Küllerinden yeniden doğmak… İnsan en büyük acizliğini bir bedene, hem de ölümlü bir bedene bağlı kalmak olarak görür. Haksız da sayılmaz hani, pek çok şeyin üstesinden gelse de insan, beden yıpranması, peşinden gelen ölümle baş edemez. İnsanlık tarih boyunca ölümsüzlük fikrinin peşinden koştu. Tanrılar yarattı ölümsüz kahramanlar tasarladı, ölümden sonra yaşamı düşledi, sonsuz gençlik iksirleri aradı, bedenin sınırlarını aşabilmek isteğiyle, sayısız efsane anlattı.

Bu nedenle olsa gerek, Anka Kuşunun küllerinden yeniden doğuş efsanesi yüzyıllardır kabul gören hikayelerden biridir…

Aslında kim bilir ne kadar göz kamaştırıcı olurdu, sonsuza kadar yaşayıp bilgelik üzerine bilgelik ilave edebilmek… Çin’de 70 yaş ya da daha üzerinde birisi öldüğünde ‘‘Bir kütüphane kaybettik’’ diye ağlarlarmış… Bu sözü de yürekten destekliyorum.

Fakat her şeyin ötesinde asıl gerçek, insan ölümü bedene bağlı olsa da anlam arayışının sonsuzluğudur. Anka’nın ölümsüzlüğü hiç ölmemek değildir. Efsaneye göre Anka ölür. Hatta yanarak ölür. Veee küllerinden tekrar doğar.

Anka Efsanesinin yüzyıllardır kabul görmesi bu nedenledir. Efsane doğrudan ölümsüzlüğü değil, yaşamın akışı içinde bitiş ve yenilenme döngüsünü anlatır. Aslolan ölümü inkâr etmek değil, her bitişten sonra yeni bir varoluş kapısı açabilmektir.

Daha da hayatın içinden düşünecek olursak insan ölmeden önce defalarca ölür. Bir çocuk öldüğünde bu bir yetişkinin doğuşudur. Bir aşk öldüğünde yeni bir insan ortaya çıkar, bir felaket yaşandığında ıstırap ateşinde yanan insan yeniden bambaşka bir olgunlukla doğar. İnsanın kendisi için kurduğu hikâye örüntüsü daima yıkılır ve birey bambaşka bir benlikle devam eder.

Bu bölümde size Anka Kuşu efsanesini anlatmak istiyorum:

Birinci Efsane

Anka Kuşunun Kaf Dağında yaşayan bilgelik sembolü olduğu düşünülür. Anka Kuşu ölüm vaktinin geldiğini anladığında, kendisi için bir yuva yapar ve içinde uyur. Yuvayı kuru dallardan yaptığı için sabah güneşin ilk ışıkları ile birlikte dallar tutuşur ve Anka Kuşu yanarak, ölür. Bütün yuva kül olup yandığında, küllerin arasında bir yumurta bulunur. Bu yumurtadan Anka Kuşu tekrar doğar… Böylece sonsuza dek sürecek, ölümsüzlük döngüsü başlar.

İkinci Efsane

Bu efsanede ise, Anka Kuşunun adı ‘’Simurg’’ olarak geçer.  Simurg o kadar bilge bir kuştur ki, bütün sorunları çözebilir. Bir gün kuşlar arasında bir türlü işin içinden çıkamadıkları bir problem ortaya çıkar. Düşünürler ‘’En iyisi bilge kuş Simurg’a soralım, cevabı bilse bilse o bilir’’ derler.

Anlatıya göre Simurg, Kaf Dağındaki bilgi ağacında yaşar… Fakat bu dağa ulaşmak için çok zorlu yedi büyük vadinin aşılması gerekir. Hep birlikte kalabalık bir kuş sürüsü olarak yola çıkarlar. (Simurg adı Farsça kökenlidir. Si= Otuz Murg= Kuş anlamına gelir.) (2)

Uzunca bir süre uçtuktan sonra birinci vadiye gelirler, burası ‘’irade’’ vadisidir. Kuşlar irade vadisine girmeleri ile birlikte, kendi iradelerine hâkim olamayıp, nefslerinin isteklerine yenilirler ve çoğu bu vadiden çıkamaz.  Ancak iradesine hâkim olabilenler sağlıklı bir şekilde buradan ayrılıp ikinci vadiye ulaşabilmiş.

İkinci vadi, ‘’aşk’’ vadisidir.  Bu vadide bedensel aşka düşen kuşların pek çoğu aşk sarhoşluğuyla kendilerinden geçer ve çeşitli tuzaklara düşerler.  Aşk vadisindeki tuzaklara kapılmayan kuşlar buradan sağ salim çıkıp, üçüncü vadiye doğru uçarlar.

Üçüncü vadi ‘’cehalet’’ vadisidir. Bu vadiye giren kuşların pek çoğu elde etmeleri gereken bilginin önemini küçümsemeye başlar. Bilgelik sırlarına eskisi kadar önem vermeyerek, düşünme eyleminden uzaklaşırlar. Düşünme eyleminden uzaklaşan kuşlar, asıl amaçlarını unutarak, vadide kalırlar.

Cehaletle savaşabilen kuşlar, buradan hızla uzaklaşarak dördüncü vadiye doğru yola koyulurlar.

