İçimde sabrı çatlamış
bir peygamber var.
Tayfalarını yitirmiş
bir kaptan…

İkisi de aynı denize bakıyor;
biri Tanrı’ya küfrediyor,
diğeri pusulasını kırıyor.

Geceden arta kalan bir çentik gibiyim;
ne vahiy iner içime,
ne rüzgâr doluyor yelkenlerime…

İçimde sabrı çatlamış bir peygamberle,
tayfasını denize dökmüş bir kaptan,
aynı adamın iki yarasıdır.

Biri göğe yumruk savururken
öteki dümeni kendi boğazına dayıyor;
ikisinin de gözünde aynı tuzlu karanlık.

Ben o karanlığın tam ortasındaki kırık fenerim;
ne Musa’nın asâsı yarıyor içimdeki denizi,
ne Sindbad’ın rüzgârı dolduruyor yırtık yelkenimi.

Ve gece uzadıkça uzuyor;
ne peygamberin sabrı yetiyor artık,
ne kaptanın cesareti.

İkisi de aynı anda fısıldıyor:
“Bu denizde boğulmak da bir tür karaya çıkmaktır.”

“Her deniz kendi tufanını yaratır,
her yara kendi peygamberini.”

Deniz Düşünen