Bir rüyadan nasıl uyanır bir çocuk?

Annesinin öpücüğüyle, kucağına atlayan kedisiyle, perdenin aralığından giren güneş ışığıyla… Daha neler sayabilirim size. Hem de baş başa kaldığım hayallerimde.

“Sezi kızım daldın gittin, yine hayal âleminde yaşıyorsun”

Bu sabah bunların hiçbiriyle uyanmadım. Kulaklarımı tırmalayan ve daha önce hiç duymadığım bir uğultu beni uyandırdı. Her yer sallanıyordu, dünya bom etmişti sanki. Kıpırdayamadım, hatta nefes bile almadım korkudan. Sessizce yatağımda bekledim.

Ne zaman bitecek? Ne kadar dayanabilirim?

Sonra sesler sustu. Bu rüya değil biliyorum. Hiç böyle kötü rüyalar görmem. Annemin yanına gitmeliyim hemen dedim ama yataktan kıpırdayamadım bile. Bir gayretle oturmayı başardım. Burası neresi, neredeyim ben?

Odamdaki ranzanın altında uyumuştum en son. Evet, burası benim ranzam, ama her yeri kapalı bir ranza. Sanki katlanmış, bir kutu olmuş. Bu kutudan çıkmayı çok istiyorum ama çok sert açamıyorum.

“Sezi neredesin? Yine mi kutu oyunu? Kızım bir gün sıkışıp kalacaksın diye korkuyorum.”

“Anne kedimle oynuyorum ne güzel. O çok seviyor kutulara girmeyi ama.”

Ya kimse beni duymazsa, ya hep burada kalırsam?

“Anneeee, anneciğiimmmm”

Annem beni duymuyor belli, yoksa çoktan gelmişti yanıma.

Üstelik ben de hiç kimsenin sesini duymuyorum.

Her yer karanlık ama beyaz tozlar uçuşuyor gözlerimin önünde. Öksürtüyor beni, hem nefes de aldırmıyor. Elimle ağzımı burnumu kapattım, annemin öğrettiği gibi, öksürüğüm azaldı. Annem öksürmemden çok telaşlanır, yoksa geldi de kutuyu mu açamadı. Ama babam açar o açamazsa.

“Anneeee, babaaaa…”

“Boğazım yanıyor bağırınca. Duyun beni ne olur.”

Hâlâ cevap gelmedi. Ne kadar soğuk bir sessizlik. Kedim nerede?

“Tılsııım, gel pisi pisi.”

Çok cazgırdır kedim. Miyavlamasını apartman girişinden duyarım. Ama şimdi mır bile yok.

Tek duyduğum ses midemin gurultusu.

“Sezi yine yerinde durmuyorsun.”

“Tamam, annecim hiç yaramazlık etmiyorum. Uslu uslu bekliyorum bak.”

Bekliyorum, bekliyorum.

Gözlerim ağırlaşıyor, başım yastığın üstüne düşüyor, uyuyorum.

Uyandım. Hadi artık herkes çıksın ortaya. Burada daha ne kadar kalacağım. Hem çok acıktım.

Annem çoktan kahvaltımı hazırlamıştı şimdiye. Ben de bahçeye çıkmıştım. Arkadaşlarımla oynuyordum. En sevdiğim oyun saklambaç.

Yoksa bu bir oyun mu? Saklambaç mı oynuyorlar benimle. Hadi sobeee. Çıksın artık herkes saklandığı yerden.

Yine karanlık ama beyaz tozlar havada uçuşmuyor artık, hepsi üzerime yapışmış. Saçlarım bile beyaz olmuş. Yaşlandım mı, yoksa bu bir zaman kutusu mu? İçine girdim ve yaşlandım. Ama büyümedim ki yaşlanayım, bunlar toz yalnızca. Nerden geldi bu tozlar bilmiyorum.

Babamın çalar saati de çalmadı bu sabah. Sinir ediyordu o saat beni. Kızardım babama, beni rüyalarımdan ayırıyordu. Saklamıştım bir keresinde. Şimdi çok istiyorum çalmasını, söz bir daha kızmayacağım.

Gözlerim ağırlaşıyor, yastığımı çeviriyorum. Arkası toz değil. Rüyalarımla buluşuyorum yeniden. Kedimi görüyorum rüyamda, üzerimde geziniyor. Kuyruğu beni gıdıklıyor, gülüyorum kıkır kıkır. Pofudik Tılsım çok komiksin.

Gülerek uyanmışım, ama uyandığımda yine ayni kutudayım. Kedimsiz. Ne kadar mutluydum rüyamda. Neden hiç kimse yok, bir ses bile olmaz mı?

Pis ayım nerde. Gece onunla yattığıma eminim. Ondan hiç ayrılmam ki. Zaten benden başka kimse ona dokunamaz. Pis ayım neredesin? Ne olur beni bırakma! Çok sıkılıyorum burada. Bir tek sen olsan yeterdi. O zaman dayanabilirdim bu karanlık boşluğa.

Karanlık canımı yakmıyor ama bu sessizlik, bu boşluk…

Uyumak istiyorum yeniden. Rüyalarımda herkes yanımda. Bir de susuzluk olmasa daha kolay uyuyacağım.

Uyudum sonunda, dahası uyumayı başardım ama rüya görmedim bu sefer. Rüyalarım da kara kutuya girdi. Onlar da benim gibi sahipsiz mi kaldı?

Kara kutuya gitgide alışıyorum. Gözlerim karanlığa alıştı. Artık duvar içlerinde yaşayan hamam böceklerini anlayabiliyorum. Hatta onlarla konuşabilirim bile.

Geçen gün yatağımın altında görünce korkuyla bağırmıştım. O da korkup kaçtı benden. Keşke korkutmasaymışım. Tek başıma olmazdım, konuşurdum güzel güzel, anlardı beni belki. Arkadaş olurduk hamam böceğiyle.

Ben çocuğum, kalamam tek başıma! Bağırmaya gücüm yok ama tekmelerim kuvvetlidir. Var gücümle tekmeliyorum ranzanın tahtasını. Çıkmak istiyorum bu kutudan. Bir daha kutu oyunu da oynamayacağım. Dayanamıyorum bu sessizliğe.

Bir ses geliyor kulağıma çok uzun zamandan sonra ilk kez duyduğum, kesinlikle gerçek, bir kez daha soruyor;

“Sesimi duyan var mı?”

Bu sefer tekmelerim daha kuvvetli. Yatağın tahtası ayağımı acıtıyor ama kırılsa da umurumda değil. Tekmeliyorum, tekmeliyorum, tekmeliyorum.

Alev Ramiz