Yeni Anayasa Tartışmaları Arasında Bir Güvercin

2025’in Türkiye’sinde, bir kez daha yeni anayasa konuşuluyor. “Sivil” bir metin, “yeni bir toplumsal sözleşme”, “hakların teminatı” gibi vaatlerle kamuoyuna sunulan bu süreçte, geçmişin ve edebiyatın gölgeleri yeniden beliriyor.

Hukukçular, siyasetçiler, akademisyenler “yeni anayasa”ya dair teknik açıklamalarda bulunurken, insanın iç sesi başka bir yere kayıyor: Adaletin değil yasaların, vicdanın değil hiyerarşinin konuştuğu tarihsel anlara…

İşte bu yazı, Thomas Paine’in İnsan Hakları bildirimi ile Herman Melville’in Billy Budd romanı arasında bir köprü kurarak, hak meselesine bir edebi vicdanla bakıyor. Türkiye’de anayasa yalnızca bir metin değil; geçmişle, adaletle, bireyle, güçle ve belki de safça yitirilmiş bir umutla ilişkilidir.

Aşağıdaki metin, “yeni anayasa” tartışmalarının içinde değilmiş gibi görünse de, belki de tam merkezindedir. Çünkü haklar, yalnızca yazılan değil, yaşanan şeylerdir. Ve bazen bir güvercinin sessiz vedası, bir anayasa cümlesinden daha çok şey söyler.

Haydi bakalım, sen de hoşça kal, koca İnsan Hakları.”

Yeni Anayasayla ilgili toplantıda avukat kadını dinlerken Thomas Paine’in adını duyup, sözleri ekranda görünmeye başlayınca zihnim Billy Budd’a doğru kaymaya başladı.
19. yüzyılın önemli Amerikan yazarlarından biri olan Herman Melville’in, yakışıklı ve saf denizci Billy Budd’ı anlattığı romanı, dramatik yapı içerisinde epik bir dille insanlık tarihini anlatır. Uygarlık öncesine ait bir cennetin içinden geldiğini söylediği bu levent oğlan, adını Thomas Paine’in yazdığı kitaptan alan İnsan Hakları adlı ticari bir gemideki denizcidir. İnsan Hakları’ndan devşirme usulle donanma gemisine alındıktan sonra, farklı güçlerin elinde kalan Billy Budd ne yazık ki artık var olamayacaktır.
Ticaret gemisinin en iyisi, mürettebatın can damarı olan Billy Budd yüzbaşı tarafından çekilip alınır, savaş gemisine götürülür. Tayfanın gözbebeği, geminin barış güvercini, majestelerinin gemisine doğru giderken, arka küpeştede sessiz ve üzgün yüzlerle kendisine bakan arkadaşlarına, bindiği filikadan ayağa kalkarak şöyle seslenir: ‘Haydi bakalım, sen de hoşça kal, koca İnsan Hakları’.
Anayasa denilince, insan yaşamında var olabilecek tüm hakların yer alacağı bir uzlaşmayı ve bu uzlaşmanın ilan edilmesini anlıyorum. Haklardan söz edilince ise; toplumun yeni anayasası, herkesin düşüncelerini söyleyebileceği bir ortamın yaratıldığı ve paylaşımın en yüksek seviyelerde tutulduğu bir ortamda oluşturulmalıdır diye düşünüyorum. Bunun için de; mevcut bütün iletişim kanalları, hazırlanan taslağı konuşmak, tartışmak için kullanılmalı, anayasaya sahip çıkılmalı.
Ünlü Moby Dick adlı kitabın yazarı olan Melville’in destansı eseri Billy Budd, ölümünden yıllar sonra yayınlanmış, defalarca tiyatroda sahnelenmiş, hatta operası yazılmıştır. İki yüzyıla yakın zaman geçmesine rağmen, önümüzde duran meselelerin çoğunun hâlâ insan haklarına yönelik olduğunu hatırlayarak, Paine ve Melville’in yazdıkları önünde saygıyla eğiliyorum.
Tarihler ve rejimler değişse de, bireyin karşısında yükselen otoritenin dili değişmiyor. Billy Budd’un “güvercinliği” artık bir anı; İnsan Hakları gemisi ise, çoktan ufukta kayboldu. Bugün yeni anayasa konuşulurken, o eski gemiden kalan seslere kulak vermek belki de en devrimci şey. Zira haklar, sadece yazıya geçirilmek için değil; savunulmak, paylaşılmak ve yaşanmak için vardır.


Editör Notu: Metindeki ‘barış güvercini’ benzetmesi, Melville’in romanda doğrudan kullandığı bir ifade değildir. Ancak Billy Budd’un gemi içindeki konumu, doğallığı, masumiyeti ve çatışmasız yapısıyla böyle bir mecazi anlam taşımaktadır. Yazarın anlatımında Billy’nin doğaya yakınlığı, güzelliği ve saf içgüdüleri, onu gemi içindeki huzurun simgesine dönüştürür.