Neden Ovidius’un Metamorfozlar’ını  Dante’nin İlahi Komedya’sından önce okuyoruz.
Çünkü Dante’nin cehennemi, arafı, cenneti yalnızca İncil’den değil, antik mitolojinin damarlarından beslenir. Bu damarların en canlı kaynağı da Ovidius’tur. Metamorfozlar, bir kahraman hikâyesi değil; dünyanın doğuşundan insan soyunun dönüşümüne uzanan mitolojik bir ansiklopedi, şiirle yazılmış bir “dünya tarihi”dir. Dante’nin evreni ise bu imgelerle örülüdür. Ovidius’u okumadan, Dante’nin sahnesinde beliren yüzlerce gölgeyi tanımak güçtür.
Ovidius’un Metamorfozlar’ı on beş kitaptan oluşan dev bir anlatı zinciridir. Ancak biz bu yolculukta yalnızca ilk üç kitabı ayrıntılı biçimde ele aldık. Bunun birkaç nedeni var. İlk olarak, bu kitaplar Ovidius’un anlatısının temelini oluşturur: kaostan kozmosun doğuşu, insan çağlarının inişi, tufan ve yeniden doğuş, tanrıların aşkları ve cezaları, bedenin hayvana, taşa, yıldızlara dönüşmesi… Dante’nin İlahi Komedya’sıyla en güçlü bağlar işte bu çekirdek sahneler üzerinden kuruludur.
İkinci olarak, geçmişte yaptığımız uzun soluklu okumalarda; Gılgamış, İlyada, Odysseia, Aeneis, her birine birer yıl ayırmamıza rağmen isimlerin ve hikâyelerin yoğunluğu arasında kimi zaman soluksuz kaldık. Bu birikimden sonra Metamorfozlar’ı bütünüyle aynı tempoda incelemek yerine, Dante’ye açılan kapıyı aralayan ilk üç kitapta yoğunlaşmak bize hem bir nefes hem de daha derin bir dikkat sağladı.
Son olarak, Ovidius’un “dönüşüm” izleği zaten ilk üç kitapta büyük resmi sergiler. Sonraki kitaplar bu temayı çeşitlendirip genişletir,  temel yapıyı değiştirmez. Bu yüzden seçtiğimiz bölümler, yalnızca Dante’ye hazırlık değil, aynı zamanda Ovidius’un niyetini ve dilini kavramak için de yeterli birer duraktır.
Okumanın zorluğu sadece metnin yoğunluğundan değil, çevirilerin doğasından da kaynaklanır. Latince bilenler için bile “akıcı ama bitimsiz” bir anlatı olduğu söylenir. Ovidius’un dili inanılmaz derecede akıcı, ironik ve oyunlu ve ince bir zekâya dayanan bir üslup sahibi.
Metamorfozlar’ının açılış dizeleriyle başlayalım (Proemium):
In nova fert animus mutatas dicere formas
corpora; di, coeptis (nam vos mutastis et illas)
adspirate meis primaque ab origine mundi
ad mea perpetuum deducite tempora carmen!
(Ruhum yöneliyor yeni biçimlere dönüşmüş bedenleri anlatmaya.
Ey tanrılar, (çünkü siz de o bedenleri dönüştürdünüz),
başladığım işe esin verin ve dünyanın başlangıcından
benim zamanlarıma dek uzansın bu kesintisiz destanım.)
Burada Ovidius şunu açıkça söylüyor: Metamorfozlar’ın konusu “dönüşmüş bedenler” olacak. Bunu bir “opus perpetuum” (kesintisiz, sürekli akan bir destan) olarak kurguluyor. Başlangıcı dünyanın yaratılışı, sonu kendi çağı (Augustus dönemi).
Yani Ovidius’un “niyeti” aslında bu açılışta saklı: bütün mitleri, tarihleri ve söylenceleri dönüşüm temasıyla birbirine bağlayan bir şiir zinciri kurmak.
Birinci kitap, Ovidius’un evreni kurduğu temel sahnelerle başlar. Önce kaos ve kozmos anlatılır. Başlangıçta her şeyin birbiriyle karıştığı, şekilsiz, ağır ile hafifin, sıcak ile soğuğun, kuru ile yaşın birbirine dolandığı bir kargaşa vardır. Zamanla bu unsurlar ayrılır, ağır olan aşağıya çöker, ateş yukarıya çıkar, hava suyun üstünde yerini alır, böylece evrenin katmanları düzen bulur, küre tamam olur.
Dante’de cehennem çukuru, Araf dağı ve göksel katlar aynı küresel kozmos düşüncesinin yeni bir teolojik yorumu olarak belirir.
