Çok eskiden bir dere varmış, dağların ardından, yolların ötesinden gelen. Dağlardan çıkıp aşağıya doğru salına salına inen dere, tepelere vadilere kayalıklara köylere kasabalara, geçtiği yerlere huzur bırakırmış. Bu derenin öyle temiz, öyle duru suyu varmış ki; onu görenler önce eğilip bakar, kendilerine çeki düzen verir sonra suyundan kana kana içerlermiş.
Dere çok ama çok uysal, incecik, kendi halinde akar akar gidermiş. Yoluna bir taş çıksa onu incitmeden, usulcacık üstünden atlar, salına salına yoluna devam edermiş. Asla taşkınlık yapmaz, üstünü başını kirletmezmiş. Geçtiği toprak kenarlarından yıkmadan, bozmadan yoluna devam edermiş. Hayvanlar, insanlar susuzluklarını ondan giderirlermiş. Kuşlar, civarında bulunan ağaçlara konar, yuva yapar, yavrularını orada büyütürlermiş. Derenin içindeki balıklar süzülerek yüzer, canına can katarlarmış. Ona bakanlar o duruluğu, aydınlığı, incecik kıvrılışı ile şırıltılı akışıyla ruhlarını dinlendirirlermiş. Onun suyundan içenler yeniden yeniden içmek isterlermiş. Sabah üstüne düşen güneş ışıklarıyla parıldar, ondan aldığı enerjiyle daha bir güzelleşirmiş. Kıyısında bulunan ağaçlarla uzun uzun sohbet eder, onlara yeniden hayat verirmiş. Velhasıl onun yakınında bulunan bütün canlılar hayat bulurmuş.
Ama günün birinde bu dereye hidro elektrik santrali kurulacağı söylentisi yayılmış. Bu santralden de elektrik üreteceklermiş. Hatta söylentiye göre çevresindeki ağaçlar da kesilecekmiş. Dere üzülmüş, ağaçlar üzülmüş, kuşlar üzülmüş, balıklar üzülmüş, toprak ana kızmış. Çünkü çocuklarını beslediği ağaçlar kesilecek, balıklar yok olacak, kuşlar yuvasız kalacakmış.
Köylüler, ağaçların gölgesinde oturanlar, suyunu içenler, dere çevresinde toplanıp konuşmuşlar. Onsuz olmayacağını anlatıp durmuşlar gelen geçene, sözü olanlara. Onlar da bilsin istemişler derenin şırıltısını, ağaçların gölgesini, toprağı, huzuru. Beklemişler günler boyunca dere kenarında. Korumak istemişler dereyi, ağaçları, kuşları, balıkları ve kendilerini. Nineler, dedeler, anneler, çocuklar nöbet beklediler dere kenarında doğaya zeval gelmesin diye.
Ancak söz geçirememişler sözü geçenlere, ne dereyi düşünmüşler, ne ağaçları, ne toprağı, ne yaşlıları, ne gençleri, ne geleceği. Karar verilmiş. Sözü yokmuş dere kenarında oturanların.
Ve o gün gelmiş; derenin şırıltısı, kenarındaki ağaçlar, ağaç gölgeleri ile huzur, barajın içinde kaybolup gitmiş.
Şükran Alp

Teşekkür ederim.