Fahrettin Altay
Bundan iki bin beş yüz yıl önce yaşamış Çinli bilge Sun Tzu, Savaş Sanatı adlı yapıtında der ki; …ümitsiz arazide askerlerime hayatlarının kurtulmasının ümitsiz olduğunu söylerdim. Bunun nedeni, düşman tarafından kuşatıldığını, yardım gelmesinin olanaksız olduğunu bilen askerde olağanüstü inatçı bir direniş gücü, sınırsız bir savaşma isteğinin ortaya çıkacağını; askerlerimin tehlike altında her emri yerine getireceğini bilmemdir.
General Fahrettin Altay’ın yürek burkan anılarını okurken aklımdan akla hayale sığmayan o direnç geçiyor. Nasıl başarıldığına hala daha inanması zor o kutsal mücadele! On yıl savaşan bir ülke! Yoksulluktan kırılıyor, yol yok, iz yok, peş peşe gelen yenilgilerden moraller yerle yeksan olmuş. Sınırları o zamanlar bugünkünden çok daha geniş olan ülkede, subayı, askeri savaştan savaşa kıtalararası koşturuyor, denizcisi Karadeniz’in çılgın dalgaları arasında silah taşıyor, kadınlar silah dolu kağnıları ile kar, kış, sıcak demeden yürüyorlar. En ümitsiz anda iken hangi duygu o insanları ayakta tuttu, cepheden cepheye, deli denizlere, toprak yollara sürükledi. Savaş sanatı dehası bir komutanın “ya istiklâl ya ölüm” emri, ümitsizlik içinde ümidi mi var etti?
Aslen İzmirli olan Fahrettin Altay asker bir aileden geliyor. Yarbay olan babası İşkodra’da görevliyken gene bir yarbay kızı ile evlenmiş, 1880 yılında Fahrettin dünyaya gelmiş. Sanki kaderindeki yer değiştirme daha çocukken başlamış, babasının görevi nedeniyle Mardin, Diyarbakır, Erzincan derken Erzurum Askeri Lisesi’ne gitmiş. İstanbul Harbiye’sinden mezun olmuş.
24 Aralık 1902’de bizim sınıftan on iki kurmay, yirmi yedi mümtaz yüzbaşı çıkmıştı. Sınıf birincisi Hafız Hakkı (Birinci Dünya Savaşı’nda doğuda Ordu Komutanı), ikinci Enver (Başkumandan Vekili) idi. Ben sınıfın altıncısı olmuştum. Kurmayı sınıflarında Hafız Hakkı ile çalışır arkadaşlık ederdim. Atatürk bizden iki sınıf, İnönü ise dört sınıf sonradır.
Kurmay Yüzbaşı olarak 4. Ordu’nun bulunduğu Erzincan’da göreve başlar. Enver ve Hafız Hakkı’da Manastır’a 3. Ordu’ya verilirler. Yedi yıl Erzincan, Diyarbakır, Muş, Bitlis, Doğu Anadolu’yu iyice tanır, olay çıkaran Ermeni eşkıyalarının takibi, Abdülhamit’in paranoyaları yüzünden Anadolu’da telef olan askerlerden oluşan Garipler Mezarlıkları, 31 Mart Olayını Erzincan ve Erzurum’da yaşamaları ve kontrol altına almaları, Dersim-Tunceli tedip harekâtında yapılan yanlışlığın yıllar sonra vereceği sonuçları, jurnal edilip sürgün gitmeleri gibi acı hatıraların yanında okurken gülümsetenler de vardır. Hafız Hakkı’dan aldığı mektup için “o kadar ustalıkla yazılmıştır ki” der “bütün ahvali son derece güzel anlattığı halde içinde suç teşkil edecek taraf yoktur.”

Sınıf arkadaşı Enver’in 1904 yılında gönderdiği mektuba anılarında yer verirken ise eleştireldir. Bu kadar mütevazı yazılmış bir mektubun tarihinden sekiz on yıl sonra büyük kudret sahibi olan bu Hürriyet Kahramanı’nın takındığı azamet ve benlik dikkate değer.
Hürriyet’in ilanından sonra İstanbul’a döner. Trablusgarp’ta savaş bütün hızıyla sürmektedir. Genç subaylar ordudaki yanlışlıkları görüp tecrübelerinden faydalanılmamasından şikâyet ederler. Enver en parlak dönemlerini yaşamaktadır ama bazıları Mustafa Kemal adlı subayın çok daha iyi savaş yönetebileceğini öngörmeye başlamışlardır.