Burası ‘’inançsızlık’’ vadisidir. Bu vadide kuşlar yorulup, ümitlerini kaybetmeye başlar. Sebat etme güçleri zayıfladığı için, kendi kendilerine asla Simurg’a ulaşamayacaklarını söylerler. Umutsuzluğa ve kötümserliğe kapılan kuşların pek çoğu bu vadiden çıkamaz. Çıkanların bazıları da amaçlarından vazgeçerek, geri dönerler.

Ümidini yitirmeden bu vadiden kurtulabilen kuşlar beşinci vadiye doğru kanat çırparlar.

Beşinci vadi ‘’yalnızlık’’ vadisidir. Yalnızlık vadisinde kuşlar kendilerini gruptan bağımsız ve bireysel hissetmeye başlar. Grup uyumu ve birliğini kaybederek, kendi başlarına hareket etmeyi tercih ederler. Yalnız kalmayı, birlik olmaya tercih eden kuşların çoğu, sürüden ayrılıkları için diğer hayvanlara yem olurlar.

“Bir” kalabilmenin zorluğuna rağmen, bu konuda direnebilen kuşlar beşinci vadiden de kurtularak altıncı vadiye uçarlar.

Altıncı vadi ‘’rivayet” vadisidir. Altıncı vadiye kadar azmederek gelen kuşlar, bu bölgeye girer girmez pek çok söylenti duymaya başlar. Söylentiler, Anka Kuşunun tüylerinin tümüyle yandığına ya da yeni tüylerini tekrar oluşturamadığına dair olumsuz, aslı olmayan bilgilerdir.  Zaten çok uzun ve yorucu bir yolculuktan çıkmış kuşlar, bu olumsuz konuşmaları da duyunca Anka Kuşunun varlığından ya da ona ulaşabileceklerinden şüphe ederler. Dedikodulardan etkilenen kuşların büyük bir kısmı bu vadiyi geçip Kaf Dağına devam etmek yerine, amaçlarından vazgeçerek kendi yuvalarına geri dönmeyi tercih ederler.

Söylentilere kulak asmayıp, gerçeği bulmaya kararlı kuşlar yedinci vadiye doğru yollarına devam ederler.

Yedinci vadi ‘’benlik’’ vadisi olarak adlandırılan en zorlu vadisidir. Bu tuzağın farkında olmayan kuşlar, vadiye girer girmez, kendi benliklerine her şeyin üstünde önem vermeye başlar. O kadar ki, her kuş kendisinin diğerlerinden daha fazla ayrıcalığa hakkı olduğuna inanmaya başlar. Benlik hırsına kapılan kuşlar birbirleri ile mücadeleye girerler ve pek çok ölüm vakası yaşanır.

Yedi vadinin tamamını soğukkanlılık ve azimle, düşüncelerini saptırmadan geçebilmeyi başaran kuşlar bir de bakarlar ki, çok kalabalık olarak yola çıktıkları halde arkadaşlarının çoğu telef olmuş, kala kala 30 kuş kalmışlar.

Bilgi ağacına vardıklarında ‘’Zümrüdüanka’’nın aslında ‘’30’’ anlamına geldiğini öğrenirler. Yani bu kadar zorluğa sebatla göğüs gerebilen her kuşun kendisi, Anka ya da Simurg olma mertebesine yükselmiştir.

Görülür ki bilgelik, ancak kendi içindeki olumsuzluklarla savaşarak onları alt edenlerin ulaşılabileceği bir basamaktır. Eski bir atasözü ‘’En zor savaş insanın kendi içine verdiği savaştır. Bunu başaranın zaten üstesinden gelemeyeceği hiçbir sorun yoktur…’’ der.

Amansız iç savaşınızda başarılı olmanız dileğiyle…

Sevgiler.

Füsun Esen Günaydın

Önemli Not:

Bu metindeki Yedi Vadi anlatısı, Ferîdüddin Attâr’ın 12. yüzyıla ait ‘Mantıku’t-Tayr’ (Kuşların Dili) adlı eserinde yer alan Simurg efsanesinin modern bir derlemesidir/uyarlamasıdır.” Orijinal eserde vadi isimleri: “İstek / Arayış Vadisi (Taleb)”/, “Aşk Vadisi (Işk),”/ “Bilgi Vadisi (Ma’rifet)”/”  İstiğna / Tokgözlülük Vadisi (İstiğnâ),” /“Tevhit / Birlik Vadisi (Tevhîd)”/ “Hayret / Şaşkınlık Vadisi (Hayret),” /“Fakr u Fenâ / Yokluk Vadisi (Fakr u Fenâ)Vadisi.”

Orijinaldeki tasavvufi/felsefi kavramlar (Işk, Tevhit, İstiğna, Fenâ vb.), modern insanın günlük hayatta karşılaştığı nefsi ve zihinsel engeller (cehalet, inançsızlık, yalnızlık, rivayet, benlik/ego) olarak uyarlanmıştır.

KAYNAK:

  1. Attâr, F. (2006). Mantıku’t-Tayr: Kuşların Dili (Çev. A. Gölpınarlı). İş Bankası Kültür Yayınları.
  2. Encyclopaedia Iranica