Adam atının eyerini allayıp pullamış.
Eyere bakınca padişah,
Ata bakınca sersefil bir adam.
Adam, 1225 yılında bir leşker.
Ben, 2025 yılında
kim olduğunu bilmeyen biri.

Neredeyiz, hangi zamandayız
bilmiyorum.
Soracak kimse de yok zaten etrafta.

Atıyla geri dönmek istiyor beni görünce.
Ben, onun gidememesine doğru
adım atıyorum.
Milat sonrası tarihlerin
en kanlısı hangisi?
Kıyafeti kanla yıkanmamış
kimse yok.

Ben, adam ve at.
Adamın ellerindeki kirin altında
kaç kişinin kanı var bilemem.
Benim avcumun içinde
kaç kanlı günah var bilemem.

Adam elleriyle “dur” diyor bana,
ellerinin sesini duyuyorum.
At geri gitmeyi bırakıyor.
At, adamı üstünden silkeliyor.
Ben, kafamın içindeki atları silkeliyorum.

Birden toprağı,
çıplak ayaklarımın altından
adamın düştüğü yere
taşındığını hissediyorum.
Eğilip kollarından tutuyorum adamı.
Adam bedenimi göğsümden itip
çölün etrafında dolaştırıyor.
Ben döne döne tekrar ona geliyorum.
Tekrar eğilmiyorum.
Kendisi ayağa kalkıyor.
O kadar kısa bir adam ki
eğilmeye devam ediyorum.

Asla kafasını geriye yaslayıp
bakmıyor bana.
Dik bir duruşla
uzamayı bekliyor.

Ses yok.
Bir rüzgâr bile yok.
Yokluk denizinde
üç balık oluyoruz.
Yokluk, bizi
yoğunluğunda yükseltiyor.

İşte şimdi,
hafifliğiyle üstüme çıkıyor adam.
At, eyerini üstünden çıkarıp
adamın üstüne atıyor.
At, adamın sırtına
Biniyor birden.
Eğilmiyor bana bakmak için.
Kibrinden yükünü görmüyor.

Ben kafamı eğip
kendime bakıyorum.
Bende, bakılmaya değmeyecek
ne var diye?

At, toynaklarıyla tepinmeye başlıyor
adamın sırtında.
Adama yardım edecek oluyorum.
Düşüşü hatırlıyorum, vazgeçiyorum.
At tekrar tepiniyor.

Deh bre adam!”
Gidiyorlar uzağa.
Yokluğun denizinde
bir tekerrürüm ben.
At, adamın tepesinde
hep bana dönüyor.

Işıl Gülseren