Günahla başladı bitsin günahla,

Şapkanın altında büyüyen ayıplarda.  

Tükenip kaldığı, söylemek istediği, uğruna sustuğu gururu; uykularında öldü.

Ağzının suyu aktı yastığına, titreye titreye başını vurdu yatağa.

Ruhu kitaplığının önünde sallanıyordu, tavana tavana!

Dur bir dak’ka!

Kurumuş kahve fincanlarını, kirlenmiş kıyafetlerini, ter kokan bedenini düşman kıldı nehirlere.
Arınmak ne mümkündü böyle bir dünyada.
İskender’in şiirlerini astı duvarlara,

“Aklımdasın” diyen balıklar yüzdü gözpınarlarında.

Filler maviydi, portakallar da.
Balıklar zokayı taktıydı gırtlağına.


Ömrünün en uzun, ömrünün en kısa, ömrünün en düz, ömrünün… canı cehenneme.

Cennet dedikleri yerde, nasıl olur da ağzı dualı şarkılar işitmez insan?
Öfke, ezbere bildiği yerden çıka gelmiş, davetsiz.

Hoş geldin diyensiz.

Bana bunu sen yaptın.

Bana bunu sen yaptın.

Bana bunu sen yaptın.

Bana bunu sen yaptın.

Beklemiş orada, durmuş, çoğalmış.

Kent pencerelerini çoktan açmış da kapılar duvarmış.

Bir yer varmış, hep gidelim denmiş, gittim sayıp dönülmemiş hiçbir zaman.

Unutuldu mu sanki unutulması unutulan…

Tenine kazınmış pusula dümdüz bir çizgi, karmakarışık.

Çözülsün ağzındaki nara.

Bir anda…

Güle ağlaya, ağlaya güle.

Dudaklarından harf harf dökülen minik kıpırtı asla affetmeyecek dünyayı.

Bağıracak.

Giderken.

Avaz avaz.

Kısılsın gözleri, göz altlarındaki umut büyüsün.

Uyusun da büyüsün dünya.

Baştan yaratası var kendini.

Elini, dilini, işe yaramaz şeylerini.

Her şeyi cayır cayır yakıp öyle dönesi var tanrıya.

Hiçbir şey kalmasın aramızda.

Hiçbir ağrı.

Yollar bitmeyecek, bu sokaklar da, bu ağaçlar da.

İçindeki ezikliğin altında savrulacak oradan oraya.

Ondan da adam olur.

Ondan da illa.

Günahlarda. 

Emrah Sağlam