Bunun ardından altın, gümüş, tunç ve demir çağları sıralanır. İlk çağ altınla ışıldıyordur, suçsuzdur insanlar, Tanrı’ya yakın yaşamaktadırlar; ne yasa vardır ne zorbalık. Ardından gümüş çağı gelir, yıl ölçülere bölünür, mevsimler doğar, insan çalışmaya mecbur olur. Tunç çağında öfke artar, ama silah henüz yoktur. Demir çağıyla birlikte kin, hırs, savaş, adaletsizlik dünyaya iner, inanç yerini hileye bırakır, kardeş kardeşi tanımaz olur.
Dante’de bu anlatı günahın tarihsel tablosunu oluşturur; Cehennem’de yozlaşmış toplumun aynası bu mitolojik geçmişteki çağların çöküşünü yansıtır.
Devlerin tanrılara saldırısı bir sonraki bölümde yer alır. Toprağın bağrından doğan devler göklere tırmanır, tanrıların tahtına el uzatırlar. Ama yıldırımlar iner, devler yere serilir, kanları toprağa akar, oradan yeni suç tohumu yeniden fışkırır. Tanrıların kudreti düzeni kaosa karşı korur.
Dante’de bu sahne Tanrı’nın mutlak düzenini, Lucifer ve isyan eden meleklerin çukura hapsedilişiyle yankılar.
Lykaon’un dönüşümü de aynı kitabın içinde anlatılır. Zeus insanların kötülüğünü sınamak için yeryüzüne iner, bir kulübeye girer, kral Lykaon’u dener. Ama kral tanrıya karşı çıkar, önüne insan eti koyar. Suç karşılıksız kalmaz, yüzü biçim değiştirir, kurt olur Lykaon. Hırıltısı vahşileşir, ama kötülüğü insanca kalır. Lykaon’un kurda dönüşmesi Batı edebiyatında kurt-adam figürünün ilk doğuşu sayılır. Ovidius’tan sonra kurt-insan anlatısı yüzyıllar boyunca Avrupa folkloruna ve efsanelerine yayılır.
Dante’de bu hikâye contrapasso kuralının, yani günahın beden ve ruhu kendi suretine dönüştürmesinin simgesidir.
Ardından tufan gelir. Tanrıların kararıyla sular yükselir, dağlar kaybolur, insanlar, hayvanlar, kentler boğulur. Geriye yalnız Deukalion ile Pyrrha kalır. Tapınağa çıkarlar, taşları omuzlarının ardına atarlar, o taşlar et olur, kemik olur, yeni insan soyu taşların içinden doğar. Dante’nin Araf’ında bu tufan sahnesi günahın arınmayla temizlenmesi ve yeniden doğuş umudu olarak yankılanır.
Birinci kitap Daphne ve Io’nun dönüşümleriyle devam eder. Apollon’un aşkı Daphne’yi kovalar, kız kaçıp dua eder, toprağı açılır, gövdesi kabuk bağlar, yaprak verir, defneye dönüşür. Io ise Hera’nın kıskançlığıyla ineğe çevrilir, yüzü hâlâ insandır ama dili yoktur, gözlerinden yaşlar akar. Argos’un bin gözü Io’yu izler, Hermes gelir, Argos’u ninnilerle uyutur, kılıcıyla gözleri kapatır, inek Io sonunda yeniden kıza dönüşür.
Dante’nin sahnesinde mitolojik figürler bolca belirir; özellikle Cennet’te Beatrice’nin ilahi aşka dönüşümü bu mitolojik “aşk ve dönüşüm” temalarının arka fonunda yükselir.
Metamorfozlar’ın ikinci kitabında dönüşüm bedensel, mitolojik, kozmik düzeyde işlenir: ağaç, taş, kuş, yıldız… Dante’de ise dönüşüm ahlaki ve teolojik düzeyde işler: günahın bedende şekil değiştirmesi, yılanın insana dönüşmesi, taşın ruhu dondurması, başın geriye çevrilmesi. Yani Dante, Ovidius’un estetik malzemesini alır ve Hıristiyan ceza ve ödül sistemine uyarlar. İkinci kitaptaki dönüşümlerden hemen hepsi İlahi Komedya’da bir yankı bulur. Dante’nin cezaları ve yıldızlarla kurduğu kozmik düzen, Ovidius’un “tekinsiz metamorfoz kataloğu” üzerine inşa edilir.
