Her Öğretmenler Günü’nde dilime bir şarkı dolanır. “Öğretmen kutsaldır ana gibi, öğretmen kutsaldır baba gibi, öpülesi elleri var, şirin tatlı dilleri var.” Okul sıralarında oturan, beyaz yakalı kara önlüklü çocukların ortasında, şık giyimli, güler yüzlü, dik duruşlu esmer bir adam fotoğrafı da şarkıyla birlikte zihnime düşer. Kendisi de Yüksek Öğretmen Okulu mezunu olan Ali Rıza Binboğa, TRT arşivine göre bu şarkıyı ilk kez 1978-1979 yıllarında söylemiş. Tek kanallı yılları yaşamış biri olarak televizyon ve radyolarda pek çok kez dinleyip ezberlemiştim.
Şarkıda geçen kutsallık bugün çok tartışmalı olsa da dönemin öğretmen kavramının toplumdaki yerini anlamak açısından oldukça değerli. O yılların Türkiye’sinde Köy Enstitüleri’nin etkisi hâlâ sürüyordu. Öğretmenlik, toplumda saygı duyulan, otoriter ve örnek alınan bir meslekti. Milli değerler, ahlaki kurallar ve vatandaşlık bilinci etrafında toplumu şekillendiren, kültür ve bilgi aktarımı yapan en önemli figür de öğretmenlerdi. Karşılarında düğme iliklenir, şapka çıkarılırdı. Sınıflarda mutlak otorite onlarındı.
Çocukluğumuzun ilk kahramanları öğretmenlerimizin sözünün üstüne söz tanımadığımız o yıllardan bugüne çok şey değişti. 1970 ve 80’lerdeki öğretmen veli ilişkisinde çocuğun konumunu anlatan “Eti sizin, kemiği bizim.” ifadesi, güçlü bir metafor olarak aklımızda kalanlardan. 1980 darbesinin en önemli müdahalelerinden birinin doğrudan eğitim sistemine olduğunu hem o dönemi yaşayanlar hem de o dönemi inceleyenler çok iyi hatırlayacaktır. Bunun yanı sıra yaşanan toplumsal gerilimler, artan beklentiler öğretmenin yükünü çoğaltırken, çalışan hakları konusunda da önemli sorunlar getirmişti. Bu dönemde yaratıcı, üretime dayalı, çevreyle ilişkili, sorgulayan model geride kaldı, daha merkezi otoriteye bağlı, ekonomik olarak güç kaybeden bir öğretmen figürü ortaya çıktı.
1990’lar ve 2000’lerde özel okul sayılarında yaşanan artışla eğitim tüketilebilir bir hizmet olarak algılanmaya başlandı. Rekabet, performans, sınav sistemlerindeki değişimler de eklenince veli “müşteri”, öğretmenlerse “uzman çalışan” gibi görünür oldu. Haliyle velilerin öğretmenden talepkâr hale gelmesi de bu dönemlere denk geliyor. Medya yaygınlaştı, eğitim politikalarının görünürlüğü arttı. Bu vesileyle de veliler daha çok sorgulamaya başladı. Sınav merkezli sistem iyice sertleşti. “Okul değil, sınav kazandırır.” düşüncesi topluma iyiden iyiye yerleşti. Zorunlu eğitim sekiz yıla çıkarıldı, taşımalı eğitim sistemi devreye alındı, öğretmenin köylerle bağı zayıflatıldı. Eğitimde ekonomik istikrarsızlığın en yoğun hissedildiği bu dönemde öğretmen ekonomik açıdan zorluk yaşamaya devam etse de hâlâ saygı gören bir figürdü. 
Sosyal medya ve şeffaflık çağına geldiğimizde, çocuğu tamamen öğretmen sorumluluğuna teslim etme anlayışı yerini aktif ve mücadeleci veli profiline bıraktı. Çocuğun akademik başarısından sosyal gelişimine kadar birçok alanda, öğretmenlerle sürekli iletişim içinde olan velinin rolü sorumluluk paylaşımı üzerine kuruldu. Yıllarca pasif konumda kalan veliler bugün çok daha aktif. Öğretmen artık tek sorumlu değil, bir işbirliği ortağı. Toplumsal ve kültürel değişimlerle başlayan bu dönüşüm, eğitim kültürünü yeniden şekillendirip öğretmenliği idealist ve kahramanlaşmış figürden, destekleyici ve profesyonel rehber konumuna taşıdı. Otoriteye dayalı değil, işbirliğine dayalı yeni bir model ön plana çıkarıldı. 
Sosyal medya ve iletişim teknolojileriyle veli açısından bu işbirliğine katılım kolaylaşırken, öğretmen açısından başka sorunlar ortaya çıktı. Öğretmen kararlarını sorgulayabilen veliler gün geçtikçe kendi seçimlerini daha ön plana çıkardı. Dayanışma olarak başlayan süreç zaman zaman ciddi çatışmalara dönüştü. Her uygulama sorgulanabilir hale geldi. Veli, eğitim müfettişi gibi davranmaya başladı. Öğretmen otoritesi iyice zayıfladı. Yaşam boyu öğrenme, eleştirel düşünme, dijital okuryazarlık kavramları çokça duyulmaya başlandı. Dijital çağın çocuklarının hızlı, sorgulayıcı, çoklu odaklı olması bu karmaşık ağı büyütse de öğretmenler dengeyi kurmaya çalışan bir merkez olarak varlık göstermeye devam etti.
Bu noktada Covid-19 pandemisini anmadan geçmek olmaz. Uzaktan eğitim ve hibrit modeller yüz yüze eğitimin yerini alırken öğretmenler hızlıca dijital dönüşüm zorluklarının içine düştü. İlk kez deneyimlenen, öğrenci ve öğretmen arasındaki fiziksel mesafeli sistemde, öğrenciyi ekran üzerinden motive etmek, duygusal ve sosyal açıdan öğretmenleri büyük bir psikolojik yükün altında bıraktı.
Başta sözlerinin bir kısmını paylaştığım şarkının duygusal atmosferinden epeyce uzaklaşılmış olsa da öğretmenlerimiz hâlâ toplumumuzun en önemli yapı taşları. Onlar artık yalnızca bilgi ve kültür aktaran değil; aynı zamanda teknolojiye hâkim, duygusal destek sağlayan, kriz yöneticisi, hizmet ve eğitim arasında köprü kuran çok yönlü uzmanlar.
Öğretmenler Günü’nde onları hatırlarken, geçmişten bugüne taşıdıkları emeği, sabrı, fedakârlığı, zorlu koşullara rağmen gösterdikleri özveriyi kollektif hafızamıza bir kez daha yerleştirmemiz gerektiğine inanıyorum.
Tüm öğretmenlerimize, geçmişten bugüne taşıdıkları değerler ve yarına taşıyacakları izler için sonsuz teşekkürlerimizle. Gününüz kutlu olsun.
Özlem Budak


Kaynakça: https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1261783