Sıcak mı sıcak bir yaz günü. Dal kıpırdamıyor, deniz sanki uyuyor. Ağustos ayının bize armağanı olmalı bu durgun, dibi görünür berraklıktaki deniz. Eşimle sabah saatlerinde gireriz denize. Yazlıkçılar genelde öğle saatlerini tercih ederler. Sahil kalabalıklaşmadan gider geliriz. Rahatsızlığım nedeniyle eşimin desteği çok önemli benim için. Yürüme mesafesinde ama baston kullanırım rahat gitmek amacıyla.

O gün de her zaman ki gibi denizimize girdik artık çıkmak üzereyiz; yakınımızda iki kollarından sıkı sıkı tutulmuş üstü elbiseli başörtülü bir kadın, çocukları ve eşi tarafından denize girmeye teşvik ediliyor. Kadının oğlu olduğunu tahmin ettiğim kişi bu yaz bizim eve yakın bir ev almış, anacağını da getirmiş. Çok iyi yapmış, kadıncağız ilk kez denize giriyormuş, yanında durmadan konuşan eşi beni görür görmez “bak” dedi, ”bak bu şişman ve hasta teyze bile denize giriyor.” Tekrarladı “şişman maşallah, yaşlı bak denizde. ” Bir an dünyanın en ağır suçunu işlemiş gibi hissettim kendimi. Öylece kalakaldım sanmayın, “ya dedim, bak sırtımda yarık,” arkamı döndüm sırtımdaki dikiş izlerini de gördüler. Hani şişman ve hasta teyzenin daha neleri varmış der gibi. “Gördünüz mü?” dedim. Vah vah çektiler benim için, “neden?” dediler, “skolyoz ameliyatlıyım.” Skolyozun anlamını bildiklerini sanmıyorum, kaza kabul ettiler bence “geçmiş olsun,“ demekle yetindiler. Bir taraftan da kollarından çekiştire çekiştire denize çekiyorlardı, ürkek ve şaşkın bakan kadını. Ben eşimin elini sıkı sıkı tutup ağır adımlarla çıktım denizden. Sudan çıkmış balık misali.

Gerçek hiç böyle apaçık yüzüme vurulmamıştı bugüne kadar. Lakin bu halimde bile beni örnek almaya çalışan insanların olması da güzeldi. Ruhumu okşadı. Artık benim tanımım “şişman ve hasta teyze” bundan böyle. Bak, Ağustos yaptığını gördün mü? Sen geldin deniz düzeldi ben payıma düşeni aldım. Sana biraz kırgınım aslında, keşke altını üstüne getirseydin denizin o kadıncağız da yine uzaktan baksaydı. Ben de böyle tokat misali gerçeklerle yüzleşmeseydim.

Nasıl da suç atıyorum üzerine, bize onca güzelliği sunmuşken.

Sen bana bakma Ağustosum, güzel havalarınla denizinle sevindir, sana özlem duyanları. Ağustos böceğinin güçlü sesinden, ülkemin zafer sevincinden, ballı yemişlerin lezzetinden, salkım üzümlerin şifalı tadından mahrum etme bizleri. Yaz aşklarının, yaz rüyalarının, denizin, güneşin, eşsiz gün batımlarının mimarı Ağustos iyi ki geldin.

Sen başımıza taç, gönlümüze yoldaşsın.

Meltem Pirlibeylioğlu