Yaşar Kemal’in ardından dört yıl önce yazılmış, Roman Kahramanları’nda yayımlanmıştır.

Nükhet Eren

Tam iki hafta önce, 14 Şubat Dünya Öykü Günü’nde Yaşar Kemal’i ziyarete gittim. Aynı zamanda Sevgililer Günü’ydü ve ben önceki akşamdan ona gitmeyi kafama koymuştum. Öğlene doğru Kadıköy’den vapura bindiğimde, “Kalemler” öyküsü aklımda dolanıp duruyordu.

Tıpkı İstanbul’a benzeyen çöplükte çalışan adamın evi, mahallenin en temiz gecekondu evidir. Çöpten toplanan rengârenk kalemler, yıkanıp paklanıp ailenin küçük kızı Neriman’a verilir. Sahip olduğu farklı kalemlerini, sınıf arkadaşlarına gösterme hevesiyle yanıp tutuşan çocuk sessiz olmalıdır. Varlıklı aile çocuklarının yanında kalem hazinesiyle varlığını sürdüren Neriman’ın mutluluğu, tahmin edileceği üzere çok uzun sürmez.

Yaşar Kemal’i son olarak Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın cenaze töreninde görmüştüm. Adana’ya ilk kez Kitap Fuarı için gittiğimde, herkesin onun adını anmasına elbette şaşırmadım. Üniversite arkadaşımın ısrarlarına rağmen memleketi Kadirli’ye gidemedim, ancak siyah şalvarların satıldığı dükkânları gördüm, Demirciler Çarşısı Cinayeti’ndeki mekânları aradım. Ortaokulu bitirdiğim yazın sarı sıcağında elimden düşmeyen kitabın bazı bölümlerini sesli olarak babaanneme okuduğumu hatırlıyorum. Güzel atlarla iyi insanların hikâyesi, okuma yazma bilmeyen yaşlı kadını nasıl kendine bağlamıştı.

Neriman okul arkadaşlarına ait kalemleri çalmakla suçlandığında, onların çöplükten geldiğini asla açıklamaz, ailesine dahi tek kelime ettirmez. Söylenirse kendini öldürecektir. Hırsız olduğu için okuldan kovulur, mis gibi çiçeklerle çevrili tertemiz evlerini ailesiyle birlikte terk edip ortadan kaybolurlar.

Ne olursa olsun yine umutsuz bırakmaz okuru yazar Yaşar Kemal. Pis, aşağılık, kalleş, merhametsiz şehrin çöplüklerinden renk renk kalemlerin çıkacağının altını çizerek bitirir öyküsünü.

Hastanede eşi Ayşe Hanım’la konuşurken, “Kalemler”in Yaşar Kemal’in en sevdiği öykülerden biri olduğunu öğrenince başım birden önüme düşüyor. “Teneke” adlı romanını opera olarak sahneye koyan İtalyan yönetmenin, bir ara “Kalemler”i sinemaya uyarlamak istediğini duyduğumda cevap veremiyorum, sesim titriyor. Büyük şehir çöplüklerini, aralarından çıkan çeşit çeşit kalemleri, bunların taşıdığı görsel zenginliği gözümüzde canlandırıyoruz birlikte, filmin bir gün mutlaka çekileceği konusunda hemfikir oluyoruz.

Yüksek bir kaide üzerinde duran, onun için açılmış deftere ne yazdığımı bilmiyorum. Dünya Öykü Günü ve Kalemler sözcüklerinin bir biçimde beyaz sayfaya girdiğini hatırlıyorum. Çapa’nın yoğun bakımından ayrılıp geniş hastane binasının merdivenlerini çıkarken, makineye bağlı o bedeni düşünmüyorum zerre kadar.  16 yaşında bir genci görüyorum. Doğduğu Hemite köyünde, Medine Mustafa’nın karısı Kara Zeynep’in yaktığı ağıtı dinliyor. 11 yaşındaki Neriman ise çantasından çıkardığı rengârenk kalemleri uzatıyor ona yazması için.

Dünya edebiyatının usta kalemi, sana “Kalemler”le veda olsun. Yattığın yeri rengârenk kalemler doldursun.