Kadehimi kaldırıyorum.
renksiz şarabımda
dörtnala ilerliyor dize
yücenin bölgesini arıyor
ama çarpıyor şiirin
ölümcül sınırına,
ve kadeh kırılıyor,
şarap dökülüyor.
Düşüm hala suskun ve yoksul
yokluğunun hatırası
içimde kırılıyor.
. . . ve içiyorum.

NORBERTO PANNONE, ARGENTINA

Translated by Germain Droogenbroodt – Stanley Barkan

Türkçeleyen: Dr Barbaros İRDELMEN



I Raise My Glass

I raise my glass.
In my colourless wine,
gallops the verse.
It seeks the region of the sublime,
but collides with the fatal
limit of poetry,
and the glass shatters,
spilling the wine.
My dream remains
still austere.
The memory
of your absence
breaks in me.
. . . and I drink.

NORBERTO PANNONE, ARGENTINA

Translated by Germain Droogenbroodt – Stanley Barkan


ALZO MI COPA

Alzo mi copa.
En mi vino sin matiz
galopa el verso.
Busca la región de lo sublime.
Colisiona el límite
fatal de la poesía
y el cristal se rompe,
derramando la vid.
Mi sueño permanece
aún austero.
Me requiebran
de ausencias
tus recuerdos.
…y bebo.

NORBERTO PANNONE, ARGENTINA


Ithaca 809

Yorum

Bu şiir, içsel bir acıyı, kaybı ve şiirin sınırlarını zorlayan bir yaratım sancısını çok katmanlı bir şekilde anlatıyor.

“Kadehimi kaldırıyorum.”

Şair, bir tören havasıyla başlıyor. Bu hareket, bir kutlama değil; bir yas, bir içsel anma gibi. Kadeh, burada bir sembol: hem içki içmenin aracı hem de duygu yükünü taşıyan bir nesne.

“renksiz şarabımda dörtnala ilerliyor dize”

Şarap “renksiz”, yani hayat gibi tadı var ama rengi yok. Belki de duygular yaşanıyor ama anlamı silinmiş.

“Dörtnala ilerliyor dize” ise şiirin ruhundaki aceleyi, tutkuyu ve engellenemezliği gösteriyor. Dize, yani şiirin kendisi, bir at gibi özgürce koşuyor; bu da yaratım sürecinin şiddetini ve yoğunluğunu anlatıyor.

“yücenin bölgesini arıyor

ama çarpıyor şiirin ölümcül sınırına,”

Burada şiirsel düşünce yüce olanı, belki Tanrısal olanı, belki saf anlamı arıyor ama şiirin sınırına çarpıyor. Yani dilin, anlatımın, insan olmanın sınırına… Şiirin ulaştığı nokta artık yetmiyor. Bu, şiirin sınırlarında yankılanan bir trajedi.

“ve kadeh kırılıyor,

şarap dökülüyor.”

Yaratım kırılıyor. Duygu taştığı anda, taşıyıcı olan form (kadeh = şiir?) parçalanıyor. İçsel acı kontrolsüzce dışa vuruluyor. Şarap burada hem ilham hem de yasın içkisi olabilir.

“Düşüm hala suskun ve yoksul”

Hayal, düş – yani şairin umudu ya da şiirin nihai amacı – hâlâ sessiz, hâlâ eksik. Belki de beklenen ilham gelmemiş, belki şiir o “yüce” yere ulaşamamış.

“yokluğunun hatırası içimde kırılıyor.”

Kayıp teması burada netleşiyor. Şairin özlediği bir “sen” var. Bu kişi ya ölmüş ya da gitmiş. Onun yokluğu, sadece bir hatıra değil; içsel bir çöküşün sebebi.

“. . . ve içiyorum.”

Ve şair, tüm bunlardan sonra yine de içiyor. Bu belki bir teslimiyet, belki bir alışkanlık, belki bir direnç biçimi. Acıya rağmen yaşamaya devam etmek gibi.

Bu şiir, şiirin kendisiyle yapılan bir hesaplaşmayı, yaratımın sınırlarını, yüce olana ulaşma çabasının çöküşünü, bir yitimin içsel yansımasını ve tüm bu çaresizliğe karşı gösterilen bir direnişi anlatıyor.

Sadece bir aşk şiiri değil; varoluş, dil, şiir ve kayıp üzerine çok derin, çok katmanlı bir iç monolog.