Çizgiyle Konuşan Portreler
Karikatürist Erdoğan Karayel
Pazartesi14 çizgiyle buluşuyor.
“Çizgiyle Konuşan Portreler” başlığı altında, Erdoğan Karayel’in portre çalışmaları dergide yer alacak. Yeni bir görsel ekleme yapmıyoruz; derginin ifade alanını genişleten bir adım atıyoruz.
Edebiyat bir hafıza biçimidir.
Çizgi de öyle.
Bir yüzü birkaç çizgiyle yakalamak, bazen uzun bir metinden daha keskindir. Karayel’in yıllara yayılan portre çalışmaları, özellikle Konuşan Portreler kitabıyla somutlaşan üretimi, bu yaklaşımın güçlü bir örneğidir.
Pazartesi14’te Çizgiyle Konuşan Portreler’i başlatmamızın nedeni, farklı bir sanat disiplinini dergiye dahil etmek, çizgiye yer açmak.
Portre bundan sonra sözle ve çizgiyle kurulacak.

ÖYLE GÜNLER GÖRDÜM Kİ
Öyle günler gördüm ki, aydın gökler kararıp
Bahtım bir bulut gibi üstüme çöker oldu,
Her gözümü yumunca tanıdık yüzler görüp,
Hayaller alev alev beynimi yakar oldu.
Ümitsizlik, gariplik dört tarafımı sarıp
Yüzüm sırıtsa bile, içim yaş döker oldu.
Her sabah ilk ışıklar gözlerimi oyardı,
Uyanan taş duvarlar iniltimi duyardı.
Öyle günler gördüm ki, duvarlar gelir dile,
Gözümde canlanırdı eşkıya masalları.
Varlığımı sarardı, hain bir isteyişle
Görmediğim yumuşak bir düşmanın elleri
Kafada çelik gibi fikirler dursa bile
Kalplerin eksik olmaz böyle zayıf hâlleri:
Bazen kendi kendimin elinden kurtulurdum,
Kalbimi bir çamurda çırpınırken bulurdum.
Öyle günler gördüm ki, dost dediğim insanlar
Ben yanına varınca dudağını kıvırdı.
Bir zamanlar yanımda ağız açamayanlar
Sırtımı sıvazladı, bana öğüt savurdu.
Silâhsız gördüğüne saldıran kahramanlar
En alçak tekmelerle beni yere devirdi.
Ruhum bir heykel gibi düşüp parçalanırdı.
Bu sesleri duyanlar gülüyorum sanırdı.
Öyle günler gördüm ki, tabanca şakağımda
Tasarladım aydınlık dünyayı bırakmayı
Gönlüm acıklı buldu, en ateşli çağımda
Sönük bir yıldız gibi boşluklara akmayı
Tabancanın namlusu ısındı yanağımda,
Parmağım istemedi tetiğini çekmeyi…
Bir sonbahar yağmuru gibi içim ağlardı
Bir şeyler fakat beni yaşamağa bağlardı.
Ey bir tane sevgilim, ben bugün yaşıyorsam
Sanma ki hayat tatlı, insanlar hoş olmuştur,
Dağ başında bir kaya gibiyim şöyle dursam
Etrafım eskisinden daha bomboş olmuştur…
Yalnız sana borçluyum bugün dünyada varsam:
Seni her andığımda gözlerim yaş olmuştur.
Yaşlar ki bir ırmaktır, dertleri sürür gider,
Gözyaşları içinde seneler yürür gider.
Yok olmak isteğiyle kalbim attığı zaman,
Bana: Yaşa der gibi gülen senin yüzündü.
Dizlerim bir batakta yorgun yattığı zaman
Bacaklarıma kuvvet veren senin hızındı.
Yaşaran gözlerimde, güneş battığı zaman
Sıcak bir yuva gibi tüten senin dizindi.
Sen aklıma gelince her şeyler gülümserdi.
Ağaçlar şarkı söyler, rüzgâr tatlı eserdi.
Ey sevgilim, bilirsin benim ne çektiğimi:
Garip başımın derdi bir yürek taşıyorum.
Anlarsın niçin uzak yerlere baktığımı:
İçinde yaşanmaz bir dünyada yaşıyorum.
Görünce gülme sakın çırpınıp aktığımı:
Ilık ve aydınlık bir denize koşuyorum.
Sen benim sevgilimsin, sevsen de, sevmesen de,
Aradığım yerlere benzeyiş buldum sende.
Sabahattin Ali – 1934

Satranç kapalı bir odada geçer.
İnsan içeridedir.
Zaman uzar.
Hamleler çoğalır.
Düşünce büyür.
Sessizlik ağırlaşır.
Oyun geri çekilir.
Zihin öne çıkar.
İnsan kendine bakar.
Stefan Zweig bu durumu yazar.
Sakin bir anlatıyla.
Bugün etkisi sürer.
Bu odalar tanıdıktır.

Harika