Dante Alighieri, 1302’de sürgüne gönderilir ve bir daha Floransa’ya dönemez. Kalbinde iki büyük aşkı; Beatrice ve Floransa, dönemin Kuzey İtalya kentlerinde dolaşır, yereldeki halklarla, dilleriyle yakınlık kurar.
Ancak iki büyük aşkından da sürülmüş olması, acıyı ve öfkeyi yoğurur onda. Kalemini tarihin en büyük şiirlerinden biri için sivriltir.
İlahi Komedya (Divina Commedia), insan ruhunun en karanlık koridorlarından geçip ışığa ulaşma arzusunun ebedi bir yankısıdır artık.
Eserini üç büyük bölüme ayırır; Cehennem (Inferno), Araf (Purgatorio), Cennet (Paradiso). Dante hayattayken yapamadıklarını/ yaptıramadıklarını bu yolculukta yapmak/yaptırmak ister. Ölü bir rehber eşliğinde ölüleri iç karanlıklarıyla yüzleştirir. Cehennem’e inerken, o ve rehberi Vergilius, lanetlenmiş ruhların hikayesine kulak kabartır. Bazı günahkarlar, XIII. Kanto’daki intihar, VI. Kanto’daki obur Ciacco ve X. Kanto’daki sapkınlar gibi geleceği kehanette bulunur.
Dante günahkarlardan önce kendini anlatmasını, sonra günahının nedenini, cezasının ne olduğunu hatta tasvirini bile ister. Örneğin XIII. Kanto’da (58-60) dizelerindeki ruh, Dante ve Vergilius’a kendini tanıtarak başlar: “Federigo’nun yüreğinin iki anahtarı benim elimdeydi, öyle yavaş yavaş açar kapardım ki kilidi…” Ardından intihara nasıl sürüklendiğini açıklar, Dante ve Vergilius’a…
Aklın sesi ve rehberi olan Antik Roma şairi Vergilius, karanlık bir ormanda yolunu kaybetmiş olan Dante’nin yol göstericisidir. Yolunun önce cehennem olduğunu söyler, Dante korkar.  
Birlikte dokuz katlı cehennemi gezerler; şehvet, oburluk, açgözlülük, öfke…
En derin halkada ise ihanet…
Orada Lucifer (Şeytan), donmuş bir gölün ortasında zincirlenmiştir.
Dante, kendisini hem bir ölünün rehberliğine hem de ölülerle buluşmaya bırakır. Biz de, Atölye olarak hala soluk alıp veriyorken ilk bölüme; Cehennem’in ruh dünyasına, bu garip kubbeye adım atıyoruz.

Burada neler oluyor diye sorup duracağız.

Dante’nin hiç sönmeyen, kor kor yanan iç çelişkilerini edebiyatla nasıl alev alev tutuşturduğunu ve ta bizim atölyenin içlerine kadar ulaştırdığını Komedya’nın derinliklerine inerek göreceğiz.
Ölü gezginiyle ölülerin ruh dünyasını şiir gibi okuyup, şarkı gibi dinleyeceğiz.
Gezeceğiz.
Önce Cehennem’e inip, Araf’ta bir süre bekleyip, sonra Cennet’e varacağız.
Kat kat dolaşıp göreceğiz.
Oralarda kimler yok ki…

Evet, Beatrice de orada.

Kim bilir belki de Dante de sadece Beatrice için gitti yerin dokuz kat dibine.

Başarabilenlere olağanüstü yükseklik vaadi de var İlahi Komedya’nın.

Cehennemden çıkabilirsek Araf Dağı’na ulaşacağız. Araf umutla doludur ve cezalar sonludur. Burada günahlarından arınmaya çalışan ruhları göreceğiz.
Aklın rehberi Vergilius maalesef Dante’yi dağın zirvesinde bırakmak zorundadır. Çünkü o, bu kez akılla değil, ilahi aşkıyla buluşacaktır. Beatrice cennette onu bekliyordur ve Vergilius Cennet’i Dante’nin ilahi aşkı Beatrice ile dolaşması gerektiğini biliyordur. Dante’yi Beatrice’e teslim eder.
Baetrice, inançtır, aşktır, ışıktır…
Dante, Beatrice’e olan tutkusunu Hristiyan aşkıyla birleştirir. Mutluluk verendir ikisi de. Olağanüstü şiirsel bir güzellikte deneyimlediği aşkını,1294’te Latince ve Ortaçağ İtalyancasıyla Yeni Hayat (Vita Nova )  metniyle anlatır. Bu metin, mutluluk veren anlamına gelen Beatrice’e şiirsel bir övgünün doruğudur.
“Işığın göğü, tam dokuz kez, doğduğum zamanki yerine, yörüngesinin neredeyse aynı noktasına geri dönmüştü; zihnimin görkemli hanımı ilk kez gözlerimin önünde belirdiğinde birçok kişinin adının Beatrice olduğunu bilmeden çağırdığı kadın”



Ve Beatrice, Vergilius’tan teslim aldığı Dante’yi göğün katlarına çıkarır.
Burada, sevginin çok farklı anlamlarıyla karşılaşır. Bilgelik, adalet, inanç, umut ve ilahi sevgi…
“Sevgi, güneşi ve yıldızları döndüren güçtür.”
(L’amor che move il sole e l’altre stelle)


Bir ruh yolculuğudur İlahi Komedya. İçsel bir yolculukta Dante kendisini doğurmuştur. O, yalnızca bir hikaye anlatmıyor; kelimeleriyle bir evren kuruyor. Bu evrende kelimeler taş gibi ağır, ışık gibi saydam, şiir- şarkı gibi yankılıdır. Kalp atışı duyulur dizelerde.
Bir yarımız göğe bakarken, diğer yarımız çamura batmıştır.
Sürgün, kayıp, arayış ve belki de bir kurtuluş…  
Atölye olarak yüzeyde bir hikayeye değil, derinde çok derinlerde sırasıyla; Cehennem’e, Araf’a ve Cennet’e gideceğiz.
Dante’nin içsel yolculuğunun karanlığında varlığımızın ışığını, dizelerindeki şiirsel yankıda ise yokluğun tam ortasındaki ülkemiz için anlam arayacağız.
1235- 1321 İtalya’sıyla, 2025 Türkiye’sinin zindanlarında esir alınan her bir “can” için yokluğun duvarlarından geçip hücrelerine umut asacağız. Yaşam yokluğun ortasında yeniden var olacak.
Fatos Öcal Kara