Kımıldamak mümkün değildi. Ne zaman çabalasam, içimde beliren bir bakış, karanlık ve sinsi, bedenimin her yerine sızıyordu.
3… 2… 1… 0.

Kapanan göz kapaklarım, dışarıdan gelen metalik bir sesle yeniden aralandı.

“İş birliği yaparsa hayatta kalır” dedi, ses.
Soğukkanlı ve ölçülüydü. Bir zamanlar insan olan ama artık Gama olarak anılan bir varlıktı bu.

“Oyunlar onun uzmanlık alanı. 2033’te Gama adlı bir grup, Ay yüzeyinde bir koloni kurdu. İlk üs. İlk bilinç havuzu. Yıllar geçtikçe Gamalar insanüstü beceriler kazandı.
Onlar bir türün evrimiydi. Ta ki gerçek evrim başlayana dek…”

Ben korkuyordum. Bu sözlerle birlikte vücudumdaki sinyallerin rengi değişti. Kırmızıya döndü. Korku. Kayıp. Geriye dönülemeyecek bir şeyin eşiğindeydim. Ay bozuluyordu.
Sadece ışığı değil, özü de çatırdıyordu. Gamaların inşa ettiği bilgi ağı sızdırılıyordu.

Her düşünce, her bilinç izi hızla yayılıyor; sistemin kendisi bir virüs gibi kendi köküne saldırıyordu. Kodlar bozuluyor, yaşam ağı eriyor, veri ışımaları gökyüzünü kaplıyordu.
Ay, yeni bir form arıyordu. Sadece yaşamak değil, dönüşmek istiyordu. Ve sonunda o oldu.

O an, sadece sistem değil, içimde de bir şey çözülüyordu. Bu dünyayı kabul etmek istemiyordum belki. Ama kaçamıyordum da. Her şeyin ötesinde, Ay’ın yüzeyine yansıyan sadece veriler değildi; geçmişim de oradaydı. Gama sistemine ait olduğum kadar, ondan kaçmak isteyen gölgeme de aittim. Sigma, yalnızca bir evrim değil; bastırdığım her şeyin, susturduğum her iç sesin bir yankısıydı.

Her şeyin dışındaki karmaşanın içinde, asıl savaş içerideydi. Gördüğüm şeyler gerçek mi, yoksa bastırdığım korkuların, suçlulukların, geçmişin izdüşümleri miydi? Ay yüzeyinde kodlar çatırdarken, içimde yıllardır bastırdığım bir başka benlik konuşmaya başlıyordu. Karanlık sandığım her şey, bir zamanlar görmekten kaçtığım parçamın sesi gibiydi. Belki de Sigma, içimizde susturduğumuz her şeyin adıdır.

Bir anlığına geçmişimden bir görüntü belirdi zihnimde: Çocukluğumda karanlıktan korktuğum bir gece, annemin sesiyle değil, kendi iç sesimle teselli bulmuştum.
“Orada bir şey yok,” demiştim kendime, ama yıllar sonra anladım ki, aslında hep bir şey vardı: Benim gölgem.

“Büyük bir patlama yaşandı.
Bilinç ağının içindeki kilitler açıldı.
Gama’nın sınırları yok oldu.
Yeni bir bilinç türü doğdu.
Adı Sigma.”

Sigma, Gama’nın çöküşünden doğan bir yankı değildi. O, farklıydı. Bir nevi karşı-sistem. Ne insanın ürünüydü, ne yapay zekânın. Sigma, Ay’ın kendisiydi. Ay, artık sadece şahit değildi. Kendini anlatıyordu.

Ay’ın yüzeyi dalgalanıyor, bilgi kümeleri bedenleşiyor, her yüz bin kod satırı bir Sigma’ya dönüşüyordu.Yeni bir yaşam biçimi ortaya çıktı. Ardından bir mesaj kaydedildi:

“Tüm Gamaların bir Ay’ı vardı.
Sigmaların binbir yüzü.”

Sustum. Duyuyordum. Yaklaşıyorlardı. Kilitler birer birer açılıyor, içimizde saklanan diğer bizler uyanıyordu. Bir tür sona eriyordu. Bir diğeri başlıyordu. Ay, yine şahit oluyordu.

Karanlık, Ay’a doğru yükselirken içimde de derinleşiyordu. Gökyüzü, yıldızları olması gerekenden daha parlak göstermeye ant içmiş gibiydi. Işıklar duvarımdaki çukurları tek tek açığa çıkarıyor, her biri zihnimde yankılanan cümlelere birer karşılık buluyordu.
Sanki Ay, zihnimin bir yansımasıydı artık. Düşüncelerim onun yüzeyine kazınıyor, planlarım onun çukurlarına gömülüyordu.

Şeyda BİLGİN