Bir haftadır yemeğimizi her zamankinden fazla veriyorlar. Semirip, güzelleşmemiz içinmiş. Böyle olursak bizi daha çok almak isterlermiş. Bunu duyan bizimkiler mama kaplarına öyle bir saldırdılar ki payıma çok az düştü. Bu azmanlardan doğru dürüst yiyemiyorum ki şişmanlayayım. Hepsi de benim gibi yavru oldukları halde içlerinde en çelimsizi benim. Bir gözüm de doğduğumdan beri kapalı olduğundan pek de güzel görünmüyorum. Ah! Şu parlak kahverengi tüyleriyle övünen tombul Kahve gibi olabilseydim.

– Hayırdır Tek Göz, ne düşünüyorsun kara kara?

– Yarın yine sahiplenme günüymüş, Garip. Kaç ay geçti, kaç köpek geldi gitti, bir ben kaldım geride. Üstüne üstlük şu robot köpeği de getirdiler. Önce o şovunu yapıyor. Ardından bizimkiler hurra! sahneye çıkıyor. Olan yine bana oluyor. Sahi beni hiç seçmeyecekler mi?

– Bak yavrum, onlar en güzelini, en sağlıklısını istiyorlar. Kaç kere söyledim sana, şansın yok diye. Bu boş hayallerle zamanını geçirme. Sorun sende değil, insanı olduğu gibi kabul et.

– Senin gibi yaşlı olunca bunları söylemesi kolay tabii.

– Haklısın. Ben de seçilmeyeceğimi kocayınca anladım. Sonunda bu gerçeği kabul ettim. Kabul etmesem ne olacaktı ki?

– Değiştirmek için bir şeyler yapamaz mıyım?

– Belki bir yol vardır. Henüz senin gibi küçücükken tanıdığım barınak gönüllüsü olan genç bir kadın vardı. Kitap okumayı çok severdi. Şiir, öykü, roman, masal ne olursa yüksek sesle yanımızda okurdu. Bir gün Kibritçi Kız diye birinden söz etmişti. Kibritlerini yaktıktan sonra bitene kadar istedikleri olan kızın masalından çok etkilenmiştim. O günlerde her akşam Kibritçi Kız’ı düşünüp, durmuştum. 

– Çağırmadın mı onu?

– Sadece düşündüm. O da çağırmak değil midir?

Tek Göz güneş çöküp, el ayak çekilince barınağın kuytu bir köşesine gitti.  Kibritçi Kız’ı düşündü, düşündü. Umudu bitmek üzereyken önünde parlayan ışık demetinin içinde onu gördü.  Elindeki kibrit kutusunu titreyen parmaklarıyla tutarken ne kadar da yorgun görünüyordu.

– Üşüyor musun?

Soğuktan morarmış dudakları kilitlenmiş gibiydi.

– Yanıma gel, seni ısıtırım.

Küçük kız ağır adımlarla yaklaştı, kendini yere bıraktı. Tek Göz, onun küçük bedenini yorgan gibi kapladı. Titremesi durdu. Dudakları pembeye döndü. Yırtık pırtık elbisesine, eski ayakkabılarına baktı. Kirden rengi belli olmayan saçlarını, yüzünü, ellerini temizlemek için dakikalarca yaladı.

– O kadar içten çağırdın ki beni, sana gelebilmek için tüm kibritlerimi harcadım. Sadece iki tane kaldı.

– Sen masal değil misin? Bir kutu daha gelir nasılsa.

– Masalım unutuluyor artık. Başka kutu yok.

– Ama masallar unutulmaz ki!

– Uzun zamandır okunmuyor, anlatılmıyoruz.

– Bunu nasıl biliyorsun?

–  İnsanlar masalları okuduğu zaman tüm masal karakterlerinin içinde bir dalgalanma olur. Dalga o kadar büyür ki karakterler insanmış gibi hisseder. Ne bileyim gerçek göz yaşıyla ağlarlar, kahkahalarla gülerler, yanakları kızarır, canları acır. Böyle şeyler işte. Uzun zamandır hiç birimizde dalgadan eser yok. Masalların küsme zamanındayız artık.

– Üzüldüm, unutulmak kötü. Bir de benim gibiler var. İnsanlar beni hiç görmüyor, hatırlamıyor ki unutsun Kibritçi Kız!

– Ne dilemek istiyorsun?

– Arkadaşlarımı değil sadece beni görsünler. Belki böylece gelenlerden biri beni sever, sahiplenir.

– Yarın bir kibritimi senin için yakacağım. Diğeri de masalıma dönmem için yanacak.

Ertesi gün yanan kibrit görevini yaptı. Tek Göz’ün arkadaşları görünmez oldu, barınağa gelen ziyaretçiler yalnız onu gördüler. Robot köpeğe bile bakmadılar. Kuyruğunu neşeyle sallayıp, türlü şirinlikler yapsa da bir işe yaramadı. Ne de olsa bir kibritlik  zamanı vardı. Kibrit söner sönmez kendini yapayalnız buldu.

Gün bittiğinde, seçilenler belirlendiğinde başı önde yerine döndü. Kibritçi Kız’a olanları yarı ağlamaklı anlattı. Kibritçi Kız, çabasına hayran olduğunu söyledi. İşin kolay tarafına kaçıp birinin onu sahiplenmesini de dileyebileceğini ama onun bu yolu seçmediğinden söz etti. Gitmeden son söylediği şey “Tek Göz, kendi masalını yaz,” oldu.

Kendi masalını yazmak ne demekti? Danıştığı Garip bunun çok zor bir şey olduğunu söyledi. Yaşlı dostu ona en çok neyi yapmayı sevdiğini sordu. Takla atmayı çok sevdiği geldi aklına. Zaten bir tek bunu beceriyordu.

Nasıl bu karara vardılar bilinmez, Garip’in antrenörlüğünde taklasını geliştirmek için çalıştı. Günler sonra artık sadece düz takla değil ters takla da atabiliyordu. Ardından yaptıklarına havada burgu, çemberin içinden geçme, ip cambazlığı da eklendi. Bunları yaptığını görenler gözlerine inanamadı, robot köpeği görmez oldu. Her sahiplenme günü robot köpeğin yerine Tek Göz çıkıp gösterisini yaptı. Bir kaç kişi onu evine götürmeyi istese de artık barınağın maskotu olduğu için bu gerçekleşmedi. Doğrusu o da bu isteğinden vazgeçmişti. Tek dileği yaptığı numaralara daha zorlu bir yenisini katmaktı. Ünü dünyaya yayıldı. Onu görmek için gelen bir çok ziyaretçinin arasında olan biri Tek Göz’ün maceralarını anlatan masalı kaleme aldı. Adını “Kendi Masalını Yazan Tek Göz” koydu. Çocuklar masalı okudu, Tek Göz’ü çok sevdi.

Günlerden bir gün tehlikeli bir hareketi yapmayı denerken, Tek Göz masal oldu. Çoğu insan artık gösterisini izleyemeyeceği için üzüldü. Garip ve onu okuyan tüm çocuklarsa gerçek göz yaşları döktü.

Masal kitabının sayfalarından bize bakan Tek Göz şimdi bile gülümsüyor, Garip’i düşününce gözleri doluyor. Kibritçi Kız’la beraber masalların küsmemesi için çareler arıyor.

Gülayşen Erayda