Sonrasıysa teknolojinin el çabukluğu marifetiyle ilerledi.
Dijital dünya yaratıcıları; harfler, semboller, işaretler ve emojiler dahil farklı yazı sistemlerini oldukça ciddiye alıyor. 1991 yılında evrensel karakter kodlama standartı geliştiren, yöneten teknoloji şirketleri, yazılım geliştiricileri ve akademisyenlerden oluşan topluluk bir konsorsiyum oluşturdu. Unicode Consortium (Evrensel Kod Birliği). Unicode Standardı’nın verilere göre 2024 Eylül itibariyle 3.790 emoji bulunuyor ve her geçen gün yeni emojiler üretilmeye devam ediliyor. 2025 Eylül’de yayınlanması beklenen emoji sayısının 3.954 olması öngörülüyor.
Bu dijital sembollere sanat tarihi perspektifinden bakanlar; popüler ikonografi ya da bu çağın piktogramları olarak değerlendiriyor. “Emojiler, çağdaş sanatın gündelik dile sızmasıdır.” görüşü oldukça yaygın. Bugün “🌈” simgesini bir yazının altına koyduğunda sadece gökkuşağını değil, mucizeyi, umudu, romantizmi de ifade ediyor olabilir. Bu açıdan kullandığımız her emoji, sadece duygu değil estetik bir tavır da yaratıyor. Yazışmalarımızda emoji kullanımı arttıkça bir nevi görsel kompozisyon oluşturmuş sayılmaz mıyız? Tıpkı Salvador Dali’nin resimlerine, Stanley Kubrick’in sinemasına, Steve McCurry fotoğraflarına ve daha nice sanatçının eserlerine biçim kazandırması gibi.
Psikanalitik kuram bize şunu söyler; birey bilinçdışı arzularını doğrudan ifade etmekten kaçınır, yerine savunma mekanizmaları geliştirir. İroni, mizah, bastırma, yer değiştirme, yüceltme gibi. Psikanalistlere göre içinde bulunduğumuz bu dijital çağda savunma biçimlerini emojiler aracılığıyla yeniden şekillendiriyoruz. Çok üzgün ya da yorgunken, telefonumuza arkadaş ya da diğer aile bireylerinden komik bir video geliyor. O an da atamadığımız kahkahaların yerine “😂” ya da “🤣” çok kullanıyoruz değil mi? Sokaklarda, kafelerde, arkadaş ya da iş ortamlarında gülümseme maskemizle sakladığımız duygusal sorunlarımızı saklar gibi. Bazen kırıldığım bir yazışmayı “sorun değil.” Diyerek “☺️” bu emojiyle bitiriyorum. Çünkü öyle görünmek zorunda hissediyorum. Çünkü burada aslında böyle bir düzen varmış gibi. Belki de gülen emojilerimiz arttıkça gerçekte daha asık suratlı insanlara dönüşüyoruz. Bu durumların sayısı hepimize göre değişse de emojilerin yeni maskelerimiz olduğunun çoğumuz farkındayız.
Son yıllarda dizilere, filmlere konu olmaya başlayan emojiler, kullanım durumlarımıza göre yaş, cinsiyet, içinde bulunulan topluluklar, siyasi duruş ve daha pek çok veri için de kodlarımız haline geldi. Eskiden büyükler ya da yabancılar anlamasın diye akranlarımızla aramızda saçma ama ortak bir dil yaratmaya çalışırdık, Kuş Dili gibi 😁 Bugünün çocuk ve gençlerinin ise kendilerine ait “Emoji Dilleri” var. Örneğin 😂 yerine 💀kullanıyorlar. Hatta emoji setleri oluşturduklarını ve şifreli konuşmalar yaptıkları biliniyor. Sadece emojiyle hikâye anlatabiliyorlar. Bu dil oyunlarında tek bir kelime yok ama mesajları net, duyguları açık. Oğlumla yaptığım WhatsApp yazışmalarına bakarak onun sadece yaş büyümesine değil yazılı dilinin de ne kadar değiştiğine şahit oldum. Bir anne olarak uzun uzun anlattığım, sorduğum her konuya aldığım cevaplar, çoğunlukla büyüklü küçüklü emojiler oldu.
Bugün, yani 17 Temmuz, işte bu küçük, sevimli ama içinde pek çok anlamı da barındıran emojilerimizin günü. Dünya, onlara bir gün hediye ederek ne kadar önemsendiklerini göstermek istiyor sanki. Bir günleri olduğunu, dünyaca kutlandığını öğrendiğimde, ilk tepkim 🙄 oldu. Araştırma yaparken emojilerin, bireysel ve kollektif yaşamımızdaki kapladığı alan ve etkilerini düşününce bu günün kutlanmayı hak ettiğini düşündüm 🫤 Bugünü kutlarken dijital izlerimizin sadece bir veri ya da algoritmadan ibaret olmadığını tekrar hatırlayalım. Çünkü unutursak, büyük yanılgıya düşeriz.
* https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/637349
*David Crystal-Language and the Internet

Harika bir yazi olmus. Beğeniyle okudum. Cok teşekkürler