Metamorfozlar
Metamorfozlar’ın ikinci kitabı baştan sona bir dönüşümler zinciri gibidir. Phaethon’un güneş arabasını sürme ısrarıyla başlayan felaket, ardında yanmış dağlar ve kurumuş nehirler bırakırken bireysel hikâyeleri de tetikler. Bu kitapta Phaethon’un ölümü ve düşüşü vardır; kız kardeşleri Heliadlar’ın ağaçlara dönüşmesi ve gözyaşlarının kehribarlaşması anlatılır. Cycnus’un kuğuya dönüşmesi, Callisto’nun ayıya çevrilmesi ve oğlu Arcas ile birlikte göğe yükselerek Büyük ve Küçük Ayı takımyıldızlarına dönmeleri de aynı zincirin halkalarıdır. Coronis’in ihaneti ve onun sonucunda doğan Asklepios, beyazken siyaha dönen kuzgun, kehanet ettiği için kısrağa dönüşen Ocyroe, Hermes’in oyununa gelen Battus’un taşa dönüşmesi, kıskançlığı yüzünden taşa kesilen Aglauros… Hepsi birer “dönüşüm dersi” gibi sıralanır. Ovid burada mitolojik anlatıları ardı ardına dizer; ihanet, kıskançlık, yas, ölçüsüz istek ve sır saklayamama, hepsi bedende bir değişim olarak ortaya çıkar: taş, ağaç, kuş, yıldız, renk ya da hayvan.
İlahi Komedya
Dante bu mirası çok yakından bilir ve İlahi Komedya’da Ovidyen dönüşümlere sık sık gönderme yapar. Phaethon, dizgin tutamayan gençliğin simgesi olarak hem Cehennem’de hem Cennet’te anılır. Heliadların gözyaşlarından doğan kehribar, Dante’nin Araf’ta gözyaşlarının taşlaştırıcı gücüyle birleşir. Kuğu, Cennet’te Tanrı’ya yükselen saf ruhun işaretidir. Callisto’nun ayıya dönüşüp yıldızlara yükselmesi, Dante’nin göksel evreninde takımyıldızların kökenine bağlanır. Coronis ve Asklepios hikâyesi, Cennet’te şifanın ilahi bilgiyle ilişkisine zemin hazırlar. Kuzgunun beyazdan siyaha dönüşmesi, Araf’tki günahın ruhu karartması imgesiyle yankılanır. Ocyroe’nin kısrağa dönüşmesiyle falcıların başlarının geriye çevrilmesi arasında doğrudan bir paralellik vardır: Tanrı’nın sırlarını açığa vuranlar bedenleriyle cezalandırılır. Battus’un ve Aglauros’un taşa dönüşmeleri, Inferno’da ihanet edenlerin buz içinde hareketsiz kalması ya da Araf’ta kıskançlık günahının ruhu katılaştırmasıyla aynı çizgiye oturur.
Metamorfozlar’ın özellikle 3. Kitap’ı Dante için temel bir geçit gibidir. Bu kitapta Thebai’nin kuruluşuyla başlayan anlatı kısa sürede dönüşüm zincirlerine açılır:
Actaeon, av sırasında şanssızlıkla Diana’yı çıplak görür; tanrıça onu geyiğe dönüştürür, köpekleri tarafından parçalanır. Burada “yasak bakış”ın cezası bedenin hayvanîleşmesidir.
Dante’nin Cehennem’inde hırsızların yılana dönüşmesi sahnesi, Actaeon’un beden yabancılaşmasının güçlü bir yankısıdır.
Semele, Hera’nın hilesiyle Zeus’u tüm ihtişamıyla görmek ister. Tanrı’nın ışığına dayanamayan ölümlü yanarak ölür, karnındaki Dionysos kurtarılır. Bu sahne, Cennet’da Tanrı’nın ışığını seyreden ruhların güçsüzlüğü ve gözün sınırlılığıyla birleşir.
Tiresias, yaşamı boyunca cinsiyet değiştirir; sonra kör edilir, karşılığında kehanet gücü alır.
Dante’nin Cehennem XX’de falcıları cezalandırdığı sahnede başları geriye çevrili, ileriye bakamayan bedenlerle doğrudan bu Ovidyen motifin Ortaçağ alegorisine dönüşmesidir.
Narcissus ve Echo, Ovid’in en dokunaklı anlatılarındandır. Narcissus kendi yansımasına kapılır, sudan ayrılamaz ve nergis çiçeğine dönüşür. Echo ise yalnızca sese indirgenir.
Dante için bu, kibir ve hakikatsiz sözün alegorisidir: Araf’da kendi suretine kapanan ruhlar ve boş yankılar, Ovid’in bu hikâyesini çağrıştırır.