Aşiret Süvari Alayları’nın sancak ve fermanlarını teslim etmek ve padişah adına merasim yapmak üzere tekrar doğuya gönderilir. Bu sırada Balkan Savaşı patlak verir. İstanbul’a döndüğünde durum çok vahimdir. Balkanlar ve Edirne, Kırklareli elden çıkmış, Trakya, Midye-Enez hattına indirgenmiş, ülke perişan, moral diye bir şey kalmamış. Trakya’da görevlendirilir. Balkan ülkelerinin kendi aralarında savaşa tutuşması ile Edirne ve Kırklareli geri alınır. Kırklareli’yi teslim alışını anlatır. Fahrettin Altay’ın anlatımında savaşın nasıl bir strateji oyunu olduğunu, yapılan hataların nelere mal olduğunu adım adım izleriz.
Ve Birinci Cihan Harbi gelir. Şimdi Çanakkale’deyiz. Mustafa Kemal’le ilk burada karşılaşır. Mustafa Kemal Bey Gelibolu’dan geçerken bize uğradı, kendisini ilk defa görmüş oluyordum. Enerjik, muhatabına i̇timat telkin eden, tok sözlü, sarı saçlı, mavi gözlü, düzgün endamlı genç bir komutan. Çanakkale muharebelerinin safahatını Fahrettin Altay’dan dinlerken, doğru strateji ve duruma göre yapılan doğru taktiklerle savaşın nasıl kazanılacağını gözlemliyorsunuz. Savaşın bir sanat olduğunu da.
Çarpıcı sahnelerden biri İngilizlerin geçici ateşkes istediği bölüm. Görüşmeler yapılır, ateşkes tesis edilir. Yaralı ve ölüler taşınırken iki tarafın arasında oluşan dostluk İngiliz komutanları endişelendirecek boyuta ulaşır. Ateşkesin yaralı ve ölüleri toplamak için istendiği düşünülür. Oysa Türk tarafının ölüleri İngiliz siperlerine daha yakındır ve şiddetli bir koku ortalığı sarmıştır. İşte o vakit anlamıştım ki, İngilizleri mütareke isteğine icbar eden şey bu kokudur…Zavallı şehitcikler süngüleri ile yapamadıklarını cesetlerin kokusu ile yapmak istiyorlarmış gibi bir hal… eğer ateşkes yapılmamış olsaydı ihtimal de İngilizler bu kokudan siperleri bırakıp kaçmak zorunda kalacaklardı.
Çanakkale geçilememişti. Ancak diğer cephelerde savaş sürüyordu. Önce Romanya’ya gönderilir. Burada kısa bir süre kalır ve Filistin Cephesine hareket emrini alır. Filistin cephesinde tam anlamıyla çöküş yaşanır. Fahrettin Altay’ın Filistin ve Yahudiler başlığıyla geçmişten o güne gelişimini kısaca özetleyerek başladığı bu bölüm Filistin cephesini anlamak için gerçek bir vesika niteliğindedir. Çanakkale’de önerileri dinlemeyen bazı Alman generallerin burada da aynı hataya düştükleri yer yer görülmektedir.
Ve Mondros Mütarekesi imzalanır. İzmir işgal edilir. Fahrettin Altay Konya’da görevlidir. Vatanseverler savaş yorgunu da olsalar darmadağın olmuş ülkenin kurtuluşu için çare aramaktadırlar. 1919 yılı kongrelerle, 1920 yılı iç isyanlarla mücadele ile geçer. Fahrettin Altay Konya’dadır gene. O günkü Konya ile ilgili geniş bilgi verir, Milli Mücadele’ye katılma isteklerini, heyecanlarını, özellikle o güne kadar kapalı kapılar ardında olan kadınların ilk defa ses vermeye başlamalarını, Milli Mücadele için ikilemde olanları, karşı propagandaya inananları, Konya’da bastırdığı ayaklanmayı anlatır. Mustafa Kemal ile devamlı irtibat halindedirler ve en güvendiği komutanlardan biri olacaktır. 10 Temmuz 1920’de halkın içten sevgi gösterileri arasında Afyon’a uğurlanırlar.
Yunan ilerleyişi devam etmektedir. Fahrettin Altay’dan Delibaş isyanını, Çerkes Ethem’i, Yeşil Ordu’yu dinleriz. Çerkes Ethem’in Yunanlara iltica etmesinden cesaret alan Yunanlar 1921 yılı başında taarruza başlarlar. I. İnönü, II. İnönü, Kütahya-Eskişehir ve Sakarya Savaşlarını aktarır Fahrettin Paşa. Artık General olmuştur. Her ne kadar sonunda yenen tarafta olduğumuzu bilsek de savaşın dehşetini ve aslında kazananın olmadığını iliklerimize kadar hissettiğimiz anılardır bunlar.
