Tomris Uyar’ın kaleme aldığı “Metal Yorgunluğu” adlı kitapta, çeşitli kitaplarından derlenen seçme öyküler yer alıyor. Yazar, insanların acılarını, umutlarını ve çaresizliklerini çarpıcı bir dille anlattığı öykülerinde, yarattığı karakterlerle bütünleşmemizi sağlar. Öykülerinde anlattığı yaşamlara ayna tutan gözlemleriyle ve atmosfer yaratmaktaki ustalığıyla dikkati çeken Uyar, ayrıntılarla ve imgelerle zenginleştirdiği öykülerinde hayatı yeniden kurar. Dilindeki sadelik ve akıcılık, okurun öykülerle bütünleşmesini kolaylaştırmaktadır. Az sözcükle çok şey anlatma konusundaki başarısını, eksiltme yöntemini de ustaca kullanarak okuruna taşıyan Uyar, bir röportajında öykülerinin en seçkin özelliğinin yoğunluğu olduğunu dile getirmiştir. Yazar, öykülerinde yüzleşmeye kapı aralarken, okurlara da detaylarla zenginleştirdiği öykülerini tamamlama görevi verir. Gerisi okurun hayal gücüne kalmıştır.

Kitabın ilk öyküsü “Çiçek Dirilticileri”nde Şükrüye adlı küçük bir kızın gözünden, anne ve babasıyla ilişkisi, babasıyla birlikte babaannesine gitmeleri, babaannesinin mahallesinde çiçek satan yaşlı bir dedeyle tanışması anlatılır.  Yazar, ben anlatıcı Şükrüye’nin gözlemleri üzerinden anlattığı öyküde okura, anne ile babanın psikolojisini çözümleme imkanı verirken, eşlerin dünyasının ne kadar farklı olduğunu da hissettirir. Şükrüye ile çiçekçi dede arasında geçen diyaloglar öyküye akıcılık kazandıran bir işlev görmektedir. Öyküdeki diyaloglar, anne-baba, baba-babaanne, çocuk-dede arasındaki konuşmalarla derinleşirken, okur çocuğun gözünden hayata bakmayı öğrenir. Küçük kızın anlattıklarını dinlerken, çocuğun annesiyle ve babasıyla ilişkisini de bütünlüklü olarak kavrama imkanı buluruz.

Kitabın ikinci öyküsü “Dön Geri Bak”tır. Bu öyküde, Mustafa adlı bir şoförün gözünden Nesrin adlı arkadaşının ölmesinin ardından yaşananlar anlatılmaktadır. Mustafa kendisinden borç para isteyen Nesrin’i görmeye gittiğinde arkadaşının öldüğünü öğrenir. Mustafa’nın cenaze evindeki gözlemleri, Nesrin’in annesiyle yaptığı konuşmalar, cenaze evinin tasviri öykünün giriş bölümleridir. Nesrin’in annesinin, eşinin akrabalarının ve komşularının psikolojisini çözümleme imkanı bulduğumuz satırların ardından, Nesrin’in ölmeden önce eşi ve ailesiyle yaşadıkları da anlatılır. Tomris Uyar, birçok öyküsünde yaptığı gibi, geriye gidişlerle öyküye derinlik kazandırırken, atmosferi kurmaktaki ustalığını da göstermektedir. Nesrin’in mutsuz evliliği ile geçmişte Mustafa’yla yaşadığı ilişkiyi de çözümleyen yazar, okuru kendi kafasında sorular sormaya iten satırlarıyla dikkati çekmektedir.

“Şen Ol Bayburt” adlı öyküde, hasta eşi Behçet’le yaşayan Feride hanımın, evine çağırdığı kadınla konuşmaları anlatılır. Yaşlı ailenin giderek yoksullaşmasının, umutsuzluğunun ve çaresizliğinin anlatıldığı öyküde, ilk başta aileye karşı ön yargılı davranan anlatıcı kadının, Feride hanımın yaşamlarına ayna tutmasının ardından aileyi anlama çabasına tanıklık ederiz. Öyküdeki yapı adım adım kurularak akıcı bir dille okuru etkisi altına alır. Tomris Uyar, bu öyküsünde bugün bile çokça karşılaşabileceğimiz yaşamları bütün çelişkileri ve çatışmalarıyla önümüze sererken, çeşitli detaylarla zenginleştirdiği öyküsünde, karakterlerle bütünleşmemizi sağlamaktadır.  

Kitabın en ilgi çekici öykülerinden biri, “Ilık, Yumuşak, Kahverengi Şeyler” adlı öyküdür. Vamık Efendi ile torunu küçük kızın, hasta olan Bahriye Hanım’ı ziyaret etmelerinin anlatıldığı öyküde, yaşlı kadının eşi ölmeden önce yaşadıkları aktarılır. Tomris Uyar, bu öyküsünde de geriye gidişlerle Bahriye Hanım’ın evliliğinin yanı sıra, kadının Vamık Efendi’ye olan ilgisini de çözümlemektedir.  