Pentheus, Dionysos’a meydan okur, tanrıyı küçümser, Bakkhalar tarafından paramparça edilir.
Bu sahne, Dante’nin Cehennem’inde Tanrı’nın düzenine karşı çıkanların parçalanma cezalarıyla benzer bir kurulum yapar.
Ovidius’un bu hikâyelerinde hep aynı yapı göze çarpar: küçük bir hata ya da aşırılığın ardından bir dönüşüm gelir ve bu dönüşüm bedensel cezaya dönüşür.
Dante ise aynı yapıyı Hıristiyan evrenine taşır; günah bedende cezaya dönüşür ve bu ceza sonsuz bir ahlaki ders halini alır.
Bu yüzden Metamorfozlar’ın 3.kitabı, Dante için yalnızca bir mitoloji koleksiyonu değil, İlahi Komedya’daki dönüşüm sahnelerinin doğrudan kaynağıdır.
Sonsöz
Ovidius’un Metamorfozlar’ı, yalnızca antik mitolojinin değil, Batı edebiyatının da en zengin kaynaklarından biridir. Dante, kendi teolojik evrenini kurarken bu kaynaktan sürekli beslenmiş, mitolojik dönüşümleri ahlaki dönüşümlere tercüme etmiştir. Ovidius’ta tanrıların öfkesiyle taşa, ağaca, kuşa dönüşen bedenler, Dante’de günahın cezasıyla bozulan ya da arınan ruhlara dönüşür. Birinde şiirsel bir ansiklopedi, diğerinde ilahi bir tiyatro vardır; ama sahnedeki figürler aynı köklerden gelir.
Bu yüzden Metamorfozlar’ı okumak, İlahi Komedya’ya girerken kuliste dolaşmak gibidir: oyuncuların yüzünü, mitlerin sesini tanırsınız. Dante’nin cehenneminde yankılanan çığlıkları, arafta taş kesilmiş ruhları, cennette ışığa yükselen yıldızları ancak Ovidius’un büyük destanıyla yan yana koyduğumuzda bütün açıklığıyla görebiliriz.
Kısa Bir Not: Ovidius
Ovidius, M.Ö. 43’te İtalya’nın Sulmo kentinde doğdu. Roma’da eğitim aldı, devlet adamı ol diye yetiştirildi ama “doğa beni şiire çağırıyordu” (Tristia) diyerek kariyeri bir kenara bıraktı. İyi ki de öyle yaptı, yoksa elimizde sadece bir memur daha olurdu, Metamorfozlar değil.
Aşkı çok sevdi: önce Amores’i yazdı, sonra kahraman kadınların âşıklarına mektuplarını (Heroides), sonra da bir tür baştan çıkarma kılavuzu olan Ars Amatoria’yı. İşte tam da bu kitap yüzünden Augustus’un ahlak yasalarıyla ters düştü ve Karadeniz kıyısındaki Tomis’e (Köstence) sürgün edildi. Kendisi, sürgünün sebebini özetle “bir şiir ve bir hata” diye açıkladı. Şiirin Ars Amatoria olduğunu biliyoruz, hata ise hâlâ gizemini koruyor: belki bir yanlış bakış, belki saray dedikodusu.
Sürgünde soğuk, yabancı bir kentte yaşadı; “burası Roma değil, barbar kıyısı” diye yakınan mektuplar ve şiirler yazdı (Tristia, Ponto Mektupları). Ama ne Roma’ya dönebildi ne de affedildi. Yine de en parlak eseri olan Metamorfozlar, sürgünün acısını aşıp Dante’den Shakespeare’e, ressamlardan heykeltıraşlara kadar herkesin hayal gücünü besledi.
Ovidius, “dönüşüm”ü edebiyatın kalıcı izleği yaptı. Onun sayesinde bir insan taş olabilir, bir kız çiçeğe, bir kral kurda, bir gözyaşı kehribara dönüşebilir. Hepimiz hâlâ bu dönüşümlerin peşinden gideriz. Büyük bir ozandır çünkü hem eğlenceli hem derin, hem oyunbaz hem evrensel olmayı başarmıştır.
Kaynakça
The Latin Library , Ovidius’un Latin metinleri, Metamorfozlar dahil. thelatinlibrary.com
Digital Dante,  Dante’nin İtalyanca metni + çeviriler + yorumlarla birlikte digitaldante.columbia.edu+1
Ovid Collection at University of Virginia — ovid.lib.virginia.edu
Dante Alighieri, İlahi Komedya. Çev. Rekin Teksoy. İstanbul: Oğlak Yayıncılık, 2002.