Fahrettin Paşa’nın anıları boyunca dağınık, moralsiz, liyakati sorunlu ordunun, düzenli, disiplinli bir orduya dönüşümünü izleriz. Savaş sanatı dehası bir komutanın isabetli stratejileri ile bir ülkenin yalnız ordusuyla değil, topyekün savaşmasıdır bu. Mustafa Kemal bütün karşı çıkışlara karşın Büyük Taarruz’u bir yıl sonra başlatır. Hesaplamalar çok ince yapılmıştır. Süvari Kolordusu Komutanı olarak görev alan Fahrettin Paşa savaşı gün gün anlatır. Kuleli Lisesi’nden kaçarak gelen, çok kısa sürelik bir eğitimle savaşa giren gençlerin ölümü içinizi acıtır. Hele o, hasta olduğu için gönderildiği Konya hastanesinden kaçıp gelen, İzmirli, neşeli, kabına sığmaz, heyecanlı, İzmir’e ilk giren olmak için yanıp tutuşan genç teğmen Yıldırım Kemal! Fahrettin Paşa ona “eski vazifenize devama başlayınız” derken iki saat sonra şahadet haberinin geleceğini bilebilir miydi?
Ve İzmir için yola çıkılır. Fahrettin Paşa bu tarihi yolculuğu da detaylandırır. İzmir’e giren süvari birliklerinin komutanıdır. Yüzbaşı Şeref bayrağımızı hükümet binasına çektikten, İzmir’de düzen sağlandıktan sonra annesinin yaşadığı eve gider. Kocası Eczacı yüzbaşısı Ahmet işgal günü şehit edildiği için teyzesi de anne ile beraber yaşamaktadır. Anne yığılır, kalır. Hasret biraz giderildikten sonra göreve geri döner. Bir gün sonra İzmir’e gelen Mustafa Kemal bir konuşma yapar. Gazi Paşa bu konuşması sırasında diyordu ki: “…Bu başarı milletindir.”
Kitabın bundan sonraki bölümü cumhuriyetin kuruluş yıllarını anlatır. Atatürk’ün yanında birçok görev yapmış olan Fahrettin Altay’ın buradaki gözlemleri de son derece okumaya değer. 1925 yılında Çankaya Köşkü’nde on bir gün Atatürk’e misafir olmasını gün gün yazar. Ankara’ya gelen hükümdarların çoğunu karşılar. Afgan Kralı Emanullah Han, İran Şahı Rıza Pehlevi, İngiltere Kralı VIII. Edward gibi. Kral Edward’a Çanakkale savaş alanlarını adım adım gezdirir. Rus Kızıl Ordu manevralarına katılır, İran-Afgan hudut hakemliğini yapar. En acı veren görevini ise kendisinden dinleyelim.
O vakit 1.Ordu Komutanı olmam dolayısı ile beni bu büyük insanın cenaze törenine komutan olarak tayin etmişlerdi. Bu görevi aldığım vakit onunla beraber olduğum yıllar gözlerimin önünden geçip gidiyordu. Çanakkale Savaşı’nda ve Milli Mücadele yıllarındaki beraberlik, inkılap yıllarındaki ideal arkadaşlığı, bana verdiği yakın dostluk… Ne hazin bir sonuç!
… Balkanlar’dan ve İran’dan gelen askerlerle bizim askerimizden karışık kuvvetin bu cenaze merasiminde komuta etmek benim için komutanlık hayatımın en acılı günü olmuştur. Allah’tan ona rahmet dilerim.
Bugün İzmir’de her gün yüzlerce kişinin geçtiği bir meydanın adı Fahrettin Altay. Bilerek ya da bilmeyerek onun adını anıyor İzmirliler. Dileğim hepimizin bilerek anması ve hep hatırlanması. Anısına saygıyla.
Asil Şenol Topçu
Kaynakça:
-10 Yıl Savaş ve Sonrası 1912-1922 -Fahrettin Altay-Eylem Yayınları
-Savaş Sanatı- Sun Tzu- Kastaş Yayınevi- Çeviren: Adil Demir

Çok güzel bir yazı olmuş, gerçekleri daim gençliğe okutmak gerekir!…