Bir şeyleri kırmam gerekiyor;
öfkeliyim ve biraz aç.
Ellerim kör—budamam gerek,
çiçekler lazım bana.

Neye baksam bilmem kaç yıl öncesi;
belki eskilerden bir ses gelir diye
zamanı yitirmiş telefonlar taşıyorum yanımda.
Filtresiz sigaralar arıyorum;
adamın biri gülüyor,
“Rum meyhaneleri de mi kapandı?” diye soruyorum.

Eski şarkılar nerede çalıyor şimdi?
Kadehler masalara değil,
yeraltına mı devriliyor artık?
Balıkların gözleri bile küskün;
rakının buğusunda hiçbir dost yüzü seçilmiyor.

Sokaklarında doğup büyüdüğüm şehirler
yok saysınlar artık beni;
ben çoktan fotoğraflardan silinmiş bir gölgeyim.
Arkası dönük bir çocuk,
bir ismin unutulmuş yankısıyım.

Ve her gece aynı soruyu soruyorum kendime:
Kırıp dökmeden nasıl yaşar bir insan,
bu kadar eksilmişken?

Ellerim hiçbirine çözüm bulamıyor;
“soruların eskimiş, senin” diyorlar—
ve hiçbir utanma eylemi olmayan,
kendi gölgesini bile çaldırmış insanlar
eşiksiz evlerde yazdığım kâğıtları sorguluyor.

Niye herkes uyurken ben uyanıyorum?
Kelimelerim gittikçe bir silaha dönüşüyor;
kendime bile söylemekten korkuyorum.
Üzerime yağabilecek bir yağmur bile kalmadı artık.

Deniz Düşünen