Kitaba adını veren “Metal Yorgunluğu” adlı öyküde, bir otel odasındaki tekerlekli sandalyede yalnız yaşamak zorunda kalan Ferdi’nin gözünden, Lin Bey adlı hayali bir adamla konuşmaları ve O’na hayatını anlatması işlenir. Geçmişine dair yaşadıklarını anlatan Ferdi’nin, kızıyla ilişkisinin yanı sıra, yalnızlığı da öykünün en öne çıkan temalarındandır.

“Ormandaki Ayna” adlı öyküde, yağmurlu bir havada durakta otobüs bekleyen Ece’nin yaşadıkları anlatılmaktadır. Ece’nin yaşamında geriye dönüşlerle birlikte öykünün detaylarıyla zenginleşen bir anlatı şöleni bizi beklemektedir. Ece’nin durakta beklerken yağmurdan sırılsıklam olduğu anlarda düşündükleri, kızıyla ilişkisi ve kızının hayata bencilce bakması, eski iş arkadaşı Belma, Belma’nın eşi Atilla’yla mutsuz evliliği, eleştirel bir bakışla anlatılmaktadır. Mutsuz ve yalnız yaşayan Ece’nin yaşamı sorgulaması, bilinçakışı tekniği kullanılarak okura aktarılır. Ece’nin hüzünlü yaşamını okurken, öykü sürpriz sona doğru adım adım ilerleyecektir.

“Kalenin Bedenleri” adlı öyküde Mardin’de yaşayan evli bir kadının erkeklerin gittiği bir kahvede düşündükleri ve yaşamını sorgulaması anlatılmaktadır. Geriye gidişlerle kadının trende seyahat ederken tütün satan bir çocukla konuşmaları ve gençliğinde aşık olduğu zamanları düşünmesi, son derece sade ve anlaşılır bir dille anlatılmaktadır. Öyküde toplumun kadına yönelik erkek egemen bakış açısına sorgulayan yazar, kadının yaşadıklarını anlamızı da kolaylaştırır.  

“Dondurma” adlı öykü de kitabın en çarpıcı öykülerindendir. Seniha adlı yalnız yaşayan bir kadının gözünden anlatılan öyküde, eşi Kazım’ın ölümünün ardından yaşadığı yalnızlık anlatılır. Öyküde Seniha’nın eşiyle ve arkadaşlarıyla ilişkisi de geriye dönüşlerle ele alınırken, öykü adım adım beklenmedik bir sona evrilecektir.

“Fal” adlı öyküde yeni açtığı küçük kitapçı dükkanından eve dönen yalnız bir kadının, evinde eşini beklemesi sırasında mutsuz evliliğini sorgulaması anlatılmaktadır. Evine dönen kadının kapısında bir demet çiçek görüp, bu çiçekleri bırakan kişiyi merak etmesi de öyküye ivme kazandıran bir işlev görmektedir.  Tomris Uyar, kadının yaşadığı yalnızlığı derinliğine anlatırken, O’nu anlamamızı kolaylaştırmaktadır. Yazar, okuru hüzünlü bir okumaya çağırırken, yaşamda böylesine mutsuz insanların olabileceği gerçekliğiyle yüzleştirir bizi. Kadının öyküsü, günümüzde de kapalı kapılar ardında yaşanabilecek mutsuz evliliklerin öyküsüdür aslında. Bu yönüyle de halen gerçekçi bir yön taşımaktadır.

“Akşam Alacası” adlı öykü, kitabın son öyküsü olmasının yanı sıra, en ilgi çekici öykülerden biridir.  Tomris Uyar, burada öykü yazarı bir anlatıcının gözünden parkta küçük bir çocukla yaptığı konuşmaları anlatırken, çocuğun hayatına dair detayları öğrenen anlatıcının çocukla kurduğu dostlukla birlikte yazacağı öyküye başlaması anlatılmaktadır. Burada öykünün karakteri yazarın gözünden yaşananlar aktarılırken, hem çocuğun yaşamına, hem de anlatıcı yazarın yaşamına dair fikir edinme imkanı buluruz. Tomris Uyar, burada da görmediğimiz bir yerden öyküye karakterlerinin konuşmaları ve yorumları üzerinden yön verirken, kullandığı teknikle bize hayatı olduğu gibi anlatmak yerine, hayatı yeniden kurgulayıp anlatır. Çocuğun yaşama bakışının da çözümlendiği bu öykü, sürpriz bir sonla bitecektir.

Öykücülüğümüzdeki özgün yerini ilk yazdığı günden bu yana koruyan Tomris Uyar, ölümünün ardından 15 yılı aşkın zaman geçmesine karşın, halen hayatın içinden anlattığı öykülerle aramızda yaşamaya devam ediyor.

Hakan Kizir