İçimde sabrı çatlamış
bir peygamber var.
Tayfalarını yitirmiş
bir kaptan…
İkisi de aynı denize bakıyor;
biri Tanrı’ya küfrediyor,
diğeri pusulasını kırıyor.
Geceden arta kalan bir çentik gibiyim;
ne vahiy iner içime,
ne rüzgâr doluyor yelkenlerime…
İçimde sabrı çatlamış bir peygamberle,
tayfasını denize dökmüş bir kaptan,
aynı adamın iki yarasıdır.
Biri göğe yumruk savururken
öteki dümeni kendi boğazına dayıyor;
ikisinin de gözünde aynı tuzlu karanlık.
Ben o karanlığın tam ortasındaki kırık fenerim;
ne Musa’nın asâsı yarıyor içimdeki denizi,
ne Sindbad’ın rüzgârı dolduruyor yırtık yelkenimi.
Ve gece uzadıkça uzuyor;
ne peygamberin sabrı yetiyor artık,
ne kaptanın cesareti.
İkisi de aynı anda fısıldıyor:
“Bu denizde boğulmak da bir tür karaya çıkmaktır.”
“Her deniz kendi tufanını yaratır,
her yara kendi peygamberini.”
Deniz Düşünen

“Her deniz kendi tufanını yaratır,
her yara kendi peygamberini.”
nasıl güzel bir anlatım, kutluyorum
Çok güzel olmuş👍👏